Ah, şöyle yamacıma otur bakalım, dizlerim biraz sızlıyor ama zihnim hala eski günlerin neşesiyle pırıl pırıl. Sana Taphos kralı Pterelaos’un o tuhaf ve biraz da hüzünlü hikayesini anlatayım. Hani şu her şeyi olan ama en ufak bir detayı gözden kaçıran o mağrur kralı...
Pterelaos, soyu şanlı Perseus’a dayanan, denizlerin ortasındaki kayalık adasında krallık süren biriydi. Güçlüydü, kudretliydi ama onu özel kılan, başında taşıdığı altın renkli tek bir saç teliydi. Gökyüzü sakinlerinden biri, ona bu teli bahşederken, "Bu tel başında olduğu sürece ölümsüzsün," demişti. Düşünsene, koskoca bir kralın hayatı, rüzgarda uçuşan incecik bir kıl parçasına bağlıydı!
Adamcağız, bu ölümsüzlük sarhoşluğuyla biraz fazla ileri gitti. Gözünü Mykene tahtına dikti, Elektryon ile öylesine kanlı bir didişmeye girdi ki, sonuç tam bir trajedi oldu. Olan genç çocuklara oldu; Elektryon’un oğullarıyla Pterelaos’un oğulları savaş meydanında birbirlerini kırdılar. Arkalarında ise sadece yas ve çözülmemiş meseleler kaldı.
Hikayenin düğümlendiği yer ise tam burada. Elektryon’un kızı Alkmene, hem güzel hem de oldukça inatçı bir kadındı. Amphitryon ile evlenmeye niyetliydi ama gönlünde bir şart vardı: "Pterelaos’tan babamın ve kardeşlerimin intikamını almadan bana gelme!" dedi. Amphitryon, aşkın verdiği o kör cesaretle Taphos’a, yani kralın adasına doğru yelken açtı.
Ama nasıl yeneceksin ölümsüz bir kralı? Kılıçlar işlemez, oklar geri döner... İşte tam bu noktada, insan doğasının o karanlık ve şaşırtıcı tarafı devreye girdi. Kralın kendi kızı Komaitho, babasının o altın saç telini gördü ve aşık olduğu Amphitryon’a yardım etmeye karar verdi. Bir gece, babası derin bir uykunun kucağındayken, o kaderi belirleyen altın teli nazikçe kopardı.
O an anlaşıldı ki, ölümsüzlük dediğin şey, sadece bir inançtan veya bir saç telinden ibaretmiş. Kıl koptuğu an, Pterelaos’un büyülenmiş hayatı da uçup gitti.
İnsanlar zafer sarhoşluğuyla saraplarını yudumlarken, biz bilge ihtiyarlar biliriz ki; en büyük krallıklar bile çoğu zaman bir tutam saç telinden daha zayıf iplere bağlıdır. Komaitho’nun yaptığı sadakat miydi yoksa korkunç bir ihanet mi? Onu da sen kendi vicdanının terazisinde tart bakalım küçük dostum. Şimdi biraz susayım da, şu tepelerin ardından batan güneşin turuncusunu seyredelim, ne dersin?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulak ver; masallarda anlatılmayan bir sır vardır. Sana bugün Taphos Kralı Pterelaos’u anlatacağım. Sarayların o altın yaldızlı duvarlarının ardında, kralların birbirine "hak" iddiasıyla nasıl kılıç çaldığını ve o kılıçların ucunda kaç masumun nefesinin tükendiğini bir bilseydin, o gümüş kupandaki bir yudum şarabın bile ne kadar değerli olduğunu anlardın.
Pterelaos, hırslı bir adamdı. Perseus’un kanını taşıyordu ve kendi payına düşenle yetinmek yerine, başkasının toprağına, Mykene’nin tahtına göz dikti. Krallar böyledir evlat; ellerindekini büyütmek için kendi çocuklarını bile savaş meydanlarında birer piyon gibi harcamaktan geri durmazlar. O büyük seferde, iki tarafın genç oğulları, birbirlerini tanımadan, büyüklerinin anlamsız hırsları uğruna toprağa düştüler. Geride kalan ise sadece acı ve babaların doymak bilmeyen egosu oldu.
Pterelaos’u yenilmez kılan, başında taşıdığı o altın saç teliydi; sanki yaşamı, başkasının elinde bir iplik gibi o kılın ucuna asılmıştı. Güç, bazen böyle ince bir ipliğe bağlıdır ama kimse o ipin ne kadar kırılgan olduğunu görmek istemez. Peki, o surlar nasıl aşıldı? Pterelaos’un kızı Komaitho’nun hikayesini hiç duydun mu, güzel yavrum?
Komaitho, babasının otoritesinin altında ezilen, kendi evinde bir tutsak gibi yaşayan bir kadındı. Amphitryon denen bir başka hırslı adam, Alkmene’nin aşkını kazanmak için o korkunç şartı, yani Pterelaos’un ölümü şartını öne sürdüğünde, Komaitho’nun içindeki sessiz isyan uyandı. Kendi babasının, yani o "yüce kralın" gücünün, aslında en yakınındakinin ihanetiyle çökebileceğini biliyordu. Komaitho, babasının o altın saç telini kendi elleriyle kesti. Bir babanın iktidarı, bir evladın sessiz öfkesiyle son buldu.
Biliyor musun küçük bilge, sistemler her zaman kendini en zayıf gördüğü yerden; yani özgürlüğünü çaldığı kişilerin vicdanından vurur. Komaitho babasını öldürdü ama o da Amphitryon’un hırsına kurban gitti. Çünkü krallar, işlerine yarayanı kullanır ve sonra geride kalan enkazı temizleyip yollarına devam ederler.
Dünya, Pterelaos gibi hırslı kralların, Komaitho gibi görmezden gelinenlerin ve Amphitryon gibi güç sarhoşlarının hikayeleriyle dolu. Sen sen ol evlat, altın saç tellerine ya da kralların tahtlarına değil, o tahtı ayakta tutan veya yıkan sessiz insanların gerçeğine bak. Güç, daima kılıçta değil, o kılıcı tutan elin titreyip titremeyeceğine karar veren vicdandadır.