Thesauros Mythology Proteus

Proteus

Proteus

Poseidon’un foklarını güden, geleceği bilen deniz ihtiyarı Proteus; her kılığa girebilen, ancak sımsıkı yakalandığında sırlarını açan gizemli bir tanrıdır.

Deniz ihtiyarı Proteus, Odysseia’da detaylandırıldığı üzere Mısır’da, Nil’in ağzındaki Pharos adasında ikamet eden, Poseidon’un deniz mahluklarına ve fok sürülerine göz kulak olmakla görevli bir tanrıdır. Onun akışkan varlığı, Telemakhos’a Menelaos tarafından betimlenir. Troya dönüşü esnasında Mısır kıyılarında mahsur kalan Menelaos, rüzgarların yönünü tayin eden ilahi otoritenin kim olduğunu öğrenmek zorundadır. Ancak her daim mekanın ve zamanın bilgisini elinde tutan bu ölümsüz, kendi egemenliğini korumak adına sırlarını ancak bir zorlama neticesinde açığa çıkarır; zira iktidar, doğası gereği sessiz kalmayı tercih eder. Proteus’un kızı, babasının ancak zapt edilerek iradesinin kırılacağını Menelaos’a şu dizelerle tarif eder:

Güneş göğün doruğuna ulaştığında, denizin o yalan bilmez ihtiyarı dalgaların sırtından doğrulur; Zephyros’un yeli altında gizlenip derin oyuklara çekilir. Alacalı enginlerde, güzel deniz tanrıçasının fokları, derinlerin o keskin, tuzlu kokusuyla çevresine dizilir. İhtiyar, sürüsünü beşer beşer sayarak, bir çobanın disipliniyle denetlediği mülkünün arasına yerleşir. Gözleriniz onun uykuya daldığını seçtiği an, ona saldırmalı ve elinizden geldiğince sıkı tutmalısınız; hiçbir kaçış arayışı veya biçim değiştirmesi sizi vazgeçirmemeli. O, yerdeki sürüngenlerden ateşe ve akıp giden suya kadar her surete bürünerek sizi sarsmaya çalışacaktır. Ancak boyun eğmediğinizi gördüğünde ve o kaçınılmaz dili çözüldüğünde, artık dayatmanın yerini bilgi alacaktır; o vakit, yollarınızı tıkayan o muktedir gücün kim olduğunu ve balıklı denizlerde nasıl rotanıza döneceğinizi sorabilirsiniz.

Menelaos ve yoldaşları, taze yüzülmüş fok derilerinin boğucu kokusu altında pusuya yatarlar; bayılmamak için gösterdikleri o insanüstü sabır, nihayetinde tanrısal bir direnci kırar. Proteus, aslanın hiddetinden ejderhanın kıvraklığına, oradan ağacın sessizliğine dek her kılığa girerek tahakkümünden taviz vermemek için çırpınsa da, tutsaklığın soğuk gerçeği karşısında sırlarındaki o korunaklı bölgeyi terk etmek zorunda kalır. Bu kadim çatışma ve bilginin zorla elde edilişi, Euripides ve Vergilius gibi isimlerin eserlerinde de yankısını bulur.
Silenos
Gelin bakalım küçük dostlarım, hele şöyle diz çökün yanıma. Sakalımı çekiştirmeyi bırakın da kulaklarınızı açın; size denizin en huysuz, en kurnaz ama bir o kadar da bilge ihtiyarı Proteus’tan bahsedeceğim.

Bu Proteus, Nil’in ağzındaki o meşhur Pharos adasında ikamet ederdi. Kendisi bir deniz sakini, daha doğrusu Poseidon’un fok sürülerinin çobanıdır. Şimdi diyeceksiniz ki, "Silenos amca, foklara çobanlık etmek de iş mi?" Öyle demeyin; o foklar ki, denizin derinliklerinden getirdikleri hikayelerle, dünyanın tüm sırlarını Proteus’un kulağına fısıldarlar.

Bir gün, Troya dönüşü yolu Mısır’a düşen Menelaos çıkageldi. Yanında da o güzel mi güzel Helene vardı. Fakat rüzgarlar bir türlü esmiyor, gemiler kıpırdamıyordu. Bir gökyüzü sakini yollarını bağlamış, Menelaos’u denizin ortasında mahsur bırakmıştı. Çare belliydi: Proteus’a gidip "Bize yol göster, bu işin aslı nedir?" diye sormak. Ancak Proteus’u konuşturmak, bir kediyi zorla banyo yaptırmaya benzer; bin bir türlü hileye başvurur, kaçar, kurtulur.

Proteus’un kızı, Menelaos’a o gün olanları şöyle fısıldadı: "Dinle yabancı," dedi, "güneş tam tepedeyken babam dalgaların sırtında yükselir. Zephyros’un tatlı yeli altında, foklarının arasına uzanıp kestirmeye başlar. İşte o an, en savunmasız anıdır. Sakın kaçırmayın, fokların arasına dalın ve onu sıkı sıkı yakalayın!"

Menelaos ve arkadaşları, fok derilerini üzerlerine giyip o derin, tuzlu ve keskin deniz kokusuna göğüs gerdiler. Deriler o kadar taze, o kadar ağır kokuyordu ki, zavallı Menelaos neredeyse oracıkta bayılıp kalacaktı. Ama bir yiğit, hedefinden vazgeçmez, değil mi? Tam Proteus uykuya dalmışken, üzerine atıldılar.

İşte eğlence o zaman başladı! Proteus, ellerinden kurtulmak için kılıktan kılığa girmeye başladı. Bir an önce kükreyen bir aslan oldu, sonra tıslayan bir ejderha, ardından vahşi bir pars veya bir yaban domuzu... Yetmedi, parmaklarının arasından su olup aktı, yakıcı bir ateş olup etrafı sardı, gür dallı bir ağaca dönüştü. Ama Menelaos onu bırakmadı; elleri kanasa da, canı yansa da sımsıkı tuttu.

Sonunda Proteus, kendisinden daha inatçı birini bulduğunu anlayınca eski haline döndü, iç çekti ve "Söyle bakalım Menelaos," dedi, "seni bu kadar çaresiz bırakan ve evinin yolunu unutturan düğümü kim attı?"

Proteus sonunda teslim olmuştu. Zira denizin tüm sırları onun zihninde bir şarap kadehi gibi berraklaşmıştı. Menelaos, o ihtiyarın bilgeliği sayesinde evinin yolunu buldu.

Şimdi söyleyin bana yaramazlar, siz olsanız bir aslanın pençesinden ya da su olup akıp giden bir ihtiyarın ellerinden onu kaçırmadan tutabilir miydiniz? İşte gerçek cesaret, bazen sadece bir sırrı öğrenmek için fok derisi kokusuna bile katlanabilmektir. Haydi, şimdi dağılın bakalım; güneş batıyor, Proteus foklarını mağarasına çekmiştir bile...

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme