Gel şöyle otur evlat, ateşin çıtırtısı bu soğuk geceyi ısıtmaya yetecektir. Kulağını ver bana, sana Troya kıyılarında yaşanmış, iç burkan ama cesaretiyle ışıldayan bir hikaye anlatayım.
Hani şu meşhur, binlerce geminin denizi dövdüğü Troya Savaşı’nı duymuşsundur. İşte o büyük karmaşada, Tesalya’dan gelen genç bir yiğit vardı: Protesilaos. İphiklos’un oğlu, o mağrur ve gözü pek delikanlı. Yanında tam kırk gemiyle, rüzgarı arkasına alıp Anadolu kıyılarına doğru süzülmüştü.
O zamanlar gökyüzü sakinleri, insanların kaderlerini birer düğüm gibi örerlerdi. Protesilaos’un kaderi ise biraz aceleci bir düğümdü. Kehanetler derdi ki; Troya topraklarına ilk ayak basan Akhalı, ilk düşen kişi olacaktı. Herkes korkudan gemilerinden inmeye çekinirken, bizim delikanlı "Korkaklık benim şanıma yakışmaz" dedi ve gemisinin pruvasından kumsala ilk atlayan o oldu. Ama ne yazık ki, ayağı toprağa değer değmez bir Dardanoslunun mızrağıyla yere serildi. Kara toprak, o gencecik bedeni tıpkı aç bir canavar gibi yutuverdi.
Ardında ne bıraktı dersen; Phylake’de yarım kalmış, duvarları henüz kurumamış bir saray... Ve o sarayın içinde, saçlarını yolarak ağlayan güzel karısı Laodameia. Düşün bir, daha yeni evlenmişlerdi. Hatta derler ki, bu kadar çabuk ayrılmalarının sebebi, tanrıların huzurunda yapılması gereken o geleneksel törenleri aceleye getirip ihmal etmeleriymiş. Ne kadar doğru bilinmez ama aşkın ve talihsizliğin el ele gezdiği bir öyküdür bu.
Protesilaos, savaş meydanında bir yıldız gibi parladı ve bir kıvılcım gibi söndü. Arkasında sadece hüzünlü bir şarkı ve ismi unutulmayan bir cesaret anısı kaldı. İşte hayat böyledir evlat; bazen bir adım atarsın, o adım seni ya sonsuz bir zafere ya da böyle hüzünlü bir efsaneye taşır.
Hadi, testideki şu incir şerbetinden iç de boğazın yumuşasın. İnsanların hikayeleri, bazen en soğuk kış gecelerini bile böyle ısıtır işte.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak ufaklık, yanıma yaklaş; şu şarap kadehimin dibindeki tortuya değil, tarihin tozlu kıvrımlarına bak. Büyüklere anlatılan o yaldızlı masalların ardında, kralların gürültülü zafer çığlıklarının susturduğu, fısıltıdan bile alçak bir hakikat saklıdır.
Dinle sevgili yolcum; hikayeler bize Protesilaos’u Troya kıyısına ilk ayak basan kahraman olarak tanıtır. Hani şu hırslı Agamemnon’un ordusunu yöneten, kralın emirlerine koşulsuz uyan o Tesalyalı önder... Derler ki, kehanet gereği "karaya ilk basan ölecekti" ve o, bu kaderi bilerek bir yiğitlik sergiledi. Ama gel de şu yaşlı Silenos'un gözleriyle bakalım: Bir adam, daha evinin eşiğindeki tozunu silkelemeye fırsat bulamadan, neden bir krallık hırsı uğruna kendini ölüme atar?
Canım evladım, gerçek şudur ki; Protesilaos bir kahramanlık tutkusuyla değil, sistemin dişlileri arasında ezilen bir "ilk kurban" olarak gitti o kumsala. Krallar, kendi ihtişamlarını parlatmak için genç hayatları birer piyona çevirirler. Phylake'deki yarım kalmış saray, bir zafer anıtı değil; bir insanın geleceğinin nasıl yok edildiğinin sessiz bir çığlığıdır. O sarayda sadece eşyalar yarım kalmadı; Laodameia'nın hayalleri, bir ömür boyu sürmesi gereken aşkın ilk nefesi ve bir yuvanın huzuru, kralların satranç tahtasında harcandı.
Anlıyor musun küçük dostum? Onu "Dardanoslu bir asker" öldürdü derler, sanki suç sadece tetiği çekenin elindeymiş gibi. Oysa asıl suç, insanları kendi egoları için ölüme süren o devasa otorite çarkındaydı. Laodameia'nın acısını tanrıların gazabına ya da bir ritüel eksikliğine bağlayarak suçluyu göklere kaçırdılar. Oysa o acı, insanın insana yaptığı en büyük adaletsizliğin, yani savaşın ta kendisiydi.
Hey gidi benim bilge evlatlarım, unutmayın: Tarih, cesur askerlerin değil, onları kendi hırsları için sessizce harcayanların kaleminden yazılır. Protesilaos'un "kahramanlık" diye sunulan ölümü, aslında sistemin insanı nasıl birer araç olarak gördüğünün en somut kanıtıdır. Toprak onu yutarken, geride bıraktığı yarım kalmış saray, bugün bile bize şunu fısıldar: Bir insanın hayallerini yarım bırakmaya hiçbir kralın, hiçbir devletin gücü yetmemeliydi.
Şimdi git ve etrafındaki o "büyük" görünenlerin kibrine bir daha bak. Bak ki, kimlerin senin hayatın üzerinden kendi masallarını yazmaya çalıştığını görebilesin.