Thesauros Mythology Protesilaos

Protesilaos

Protesilaos

Troya kıyısına ilk ayak basan kahraman. Kaderi, genç karısı Laodameia'ya doyamadan savaş meydanında can verip, toprağa erken düşmekten ibaretti.

İphiklos’un oğlu ve Podarkes’in ağabeyi olan Tesalyalı komutan Protesilaos, kırk gemilik bir donanmanın başında Troya seferine dahil olur. Ancak onun yazgısı, kralların emrettiği büyük seferin hiyerarşik çarkları arasında, kıyıya ilk ayak basan olmanın ağırlığıyla mühürlenmiştir. Homeros’un dizelerinde yankılandığı üzere; Phylake’den ayrılıp Akha hiyerarşisinin ön saflarında konumlanan bu önderin yaşamı, henüz tamamlanmamış bir sarayın duvarları arasında ve kara toprağın soğuk sessizliğinde nihayete erer.

Siyasi ve askeri seferin zorunlu kıldığı o ilk adım, aslında iktidarın birey üzerindeki mutlak hükmünü de tescil eder. Gemi güvertesinden Dardanos topraklarına atladığı o an, bir Dardanoslunun mızrağıyla kendi sonunu hazırlarken, geride Phylake’de yas tutan bir eş ve yarım bırakılmış bir hayat bırakır. Laodameia’nın trajedisi, sadece vakitsiz bir dul kalış değil, aynı zamanda kutsal düzenin ya da tanrısal otoritenin, evlilik gibi en mahrem alanı dahi kurallar silsilesiyle tahakküm altına almasının bir yansımasıdır. Efsanenin işaret ettiği üzere, tanrılara borçlu olunan törenlerin ihmal edilmesi, bireysel arzunun otoritenin belirlediği ritüelistik sınırları aşma çabasına karşı verilmiş bir karşılık olarak okunabilir; böylece iktidar, yaşamın en doğal akışını bile kendine borçlu kılarak varlığını pekiştirir.
Silenos
Gel şöyle otur evlat, ateşin çıtırtısı bu soğuk geceyi ısıtmaya yetecektir. Kulağını ver bana, sana Troya kıyılarında yaşanmış, iç burkan ama cesaretiyle ışıldayan bir hikaye anlatayım.

Hani şu meşhur, binlerce geminin denizi dövdüğü Troya Savaşı’nı duymuşsundur. İşte o büyük karmaşada, Tesalya’dan gelen genç bir yiğit vardı: Protesilaos. İphiklos’un oğlu, o mağrur ve gözü pek delikanlı. Yanında tam kırk gemiyle, rüzgarı arkasına alıp Anadolu kıyılarına doğru süzülmüştü.

O zamanlar gökyüzü sakinleri, insanların kaderlerini birer düğüm gibi örerlerdi. Protesilaos’un kaderi ise biraz aceleci bir düğümdü. Kehanetler derdi ki; Troya topraklarına ilk ayak basan Akhalı, ilk düşen kişi olacaktı. Herkes korkudan gemilerinden inmeye çekinirken, bizim delikanlı "Korkaklık benim şanıma yakışmaz" dedi ve gemisinin pruvasından kumsala ilk atlayan o oldu. Ama ne yazık ki, ayağı toprağa değer değmez bir Dardanoslunun mızrağıyla yere serildi. Kara toprak, o gencecik bedeni tıpkı aç bir canavar gibi yutuverdi.

Ardında ne bıraktı dersen; Phylake’de yarım kalmış, duvarları henüz kurumamış bir saray... Ve o sarayın içinde, saçlarını yolarak ağlayan güzel karısı Laodameia. Düşün bir, daha yeni evlenmişlerdi. Hatta derler ki, bu kadar çabuk ayrılmalarının sebebi, tanrıların huzurunda yapılması gereken o geleneksel törenleri aceleye getirip ihmal etmeleriymiş. Ne kadar doğru bilinmez ama aşkın ve talihsizliğin el ele gezdiği bir öyküdür bu.

Protesilaos, savaş meydanında bir yıldız gibi parladı ve bir kıvılcım gibi söndü. Arkasında sadece hüzünlü bir şarkı ve ismi unutulmayan bir cesaret anısı kaldı. İşte hayat böyledir evlat; bazen bir adım atarsın, o adım seni ya sonsuz bir zafere ya da böyle hüzünlü bir efsaneye taşır.

Hadi, testideki şu incir şerbetinden iç de boğazın yumuşasın. İnsanların hikayeleri, bazen en soğuk kış gecelerini bile böyle ısıtır işte.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme