Gel bakalım küçük dostum, şöyle dizimin dibine otur. Sana masmavi, uçsuz bucaksız denizlerin efendisinden, o hırçın ama bir o kadar da güçlü dostumuz Poseidon'dan bahsedeyim.
Poseidon, dev dalgaların ve engin suların gizli sahibi. Eski zamanlarda insanlar ona "denizin hakimi" derdi. O, dünyayı birbirine katan, hiddetlendiğinde yerleri titreten biridir. Elinde üç dişli, koca bir yaba taşır. Bu yaba ile isterse denizi sütliman yapar, isterse dalgaları göklere kadar yükseltir; yeri geldiğinde koca koca toprakları sallayıverir.
Eskiden, bu koca dünya paylaşıldığında, kurada Poseidon'a köpüklü, derin denizler düşmüş. O da o gün bugündür, kendi krallığında, yani suyun altında yaşar. Sarayının Ege’nin derinliklerinde, kristal kayalıklar arasında olduğunu söylerler. Karısı Amphitrite ile birlikte orada huzurla oturur. Bazen canı sıkılır, karadan uzaklaşır; uzak diyarlara, güneşin hem doğduğu hem battığı yerlerdeki dostlarını ziyarete gider. Oralarda tatlı bir ziyafete katılıp biraz olsun kafa dağıtmak pek hoşuna gider.
Ama bak, bu dostumuza pek ters düşmemek lazım! Hani Odysseus diye biri vardı, hani şu zeki denizci... İşte o, bir gün Poseidon'un dev gibi oğlu Polyphemos'u kızdırmıştı. Poseidon bunu duyunca öyle bir öfkelendi ki! Hemen bulutları gökyüzünde üst üste yığdı, elindeki üç dişli yabasıyla denizi birbirine kattı. Rüzgarlara "Gidin, o salı savurun!" diye emretti. Denizler, koca bir oyuncağı sallar gibi salınıp durdu.
Poseidon bazen biraz inatçıdır, kendi bildiğini okumayı sever. Hatta gökyüzünün hakimi ile bile "Ben senin eşitinim, kimse bana emir veremez!" diye atışmaktan çekinmez. Bir keresinde, şehirlere koruyucu olmak istemiş, Athena ile yarışmış. Atina halkı onun getirdiği tuzlu su yerine, Athena'nın zeytin ağacını seçince biraz surat asmış ama yapacak bir şey yok, o da bazen kaybedebilir!
İşte böyle küçük dostum. Denize bakıp o dev dalgaları gördüğünde, Poseidon'un orada bir yerlerde, belki biraz keyifli, belki biraz hiddetli dolaştığını hatırla. Denizlerin sesi, onun kahkahası ya da kükreyişidir. Şimdi gözlerini kapat ve o tuzlu rüzgarın yüzüne vurduğunu hayal et; sanki Poseidon sana selam gönderiyor, ne dersin?
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var...
Hani şu devasa dalgaları şaklayan, elinde üçlü yabasıyla yeri göğü titreten Poseidon’u duymuşsundur. Herkes onu "denizin efendisi" diye yüceltir, büyük bir kahraman gibi anlatır. Oysa gerçek, dalgaların altındaki o karanlık derinlikler kadar soğuktur. Poseidon sadece bir tanrı değil, kendi gücünün kibrine hapsolmuş bir "Güçlü"dür.
Bak, sana bir sır vereyim: Bu Güçlüler, dünyayı bir pasta gibi paylaştıklarında, kimse insanların ne düşündüğünü sormadı. Poseidon, babası Kronos’un onu yutup sonra kusmasıyla kazandığı o "deniz hakimiyetini", sanki çok adil bir zafermiş gibi anlatır. Oysa o, sadece kendi hırslarının ve payına düşenin bekçisidir. Gökyüzü sakinleri birbirleriyle kavga ederken, onların bu büyük egoları hep küçük insanların canını yakar.
Peki ya o kurban edilenler?
Poseidon'un Odysseus’a duyduğu o bitmek bilmeyen öfkeyi düşün. Neden? Çünkü Polyphemos adındaki oğlu, başkalarına acı çektirdiği için cezalandırılmıştı. Poseidon, bir babanın adalet duygusundan ziyade, bir hükümdarın "benim olanı kimse incitemez" kibriyle denizi birbirine kattı. Fırtınalar çıkardı, gemileri batırdı... Masum denizcilerin o hırçın dalgalar arasında neden sürüklendiğini kimse sormadı. O sadece kendi öfkesini dindirmek için dünyayı ateşe veren bir zorba gibi davrandı.
Sana başka bir şey daha fısıldayayım: Poseidon, Laomedon’un sözünü tutmaması yüzünden bir canavarı şehre saldığında, ya da Hippolytos'un sonunu getirdiğinde, hep kendi gücünü kanıtlama peşindeydi. Şehirler onunla yarıştı, Athena’nın zeytin ağacına karşı onun tuzlu suyunu reddettiler. Çünkü insanlar, özgürlüklerini ve yaşamlarını, kaba kuvvetin tuzlu sularında boğulmak yerine, barışın temsilcisi bir zeytin dalında buldular.
Hatırla evlat; Amphitrite ile olan o süslü sarayında, aslında ne kadar yalnız olduğunu, yarattığı o devasa ve korkutucu çocukların onun kendi içine dönük hırslarının bir yansıması olduğunu görmeye çalış. Poseidon, fırtınaların içinde saklanan, başkalarının hayatlarını bir oyun sahası gibi kullanan bir figürdür. Bazen, yorgun bir zihni bir damla şarapla dinlendirmek, bu devlerin kibirli hikayelerini dinlemekten daha gerçektir.
Unutma, gerçek güç başkalarını sarsmakta değil, sarsılanların yanında durabilmektedir. Gökyüzü sakinlerinin parıltısına aldanma, çünkü en büyük fırtınalar bile bir gün diner ve geriye sadece insanın kendi özgür iradesi kalır.