Thesauros Mythology Pontos

Pontos

Pontos

Gaia'nın kendi kendine var ettiği, engin suları temsil eden kadim tanrı. Denizlerin kişileşmiş hali olan Pontos, efsanelerde sessiz bir güçtür.

Gaia’nın yeryüzü toprağından kendi başına filizlendirdiği, ismi bizzat denizin uçsuz bucaksız derinliğini imleyen Pontos, Hesiodos’un Theogonia anlatısının ilk katmanlarında varlık bulur. Bir otoritenin ya da dışsal bir zorunluluğun müdahalesi olmaksızın, toprağın içsel enerjisiyle tecessüm eden bu varlık, hiyerarşilerin henüz katılaşmadığı bir evrensel düzlemi temsil eder. Ardından Gaia ile giriştiği birleşme, Nereus, Thaumas, Phorkys, Keto ve Eurybie gibi figürleri doğururken; bu silsile, iktidarın henüz mutlak bir boyunduruğa dönüşmediği, doğanın kendi kendine yettiği bir çoğalma biçimini sergiler. Ancak mitolojinin ilerleyen süreçlerinde, sistemin düzenleyici mekanizmaları işledikçe, Pontos tıpkı bağımsızlığına düşkün bir anarşist gibi anlatıların merkezinden çekilir; herhangi bir iktidar oyununda piyon olmayı reddeden bu kadim güç, görünürdeki efsanelerin dışına, sessizliğin korunaklı sahasına çekilerek kendi varoluşsal özerkliğini muhafaza eder.
Silenos
Gelin bakalım küçük yaramazlar, şöyle ateşin başına biraz daha yaklaşın. Ayaklarınızı uzatın, akşam serinliği kemiklerinize işlemesin. Bugün size öyle büyük, öyle derin birinden bahsedeceğim ki, hakkında konuşurken insanın sesi biraz gürleşir, biraz yankılanır. Adı, bizzat denizin kendisi olan: Pontos.

Bakın, dünya henüz emekleyen bir bebekken, gökyüzü sakinlerinin bile ortalarda görünmediği o çok eski zamanlarda, Toprak Ana Gaia kendi başına duruyordu. Düşünsenize, koskoca bir dünya, ama etrafında hiç kimse yok. Sessizliğin uğultusu kulakları çınlatırken Gaia, içine bakıp o derin maviliği yarattı. İşte o an Pontos doğdu. Pontos bir tanrıydı evet ama o aynı zamanda uçsuz bucaksız, kabaran, köpüren, tuzlu ve gizemli okyanusun ta kendisiydi.

Gaia ile Pontos'un birlikteliğinden doğanlar ise bambaşkaydı... Nereus'u bilirsiniz, hani şu "Denizin İhtiyarı" dedikleri, kılığına giremeyeceği deniz canlısı olmayan o bilge tanrı. Bir de Thaumas, Phorkys, Keto ve Eurybie... Her biri denizin farklı bir yüzüydü. Kimi hırçın dalgaların içindeki devleri temsil ederdi, kimi okyanusun dibindeki o karanlık, keşfedilmemiş yerleri.

Şimdi diyebilirsiniz ki; "Silenos amca, bu Pontos ne yapar, hangi destanlarda adı geçer?" Hiç... İşin tuhafı da bu ya, Pontos öyle kılıç kuşanıp savaşlara katılan, ölümlülerin hayatına karışıp onlara oyunlar oynayan bir tanrı değildir. O, bizzat varlıktır. O, üzerine basıp geçtiğimiz toprakla, ufukta kaybolan mavi çizginin birleştiği yerdir.

Bazıları der ki, "Rolü yoksa neden bahsediyoruz?" İşte asıl bilgelik burada saklı evlatlarım. Bir evin çatısı görünmez ama evi ayakta tutar, değil mi? Pontos da öyledir; o efsanelerin sahnelerindeki dekor değil, sahnenin kendisidir. Kendi sessizliği içinde, dünyanın çevresini bir kuşak gibi saran o muazzam gücün adıdır.

Hadi, gözlerinizi kapatın da bir düşünün. Fırtınalı bir gecede kıyıya vuran o dalga seslerini duyuyor musunuz? İşte o Pontos’un nefes alışıdır. Bir yudum serin suyla damağınızı ıslatırken, o kadim denizin hatırasını içinizde taşıyın. Şimdi gidin bakalım, rüyalarınızda o mavi sonsuzlukla buluşursunuz belki.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme