Gelin bakalım küçük yaramazlar, şöyle ateşin başına biraz daha yaklaşın. Ayaklarınızı uzatın, akşam serinliği kemiklerinize işlemesin. Bugün size öyle büyük, öyle derin birinden bahsedeceğim ki, hakkında konuşurken insanın sesi biraz gürleşir, biraz yankılanır. Adı, bizzat denizin kendisi olan: Pontos.
Bakın, dünya henüz emekleyen bir bebekken, gökyüzü sakinlerinin bile ortalarda görünmediği o çok eski zamanlarda, Toprak Ana Gaia kendi başına duruyordu. Düşünsenize, koskoca bir dünya, ama etrafında hiç kimse yok. Sessizliğin uğultusu kulakları çınlatırken Gaia, içine bakıp o derin maviliği yarattı. İşte o an Pontos doğdu. Pontos bir tanrıydı evet ama o aynı zamanda uçsuz bucaksız, kabaran, köpüren, tuzlu ve gizemli okyanusun ta kendisiydi.
Gaia ile Pontos'un birlikteliğinden doğanlar ise bambaşkaydı... Nereus'u bilirsiniz, hani şu "Denizin İhtiyarı" dedikleri, kılığına giremeyeceği deniz canlısı olmayan o bilge tanrı. Bir de Thaumas, Phorkys, Keto ve Eurybie... Her biri denizin farklı bir yüzüydü. Kimi hırçın dalgaların içindeki devleri temsil ederdi, kimi okyanusun dibindeki o karanlık, keşfedilmemiş yerleri.
Şimdi diyebilirsiniz ki; "Silenos amca, bu Pontos ne yapar, hangi destanlarda adı geçer?" Hiç... İşin tuhafı da bu ya, Pontos öyle kılıç kuşanıp savaşlara katılan, ölümlülerin hayatına karışıp onlara oyunlar oynayan bir tanrı değildir. O, bizzat varlıktır. O, üzerine basıp geçtiğimiz toprakla, ufukta kaybolan mavi çizginin birleştiği yerdir.
Bazıları der ki, "Rolü yoksa neden bahsediyoruz?" İşte asıl bilgelik burada saklı evlatlarım. Bir evin çatısı görünmez ama evi ayakta tutar, değil mi? Pontos da öyledir; o efsanelerin sahnelerindeki dekor değil, sahnenin kendisidir. Kendi sessizliği içinde, dünyanın çevresini bir kuşak gibi saran o muazzam gücün adıdır.
Hadi, gözlerinizi kapatın da bir düşünün. Fırtınalı bir gecede kıyıya vuran o dalga seslerini duyuyor musunuz? İşte o Pontos’un nefes alışıdır. Bir yudum serin suyla damağınızı ıslatırken, o kadim denizin hatırasını içinizde taşıyın. Şimdi gidin bakalım, rüyalarınızda o mavi sonsuzlukla buluşursunuz belki.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar deniz deyince akıllarına sadece köpükler ve martılar gelir, ama gerçek deniz, yani Pontos, aslında çok daha derin ve hüzünlü bir yalnızlığın çocuğudur.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Dinle güzel yavrum, yeryüzünün o kadim toprağı Gaia, etrafındaki tanrıların bitmek bilmeyen hırslarından ve gürültülerinden o kadar sıkılmıştı ki, kimseye ihtiyaç duymadan, kendi derinliklerinden Pontos’u var etti. O, bir başkasının emrine girmek için değil, sadece var olabilmek için doğmuştu. Kralların, saraylarda taht kavgası veren o şımarık tanrıların aksine, Pontos sessizliği seçti.
Yetişkinlerin "tarih" dedikleri o yalanlar kitabında Pontos’un adını pek duymazsın. Çünkü o, sistemin dişlileri arasında ezilenlerin, kendi başına duranların ve itaat etmeyenlerin sembolüdür. Gaia onunla birleştiğinde; Nereus, Thaumas, Phorkys, Keto ve Eurybie gibi, denizlerin hem en zarif hem de en korkutucu gölgelerini dünyaya getirdiler. Bunlar, sarayların koridorlarında yürüyen pürüzsüz yüzlü kahramanlar değildi; bunlar denizin dibindeki o dipsiz, karanlık ve gerçek hakikatlerdi.
Bilirsin evlat, neden Pontos efsanelerde rol oynamaz sanıyorsun? Çünkü otorite, kendi kurallarına uymayanı görmezden gelir. O, masalların süslü püslü kahramanları gibi altın zırhlarla kuşanıp birilerini fethetmedi; o sadece genişledi, derinleşti ve kendine ait bir dünya kurdu. Onun hikayesi kılıç şakırtılarıyla değil, kıyıya vuran dalgaların o melankolik fısıltısıyla yazılır.
Hayat bazen bir kadeh şarabın dibindeki tortu gibi bulanıktır; içindekileri görmek için biraz sükunet ve cesaret gerekir. Unutma, o "önemsiz" denilen figürler, aslında dünyanın temelini atan sessiz devrimcilerdir. Bugünün dünyasında da gücün peşinde koşanlar değil, kendi kıyısında durmayı başaranlar, gerçek özgürlüğün sırrını saklar.
Gözlerini kapa ve o derin maviliğin sesini dinle; orada ne bir kralın emri, ne de bir kahramanın kibri var. Sadece Pontos’un, yani sonsuz özgürlüğün o hüzünlü, görkemli sessizliği var.