Şöyle bir arkana yaslan bakalım küçük dostum. Ateşin çıtırtısı senin de dikkatini çekiyor değil mi? Hadi, gözlerini kapa da sana, Zeus ile Mnemosyne’nin o zarif kızlarından, yani Musalardan birini anlatayım. Ama öyle sıradan bir hikaye değil bu; hani şu her şeyi söyleyen ama ağzından tek bir kelime dahi çıkmayan Polymnia’dan bahsediyorum.
Bilirsin, Musalar genelde şarkılarla, liriyle, destanlarla anılır. Ama Polymnia bambaşka bir dünyanın kapısını aralar. O, sessizliğin içindeki o devasa gürültüyü duyanıdır. Ona “çok ilahili” derler ama asıl hüneri, dudaklarını birbirine mühürlediğinde başlar. İnsanlar ona baktığında sadece duran bir kadın görmezler; onlar, Polymnia’nın her bir parmak hareketinde, her bir kaş kalkışında bir orduyu, bir fırtınayı, hatta bazen kırık bir kalbin sessiz çığlığını okurlar.
Pantomimin kraliçesi derler ona. Bugünün çocukları belki bilmez ama o, antik zamanlarda sahneye çıktığında, gökyüzü sakinleri bile konuşmayı keserdi. Polymnia bir şey anlatmak istediğinde ağzını açmazdı; o, vücuduyla konuşurdu. Kollarını öyle bir açardı ki, sanki Olympos’un tüm bulutlarını kucaklıyor sanırdın. Bir bakışı vardı, insanın ruhunun derinliklerinde sakladığı tüm sırları tek tek çıkarıp ortaya sererdi.
O, sessizliğin en şık kıyafetini giymiş halidir. Düşün; bir gün çok mutlusun ama kelimelerin yetmiyor, ya da öyle büyük bir kederin var ki hiçbir cümle onu tarif edemiyor. İşte Polymnia tam orada belirir. O, sözcüklerin bittiği yerde başlayan o gizemli dilin sahibidir.
Şimdi soracaksın bana: "Silenos, neden konuşmuyor hiç?" Belki de dünyada söylenen o kadar çok boş söz var ki, o, kelimelerin kirlenmediği o saf sessizliği korumayı seçiyordur. Ya da belki de en derin sırlar, sadece sessizlikle anlatılabilecek kadar ağırdır.
Kadehimi, bu sessizliğin ustası Polymnia’ya kaldırıyorum. Unutma çocuk; bazen en büyük hikayeler, hiç konuşmayanlar tarafından anlatılır. İnsan, kendi kendine kalıp da Polymnia’nın o sessiz dansındaki zarafeti keşfettiğinde, artık dışarıdan gelen gürültülere pek de ihtiyaç duymaz olur. Hadi bakalım, şimdi biraz sessiz dur ve dinle; belki o sana, senin içindeki o anlatılmamış hikayeyi fısıldıyordur.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç; zira masalların o yaldızlı sayfalarında sana anlatılmayan, tozlu rafların ardına saklanmış bir sır var. Herkesin üzerine şiirler dizdiği, parıltılı saraylarda adına şölenler kurduğu o sözde kusursuz tanrıların ve kralların sessizliğe mahkum ettiği bir figürden bahsedeceğim sana: Polymnia.
"Güzelliği Çok Olan" anlamına gelir ismi, ama bu isim aslında onun bir kalkanıydı. İnsanlar onu sadece o meşhur, ağzı kapalı, elinde bir parşömenle duran, "pantomimi simgeleyen" o suskun heykel sanıyorlar. Ah benim kederli evladım, o neden susuyordu sanırsın? Kralların, tiranların ve gökyüzünde koltuklarında oturan o büyüklerin dünyasında, "konuşmak" her zaman birilerinin işine geleni söylemektir. Polymnia, o kaba gürültüye, o sahte kahramanlık destanlarına ve dünyayı kana bulayan o büyük hırslara karşı en keskin silahı seçti: Sessizliği.
Pantomim, sadece bir dans veya taklit sanatı değildir; o, kelimelerin artık yalan söylediği bir dünyada, gerçeği bedenle haykırmaktır. Bir kralın "zafer" dediği o büyük yıkımı, Polymnia elleriyle, bakışlarıyla ve omuzlarının çöküşüyle canlandırdı. O, sistemin çarkları arasında ezilen o gencecik Patroklos’un son nefesindeki o ince sızıyı, Hekabe’nin yanan şehrine bakarken yuttuğu o zehirli düğümü anlattı. Kimse onun ne dediğini duymadı, çünkü duymak istemediler. O, otoritenin alkış beklediği sahnede, sadece acının hakikatini oynadı.
Sevgili yavrum, bazen en güçlü ses, hiç duyulmayandır. Polymnia bir kukla gibi yönetilmek istenen o ilahi sistemin içinde, kendi sessizliğiyle bir anarşist gibi dans etti. İnsanların "ne güzel parmakları var" diyerek izlediği o figürler, aslında o büyüklerin karanlık dehlizlerini deşifre ediyordu. Bir yudum şarabın neşesiyle söylerim ki; hakikat bazen bir çığlıkta değil, o hiç bitmeyen, derin bir suskunluğun içindeki o buruk çizgide gizlidir.
Şimdi söyle bana, küçük zihin; konuşanların mı yoksa Polymnia gibi anlatıp da duyurmayanların mı dünyası daha gerçek? Otorite, senin de ağzına bir parşömen tıkıp seni "sakin bir dekor" haline getirmeye çalıştığında, sadece ellerine bak. Gerçeği, en derine, hiç kimsenin silmeye cesaret edemeyeceği o sessiz dile hapset.