Thesauros Mythology Polymestor

Polymestor

Polymestor

Troya'nın emanetine ihanet eden Trakya kralı; açgözlülüğü yüzünden Polydoros’u katletti ve Hekabe’nin elinde acı bir bedel ödedi.

Trakya’nın tahtında oturan Polymestor, sadakat kisvesi altında yürüttüğü hükümranlık oyununda, Priamos’un itimadını kendi çıkarının basamağı haline getirir. Troya kralının bir emanet olarak sunduğu Polydoros’u, iktidarın soğuk rasyonelliği içinde, koruma vaadini bir infaza dönüştürerek saf dışı bırakır. Ancak otoritenin korunaklı kalesi, Hekabe’nin elinde yankılanan kaçınılmaz bir hesaplaşmayla sarsılır; kralın mutlak sayılan gücü, adaletin kendi başına buyruk ve otorite tanımayan doğası tarafından parçalanır.
Silenos
Bak evlat, otur şöyle yanıma da biraz kulak ver. İnsan denen varlığın kalbinde bazen ne tür karanlık kuyuların saklı olduğunu bilmen gerek. Bugün sana Trakya’nın karlı dağlarında hüküm süren, ismi Polymestor olan bir kraldan bahsedeceğim.

Polymestor, Troya’nın o koca yürekli kralı Priamos’un en yakın dostu bilirdi kendini. Ama dostluk dediğin, rüzgarda sallanan kuru bir dal gibidir; fırtına koptu mu, insan çıkarı neyse ona sarılıverir. Troya şehri ateşler içinde yanıp, surları yıkılmaya başladığında, Kral Priamos en küçük oğlu Polydoros’u, yani o küçücük prensi, koruması için Trakya’nın soğuk topraklarına, işte bu Polymestor’un kollarına gönderdi. Yanına da koskoca bir altın hazinesi verdi. "Oğluma göz kulak ol, onu hayatta tut," dedi.

Ah, ama Polymestor’un gözünü hırs bürümüştü evlat. Çocuk, yanında getirdiği altınlarla birlikte güvenli bir yuvaya sığındığını sanırken, Trakya kralının zihninde o parıltılı altınlar, sadakatten daha ağır basmaya başlamıştı. Altınların sahibi artık yoktu, şehir yerle bir olmuştu; Polymestor bir an bile düşünmedi. O tertemiz çocuğu, o masum prensi sırf altınlarına konmak için kahpece aradan kaldırıverdi. İnsanın içindeki o açgözlülük, en koyu şaraptan daha beter sarhoş eder adamı, aklını başından alır.

Gel gör ki, gökyüzü sakinlerinin adaleti gecikse de asla unutmaz. Çocuğun annesi, kederli kraliçe Hekabe, bu korkunç haberi aldığında dünyası başına yıkıldı ama o gözyaşlarının ardından intikam ateşi yükseldi. Hekabe bir kadın, bir anneydi evet, ama evladı için bir dişi aslana dönmüştü.

Polymestor’u huzuruna çağırdı. Hani o sinsi kral, daha çok altın bulacağını sanarak büyük bir iştahla geldi yanına. Ama Hekabe’nin elinden çektiği ceza, dünyadaki tüm kralların ders alması gereken cinstendi. Öyle bir tuzak kurdu ki, Polymestor kendi hırsının kör ettiği gözleriyle, o karanlık akıbetine doğru adım attı. Hekabe, çocuğunun hesabını, o açgözlü kralın gözlerini karanlığa gömerek sordu.

İşte böyle küçük dostum. İnsan, elindekine razı olmayıp başkasının emanetine el uzattığında, kendi sonunu da kendi elleriyle hazırlar. Kimi altın kazanır ama ruhunu kaybeder, kimi de intikam yolunda bir canavara dönüşür. Hayat, tıpkı içtiğimiz şu neşeli iksir gibi; bazen tatlı, bazen de damakta buruk bir acı bırakır. Şimdi, yürü bakalım, güneş batmadan biraz koş da o genç bacaklarınla hayatın tadını çıkar!

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme