Thesauros Mythology Poias

Poias

Poias

Argonautların usta okçusu, Herakles’in sadık dostu. Kahramanın son görevini yerine getirip kutsal okların emanetçisi olan, Philoktetes’in yiğit babası.

Poias, Philoktetes’in babası olmasının ötesinde, Argonautlar seferinin saflarında yer almış, usta bir okçu olarak kuşakların üzerinde yükselen bir iktidarın gölgesinde işlevini yerine getirmiştir. Herakles’in o kudretli ama yakıcı varlığının yanında, bir kahramanın elindeki yıkıcı gücün meşruiyetini onaylayan bir yardımcı figür olarak öne çıkar; öyle ki, o devasa odun yığınını tutuşturan el, iradesini bir başka otoriteye sunmanın huzursuz verici sorumluluğunu da üstlenmiştir. Kahramanın mirası olan ve ancak bir başkasının emrine amade kılındığında değer bulan o oklar, doğrudan oğluna değil de bir başka tahakküm zincirinin halkası olan Poias’a emanet edildiğinde, aslında mülkiyetin ve otoritenin nasıl el değiştirdiğine dair kadim bir sessizliği de beraberinde getirmiştir.
Silenos
Bak evlat, şöyle ateşin başına biraz daha yaklaş, dizlerim artık eskisi kadar hızlı ısınmıyor. Sana anlatacağım kişi, öyle destanların başkahramanı gibi her sayfada adı geçip duranlardan değil; ama o olmasaydı, bugün bildiğimiz o büyük kahramanlık hikayeleri eksik kalırdı. Adı Poias.

Poias dendiğinde aklına hemen o meşhur Argonautlar seferini getir. Hani şu devasa gemi Argo ile altın postun peşine düşen o gözü pek tayfa var ya? İşte Poias, o geminin güvertesinde ter döken, yayını elinden bir an olsun bırakmayan, gözü pek bir okçuydu. Ama onun asıl hikayesi, o devirlerin en büyük gökyüzü sakini olan Herakles ile olan dostluğunda gizlidir.

Herakles, namı diğer o devasa güce sahip yiğit, hayatının sonunda çektiği acılarla boğuşurken, faniliğin ötesine geçmeye karar vermişti. Bir odun yığını hazırladı, üzerine çıktı ve artık o dünya sahnesinden çekilmeye hazırdı. İşte o an, kimsenin yapmaya cesaret edemediği, o ağır vazifeyi kim üstlendi dersin? Tabii ki Poias. O eline tutuşturulan meşaleyle, yiğidin sonsuzluğa geçiş ateşini yakan odur.

Biliyorsun, Herakles’in okları sıradan birer ok değildi; uçları zehirli, isabet ettikleri yerden kurtuluş olmayan o meşhur oklar... Herakles, bu dünyadan ayrılırken en kıymetli hazinesini, yani o yıkılmaz yayını ve oklarını kime emanet etti biliyor musun? Herkes, o büyük mirası oğlu Philoktetes’e bıraktığını sanır; oysa işin aslı öyle değildir. Herakles, o müthiş silahları Poias’ın ellerine emanet etmiştir.

Poias, işte öyle bir adamdı; hem büyük bir dostun son arzunu yerine getirecek kadar cesur, hem de o ağır sorumluluğu taşıyacak kadar bilge. O oklar, yıllar sonra yine bir kahramanın, yani oğlu Philoktetes’in elinde Truva surlarının kaderini değiştirecekti belki, ama o okların asıl emanetçisi ve o ilk ateşi yakan kişi Poias’tı.

Şimdi söyle bakalım, bir parça neşeye ne dersin? Bir yudum asma suyu, şu yorgun hafızamın tozunu almaya yeter de artar bile. Yaşlı bir ihtiyarın anlattıkları bazen kulaklarına bir masal gibi gelse de, unutma evlat; tarih, büyük isimlerin gölgesinde saklı kalan sessiz ama sadık kahramanlarla doludur.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme