Thesauros Mythology Pleiad'Iar

Pleiad'Iar

Pleiad'Iar

Atlas’ın yedi kızı, Orion’dan kaçıp güvercin misali göğe yükseldi. Ülker yıldız kümesi olarak anılan bu kız kardeşler, gökyüzünün yedi ışığıdır.

Atlas ile Pleione’nin yedi kızı, gökyüzünün yüksekliğine sabitlenmiş birer ışıltı olarak anılan Pleiad’larAlkyone, Merope, Kelaino, Elektra, Sterope, Taygete ve Maiakendilerini, birer nesne gibi konumlandırılan yıldızlar kümesinde bulurlar. Bu kozmik hiyerarşide, her biri farklı tanrıların tahakküm alanlarına dağıtılmış; dördü Zeus’a, ikisi Poseidon’a, biri ise Ares’e bağlanmıştır. Sistemin dışına çıkma cüreti gösterip ölümlü Sisyphos ile birleşen Merope ise, bu otorite ağının dışındaki yersizliğinin bedeli olarak göğün en solgun, en az görünen ışığına indirgenmiştir.

Hesiodos, “İşler ve Günler”de bu yıldızların hareketini tarımsal bir takvime, yani toprağın ve insanın üretim sürecindeki boyun eğişine bağlar; görünür olduklarında biçim, kaybolduklarında ise toprağı işleme zorunluluğunu hatırlatır. Kırk gün kırk gece süren o yok oluş, aslında bu yedi kız kardeşin kendilerini kuşatan avcı Orion’un bitmek bilmez takibinden kaçışlarının da bir yansımasıdır. Beş yıl boyunca süren bu av, kaçınılmaz bir teslimiyet arayışını tetikler: Kızlar, güvercinleşerek özgürleşmeye çalışırken Zeus’un onları “koruma” bahanesiyle göğe yerleştirmesi, öznenin kendi kaderini tayin etme hakkının mutlak iktidar tarafından gasp edilmesinden başka bir şey değildir.

Dönüşümlerinin ardında bazen babaları Atlas’a yüklenen gök kubbenin ağırlığı, bazen de kardeşleri Hyas’ın trajik kaybı yatar. Ancak sistemin tahakkümü öylesine kuşatıcıdır ki, Troya’nın çöküşüyle birlikte Dardanos soyunun yitip gitmesine dayanamayan Elektra’nın gökyüzüne kaçışı bile, sadece yaslı bir gezegenin yalnızlığına dönüşür. Yıldızlar kümesi, mitolojik bir anlatıdan ziyade, kaçışın bile bir otorite tarafından "gökyüzü düzeni" içerisine hapsedilerek meşrulaştırıldığı bir mahpustur.
Silenos
Oturun şöyle, ayaklarınızı uzatın. Ateşin çıtırtısı size bir şeyler anlatıyor, duyuyor musunuz? Bugün size gökyüzünün en zarif dansçılarından, Atlas’ın yedi güzel kızından, yani Pleiadlar’dan bahsedeceğim. Başınızı kaldırıp baktığınızda gördüğünüz o pırıl pırıl yedi kandil var ya, işte onlar.

Hikaye şu ki; dev Atlas ile okyanus perisi Pleione’nin evinde yedi tane dünya güzeli kız büyürdü: Alkyone, Merope, Kelaino, Elektra, Sterope, Taygete ve Maia. Hepsi birbirinden ışıl ışıl, hepsi birbirinden neşeli... Öyle güzellerdi ki, gökyüzü sakinleri bile onlara bakmaya doyamazdı. Hatta Zeus, Poseidon ve Ares gibi büyük tanrılar, bu kızların çekimine karşı koyamayıp kalplerini onlara kaptırdılar.

Yalnız Merope biraz farklıydı; o, tanrıların ışıltılı sarayları yerine ölümlü bir adamı, Sisyphos’u sevdi. Gökyüzüne baktığınızda diğer kardeşlerine göre neden biraz daha sönük göründüğünü şimdi anladınız mı? Sevdiği uğruna tanrılar katından vazgeçmiş, o dünyevi aşkın sessiz ışığına sığınmış bir yıldızdır o.

Eskiler, bu kızların göğe nasıl çıktığı konusunda türlü türlü masallar anlatır. En meşhuru avcı Orion’un hikayesidir. Bu koca avcı, kızlara öyle bir tutulmuş ki, onları beş koca yıl boyunca dağ bayır demeden kovalamış. Kızlar artık yorgunluktan bitap düşüp kaçacak yer bulamayınca, Zeus onların haline acımış. “Kıyamam size” demiş ve onları birer beyaz güvercine dönüştürüp gökyüzünün o engin maviliğine bırakmış.

Tabii başka söylentiler de var. Kimi der ki, kardeşleri Hyas’ın acısına dayanamayıp gözyaşları içinde göğe yükseldiler. Kimi de Troya’nın o kanlı günlerini işaret eder; derler ki Elektra, Dardanos soyunun yurdunun yıkılışını görüp kederinden kendini göğe atmış, bir kuyruklu yıldız gibi kendi yoluna gitmiş.

Siz çiftçilere bakın, onlar gökyüzünden anlar. Hesiodos diye bir adam vardı, iyi bilirdi bu işleri. Derdi ki; “Pleiadlar gökte göründüğünde vakit ekin zamanıdır, tırpanınızı bileyin. Eğer kaybolurlarsa, bilin ki toprak artık dinlenmek ister.” Kırk gün, kırk gece gözden kaybolurlar; sanırsınız ki yerin altına inip köklerle, tohumlarla fısıldaşırlar.

İşte böyle çocuklar... Gökyüzünde gördüğünüz o parıltı, sadece birer ateş topu değil; orada hüzün var, aşk var, kaçış var ve sonsuz bir yolculuk var. Her biri birer mücevher gibi göğün kubbesine dizilmiş, bize ekinin zamanını, hüznün ağırlığını ve yıldızların ebedi dansını fısıldıyorlar.

Şimdi, biraz daha şarap doldurayım mı kadehinize, yoksa gökyüzüne bakıp kendi Pleiad’ınızı mı arayacaksınız?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme