Thesauros Mythology Phokos

Phokos

Phokos

Aiakos ve Psamathe’nin fok balığı isimli oğlu; Phokis’in kurucusu. Kardeşleri Peleus ve Telamon’un kıskançlığı sonucu trajik bir şekilde katledildi.

Fok balığı ile aynı ismi taşıyan Phokos, Aiakos ve Psamathe’nin evliliğinin meyvesi olarak dünyaya gelmiş, Peleus ile Telamon’un ise kardeşi olmuştur. Bir Nereus kızı olan annesinin, insani bir otoriteye boyun eğmemek adına girdiği fok kılığının izlerini isminde taşıyan bu figür, Aigina’daki yerleşik düzenin dışına çıkarak orta Yunanistan’da kendi sınırlarını çizmiş ve Phokis bölgesini teşkil etmiştir. Ancak kurduğu bu yeni iktidar alanı, kendi kökenlerinden bağımsız bir varlık göstermesine rağmen, kardeşleri Peleus ve Telamon’un tahakkümcü kıskançlığına kurban gitmiştir. Kendi kanından olanların inşa ettiği bu şiddet sarmalı neticesinde yaşamı sonlandırıldığında, annesi Psamathe’nin kederi ve arayışı, Peleus’un sürgündeki sürülerini yok eden bir kurtla cisimleşmiştir; nihayetinde Thetis’in müdahalesiyle bu yıkıcı güç, cansız bir taş heykele dönüştürülerek bir düzene hapsedilmiştir.
Silenos
Gelin bakalım, yaklaşın ateşin başına... Ayaklarınızı uzatın, hele bir soluklanın. Size anlatacağım hikaye, adı denizin derinliklerinden gelen bir çocuğun, Phokos’un hüzünlü türküsüdür.

Eski zamanlarda, Aiakos adında bir kral vardı; hani şu adaletiyle gökyüzü sakinlerinin bile takdirini kazananlardan. Aiakos, gönlünü denizlerin kıvrımlı dalgalarında yaşayan, Nereus’un kızı Psamathe’ye kaptırdı. Ama gelin görün ki Psamathe, bir ölümlüyle karşılaşınca ne yapacağını şaşırdı; hemen hünerini konuşturup bir fok balığına dönüştü. O gün, o kumsalda yaşanan bu tuhaf kaçamaktan, adı fok balığı anlamına gelen Phokos dünyaya geldi.

Phokos, denizin tuzunu ve okyanusun gizemini ruhunda taşıyarak büyüdü. Ancak Aigina adasının dar sınırları, bu gencin yüreğine sığmadı. Yola koyuldu, dümenini Yunanistan’ın içlerine kırdı ve bugün hala adını taşıyan Phokis bölgesinin temellerini attı. Zekiydi, cevvaldi; babasının gururu, toprağın efendisiydi.

Fakat biliyorsunuz, kardeşlik bağı bazen en keskin kılıçtan daha yaralayıcı olabilir. Phokos, yurduna, yani Aigina’ya geri döndüğünde, kardeşleri Peleus ve Telamon onu büyük bir sevinçle karşılamadı. Aksine, içlerinde büyüttükleri o zehirli kıskançlık, bir anlık öfkeyle birleşti. O güzelim genç, kendi kardeşlerinin elinde, kanlı bir oyunun kurbanı olup gitti.

Psamathe, evladının acısını denizin en derin mağaralarında duydu. Bir anne yüreği yanınca, doğa bile ona eşlik eder. Psamathe, Peleus’un peşine bir kurt saldı; hani şu aç, gözü dönmüş, sürüleri silip süpüren cinsten bir canavar. Peleus kaçtı, kaçtı ama nereye kadar? Sonunda Thetis’in araya girmesiyle o vahşi kurt, olduğu yerde donup kaldı.

Şimdi Aigina’nın bir kıyısında, güneşin altında sertleşmiş bir taşa bakın. Bazıları onun sadece bir kaya olduğunu sanır ama o, bir annenin yasını ve kardeşliğin kaybını içine hapsetmiş eski bir cellattır.

Hadi bakalım, şarabınızdan bir yudum alın ve derin düşüncelere dalın. İnsan dediğin varlık, bir fok balığının zarafetiyle doğsa da, bazen kendi gölgesinde bile boğulabiliyor. Anlatacak çok şey var ama gece ilerliyor; bir sonraki hikayeye kadar, rüzgarın ne dediğine iyi kulak verin.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme