Şimdi, dizlerini altına çek ve kulak kabart bakalım; zira yaşlı bir adamın çenesi, bir çömlek dolusu tatlı üzüm suyu kadar taze anılarla dolu.
Zamanın birinde, o zeytin ağaçlarıyla süslü Midilli Adası’nda Phaon adında bir adam yaşardı. Phaon dediğin, aslında bir gemicik, yani bir salcıydı. Öyle pek görkemli, üzerinde parıltılı zırhları olan biri sanma onu; aksine, yüzü yılların yorgunluğuyla buruşmuş, beli bükülmüş, cüzdanı ise tam takır bir ihtiyardı. Her gün güneşin doğuşuyla nehrin kıyısına iner, salıyla karşı kıyıya geçmek isteyenleri taşırdı. Hayatı, bir kıyıdan diğerine gitmekten ibaretti işte.
Bir gün, hava sanki biraz daha ağır, deniz ise bir aynadan farksızken, karşısına yaşlı, beli bükük bir kadıncağız çıktı. Kadıncağızın üstü başı perişandı, sanki dünyadaki bütün yükleri omuzlarında taşıyordu. Phaon, gönlü zengin bir adamdı; kadını salına aldı, karşıya geçirdi. Hiçbir ücret de talep etmedi, ne de olsa bir gökyüzü sakininin de bazen dediği gibi; iyilik, karşılık beklenince değil, kendiliğinden aktığında değerlidir.
O ihtiyar kadın, aslında güzeller güzeli tanrıça Aphrodite’den başkası değildi! İnsanların kalbini şöyle bir tartmak için kılık değiştirip yeryüzüne inmişti. Phaon’un nezaketine hayran kalan tanrıça, ona küçük, camdan bir şişe uzattı. "Al bunu," dedi, "bu şişenin içindeki iksiri sürün, bakalım ne olacak."
Phaon, iksiri yüzüne sürer sürmez ne mi oldu? O buruşuk derisi gerildi, ak düşmüş saçları yeniden güneşin sarısını kuşanmaya başladı. Phaon bir baktı ki, aynadaki yaşlı adam gitmiş, yerine yeryüzünün en yakışıklı, en göz alıcı delikanlısı gelmiş!
Efsane bu ya, o günden sonra Midilli Adası’nda bir gürültü koptu, sorma gitsin! Adadaki bütün hanımlar, genç kızlar, hatta evinde çoluk çocukla uğraşanlar bile bu yeni Phaon’un etrafında pervane olmaya başladılar. Öyle ki, şairlerin şairi, duyguların efendisi Sappho bile bu yakışıklının büyüsüne kapıldı. Ama aşk, bazen insanın başına gelebilecek en keskin taştır. Phaon, Sappho’nun tüm o yanıp yakılan şiirlerine rağmen ona yüz vermeyince, o güzel şairimiz kederinden bir kayanın tepesinden kendini masmavi sulara bıraktı.
İşte evlat, güzellik dediğin şey bazen bir armağan, bazen de insanın başına örülen bir çoraptır. Şimdi, sen o kayalara dikkat et, denizin mavisi bazen çok derin, bazen ise çok hüzünlüdür. Bir sonraki hikayeye kadar, aklını başında tut, kalbini ise gökyüzü sakinlerinin şanslı günlerine bırak.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masalların tozlu raflarında anlatılmayan, büyüklerin ise duymaktan korktuğu bir sır var... Kulaklarını aç, çünkü gerçekler bazen en güzel şarabın tortusu gibi acı, ama bir o kadar da berraktır.
Lesbos adasının dalgaları kıyıya her vurduğunda, orada yaşayan Phaon adındaki o zavallı salcıyı anlatırlar. Herkes ona 'çirkin' derdi; sanki insanın güzelliği, başkalarının ona bakışıyla ölçülürmüş gibi! Aphrodite, o meşhur tanrıça, bir gün yaşlı bir kadın kılığında karşısına çıkıverdi. Söyle bana evlat, bir tanrıçanın o ihtiyar kılığa girmesi, sanki bir oyunun parçası değil mi? Phaon’a o iksiri verirken aslında ona bir lütuf mu bahşetti, yoksa onu bir hayranlık hapishanesine mi kapattı?
İksiri sürdüğünde Phaon, insanların "kusursuz" dediği o maskeye büründü. Birdenbire adanın tüm kadınları, ruhlarını unutup o dış kabuğun peşinde pervane oldu. İşte burada durup düşünmeli, güzel gözlüm: Bir insanı, sadece bir şişe iksirle dünyadaki herkesin arzuladığı o "altın heykele" dönüştürmek, onun özgürlüğünü elinden almak değil midir? O artık bir kişi değil, herkesin üzerinde hırslarını tatmin ettiği bir arzu nesnesiydi.
Ve o narin şair Sappho... Sistemin "kusursuz güzellik" diye dayattığı o ışığa körü körüne bağlananlardan biri oldu. Phaon ona bakmadığında, Sappho'nun acısı aslında sadece bir aşk acısı değildi; o, sahte bir idealin peşinde kendi ruhunu kaybedenlerin sessiz çığlığıydı. O yüksek kayalardan denize düşerken, arkasında sadece bir şiir değil, otoritenin ve güzellik tabularının bir kadını nasıl bir sona sürüklediğine dair hüzünlü bir kanıt bıraktı.
Sakın unutma sevgili öğrencim, insanlar genellikle parlak olanın iyi, güzel olanın ise masum olduğuna inanmak isterler. Oysa gerçek, Phaon'un salında taşıdığı o yorgunlukta gizlidir. Güzellik dediğin, başkalarının gözünde parlayan bir yanılsamadan ibaret olabilir; önemli olan, kendi ruhunun çirkinliklerle dolu ama özgür olan kıyısında yürüyebilmektir.
Şimdi biraz dinlen ve hatırla; bazen en büyük güç, bir tanrıçanın iksirini reddedip kendi yorgun yüzünle yaşamaya devam edebilmektir. Hayatın neşesi, kimsenin oyuncağı olmadan kendi hakikatini taşımaktadır.