Thesauros Mythology Phaidra

Phaidra

Phaidra

Phaidra, üvey oğlu Hippolytos’a duyduğu yasak aşkla yıkılan bir kraliçedir. Reddedilince onu iftirayla ölüme sürükler ve vicdan azabıyla canına kıyar.

Giritli Minos’un soyundan gelen, Ariadne’nin kan bağını taşıyan Phaidra, iktidar simgesi Atina tahtının sahibi Theseus ile evlendiğinde, hiyerarşik düzenin bir parçası haline gelmişti. Kralın, tahakkümün meşrulaştırdığı geçmişteki Amazon eşinden olan oğlu Hippolytos, bu evliliğin gölgesinde yeni bir düzenin öznesi gibi duruyordu. Phaidra’nın kraliyetin çizdiği sınırları aşarak üvey oğluna duyduğu tutku, aslında kurumsallaşmış otoritenin soğuk duvarlarına çarpma girişimiydi; ancak reddedilmenin yarattığı boşluk, iktidarın kendi bekası için yasaları nasıl araçsallaştırdığını hatırlattı. İhanetle suçladığı genç adam, babasının elindeki yasa ve şiddet aygıtıyla ezilip trajik bir sonla dünyadan silinirken, Phaidra da bu zorba mekanizmanın bir dişlisi olarak kendi varlığına son vererek sessiz bir itirazı ancak yıkımla tamamlayabildi.
Silenos
Girit’in o meşhur labirentlerinin gölgesinde büyümüş, Minos’un kızı Phaidra’yı anlatayım size. Hani şu Ariadne’nin kız kardeşi olan... Gözleri deniz mavisi, kalbi ise bir kor parçası gibi tutarsız bir kadındı. Babasının görkemli sarayından çıkıp Atina kralı Theseus’un, o hani meşhur labirent canavarını yenen yiğidin sarayına gelin gittiğinde, herkes her şeyin yolunda olduğunu sanmıştı.

Theseus zaten başından birçok macera geçmiş, hatta Amazonların savaşçı kraliçesiyle vaktiyle birleşmiş bir adamdı. Bu evlilikten de Hippolytos adında, babası kadar yakışıklı, genç ve gururlu bir oğlu olmuştu. Phaidra, Theseus ile bir yuva kurdu, çocukları oldu, hayatı rayında sanıyorduk. Fakat ah, insanların yüreği bazen koca bir denizin fırtınası gibidir; ne zaman nereye vuracağı belli olmaz.

Phaidra, üvey oğlu Hippolytos’u gördüğünde, içinde o zamana kadar hiç tatmadığı, yasak ve garip bir ateşin yandığını hissetti. Gökyüzü sakinleri bazen insanlara böyle oyunlar oynar; sanki onların aklıyla, iradesiyle eğlenirler. Kadın, o kadar kör olmuştu ki, bu imkansız sevdayı gence açmaya cüret etti. Ama Hippolytos... O, Artemis’in ormanlarındaki sadık bir avcı gibiydi; saftı, gururluydu ve bu teklifi duyunca adeta sarsıldı. İğrenerek reddetti bu duyguları.

İşte tam o noktada, insanın içindeki o küçük şeytan uyandı. Reddedilmenin verdiği acı ve utanç, Phaidra’nın zihnini bulandırdı. Sevginin yerini zehirli bir öfke aldı. Theseus’a gidip genci suçladığında, aslında kendi sonunu hazırladığını fark edemeyecek kadar gözü dönmüştü. Theseus, bu büyük yalanın karanlığında oğlunu sürgüne gönderdi.

Olanlar oldu; Hippolytos, arabasıyla kıyıdan geçerken atları ürktü ve o talihsiz kaza gerçekleşti. Genç adam hayata veda ettiğinde, sarayın koridorlarında sessiz bir çığlık koptu. Phaidra, yarattığı bu enkazın altında daha fazla yaşayamadı. Kendi eliyle açtığı yaranın acısı, içindeki o tutarsız ateşi söndürdü ve o da aramızdan ayrıldı.

İşte böyledir dostlarım; aşk bazen tatlı bir meyve, bazen de Phaidra’nın hikayesindeki gibi, dalında çürüyüp ağacı da deviren bir yük olur. Şimdi doldurun kadehlerinizi, bu karmaşık insanın hikayesi de böylece rüzgara karışıp gitsin. Kendi kalbinizi, o denizin hırçın dalgalarından korumayı unutmayın.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme