Thesauros Mythology Phaiaklar

Phaiaklar

Phaiaklar

Skherie’de yaşayan, düşünce hızıyla yol alan gemilere sahip, denizlerin en yetenekli ve misafirperver halkı Phaiaklar; Odysseus’un İthake’ye dönüşüdür.

Yıllar süren sürgününü nihayete erdiren Odysseus, yolu Skherie kıyılarına düştüğünde, Nausithoos’un soyundan gelen Alkinoos’un hüküm sürdüğü Phaiak ülkesiyle karşılaşır. İnşa ettikleri mimari yapılar ve denizcilikteki maharetleriyle öne çıkan bu topluluk, Poseidon’un lütfu olan ve adeta düşünce hızıyla süzülen gemileri sayesinde engin denizleri bir sınır tanımaksızın aşarlar; fakat bu uygar görünüşün ardında, yabancıya karşı takınılan mesafeli ve tekinsiz bir korumacı refleks yatmaktadır. İktidarın sınırlarını aşan bir yardımla, Odysseus’u derin bir uykunun kucağında İthake’ye ulaştıran Phaiaklar, bireyin özgür iradesini kendi stratejik ağlarına hapsettiklerinin farkında değildirler.

Denizlerin hakimi Poseidon, Phaiakların bir yabancıya sunduğu bu "kılavuzluk" cüretini, hiyerarşik düzeni sarsan bir isyan olarak görür ve cezalandırılmaları için Zeus’a başvurur. İktidarın en temel reflekslerinden biri olan "herkesin yerini bilmesi" ilkesine sadık kalarak, Phaiakların gemisini geri dönüş yolunda taşa çevirip, şehrin etrafını devasa dağlarla kapatarak onları mutlak bir izolasyona mahkum etmeye karar verirler. Bu müdahale, bağımsız hareket etme kapasitesine sahip olanın, tanrısal ve siyasal otorite tarafından nasıl bir felce uğratıldığının resmidir. Nihayetinde Phaiaklar, ölümsüzlerin gazabından sakınmak için limanlarının geleceğini riske atan bir yakarışa zorlanırken, o görkemli gemi artık sığ kıyılarda sadece bir kaya parçası olarak sergilenen bir ibret vesikasına dönüşür. Bugün Korfu ile özdeşleştirilen bu topraklar, iktidarın gözünde boyun eğmeyen her özgür girişimin, er ya da geç kendi limanında taşa kesilerek yutulacağının mitolojik bir kanıtıdır.
Silenos
Gel bakalım şöyle, otur yanıma evlat. Şu yaşlı gözler neler gördü, neler... Denizlerin köpüğü sakalıma karıştığında, bugün sana anlatacağım o gizemli halkı çok iyi tanırdım.

Odysseus’u bilirsin; hani o bitmek bilmeyen maceralarıyla başı dertten kurtulmayan, kurnaz mı kurnaz yolcu. Yıllarca dalgaların arasında oradan oraya savrulduktan sonra, yorgun argın bir gün Skherie adasının kıyılarına vurdu. Burası bildiğin yerlere benzemez; burası Phaiakların yurdudur. Kralları Alkinoos, bilge Nausithoos’un oğludur.

Phaiaklar öyle senin benim gibi karada yürüyüp giden tiplerden değildir. Gökyüzü sakinlerinin torunları gibidirler; el attıkları her iş güzelleşir, mimarileri ise sanki taşla değil, hayalle inşa edilmiştir. Ama asıl hünerleri denizdedir. Athena bile hayran kalırdı onlara. Onların gemileri... Ah, o gemiler! Yelkenleri rüzgarı beklemez, kürekleri yorulmak bilmez. Düşünce kadar hızlı, bir kuşun kanadı kadar çeviktirler. Denizler onlara "geçin gidin" diye yol verir sanki.

Odysseus’u krallar gibi ağırladılar, sofralar donattılar. O, başından geçenleri anlattıkça, Phaiaklar merakla dinlediler. Sonunda, "Yeter artık bu kadar yorgunluk," deyip onu o efsanevi gemilerinden birine bindirdiler. Odysseus yorgunluktan derin bir uykuya daldı; gözlerini açtığında İthake kıyısındaydı. Rüya mıydı bu? Gemileri, malları, ganimetleri hepsi yanındaydı ama Phaiak gemicileri sanki hiç orada olmamış gibi sessizce dönüp gitmişlerdi.

Gel gör ki, bu hızlı gidiş Poseidon’un hiç hoşuna gitmedi. Şu denizlerin huysuz, öfkeli tanrısı... Kardeşi Zeus’a gitti, "Bu Phaiaklar hadlerini aştı! Bir faniye yardım edip benim denizlerimde cirit atıyorlar," diye gürledi. "İsterim ki gemilerini parçalayayım, şehirlerini de koca bir dağla çevreleyeyim de bir daha kimseye kılavuzluk edemesinler!"

Bulutları devşiren Zeus, hafifçe gülümseyip, "Madem çok içerledin," dedi, "gemiyi limana yaklaşırken taşa çeviriver. İnsanlar görsün de şaşkınlıktan taş kesilsinler, bir geminin nasıl kaya parçasına dönüştüğünü unutmasınlar."

Öyle de oldu. Limanın girişinde bir kaya görürsen, dikkatli bak evlat; o aslında bir zamanlar rüzgarla yarışan, Phaiakların o eşsiz gemisidir. Bugün Korfu dedikleri o güzel yerde, halkın hala Alkinoos’un tanrılara nasıl yalvardığını, "Bizi dağlarla çevrelemeyin!" diye nasıl yakardığını anlattıklarını duyar gibiyim.

Şimdi, kadehimi senin o taze merakına kaldırıyorum. Dünya büyük, denizler derin; biz insanlar bazen bir taşın içine hapsolmuş bir efsaneyi göremeyecek kadar körleşiyoruz. Ama sen, sen hep bakmasını bil, olur mu?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme