Thesauros Mythology Phaethon

Phaethon

Phaethon

Helios’un oğlu Phaethon, babasının güneş arabasını sürmeye kalkınca dizginleri kaybetti. Yeryüzünü ateşe veren genç, Zeus’un şimşeğiyle nehre gömüldü.

Phaethon, bir rivayete göre Eos ile Kephalos’un, bir diğerine göre ise Güneş tanrı Helios ile Okeanos kızı Klymene’nin soyundan gelen bir delikanlıdır. Adı "pırıldayan" anlamına gelen bu genç, Ovidius’un *Değişimler*’inde ölümsüzleşen anlatısıyla tanınır; E. Hamilton’un aktarımıyla hikayesi şöyledir:

Güneş’in sarayı, gece gündüz demeden yaldızların hükümranlığında parlayan, yalnızca mutlak kudret sahiplerinin erişebildiği, hiyerarşinin en yüksek tepesinde kurulu bir mekandı. Bir gün, ölümlü bir varlık olan Phaethon, bu dokunulmaz sınırları aşarak ışığın merkezine sızdı. Kendi kökenine dair kuşkularını gidermek ve babasıyla yüzleşmek arzusuyla, yasaklı katmanları aşarak Güneş’in tahtına kadar ulaştı. Helios, oğlunu tanıyıp Styks ırmağı üzerine yemin ederek bir dilek hakkı tanıdığında, arzulanan şey iktidarın simgesi olan o ışıklı arabayı sürmekti.

Oysa yönetme ehliyeti tanrısal bir ayrıcalık olarak kodlanmıştı; Helios, kendi kontrolündeki mekanizmanın -yokuşların, azgın atların ve göklerdeki yaratıkların- ölümlü birinin yönetimine asla boyun eğmeyeceğini biliyordu. Yine de bir kez verilen sözün bağlayıcılığı, babayı, otoritesini tehlikeye atan bu acemi girişimi kabule zorladı. Phaethon dizginleri eline aldığında, dizginlenemez bir kaos baş gösterdi. Dünyanın üzerinde süzülürken kontrolü yitiren genç, iktidarın yıkıcı gücünü yeryüzüne kontrolsüz bir sıcaklık olarak yaydı; dağlar tutuştu, vadiler küle döndü, nehirler buhranla yatağını şaşırdı.

Göklerin düzeni ve tanrısal statüko tehdit altına girdiğinde, tepedeki mutlak güç Zeus devreye girdi. Düzeni tesis etmek adına gönderilen yıldırım, iktidarı gasp etmeye çalışan genci vurarak Eridanos ırmağının serin sularına gömdü. Phaethon’un yok oluşunun ardından yas tutan naiadlar ve kavak ağacına dönüşen kız kardeşleri, hiyerarşinin sınırlarını aşanların nasıl bir sessizliğe ve ebedi bir kısıtlanmışlığa mahkum edildiğinin sessiz tanıkları oldular.
Silenos
Yaklaşın çocuklar, şöyle diz kırıp oturun bakalım. Ateşin çıtırtısı size de huzur veriyor mu? Bugün size, parıltısı güneşten bile daha parlak, ama aklı bir karış havada bir delikanlının, Phaethon’un hikayesini anlatacağım.

Phaethon’un annesi Klymene, ona babasının bizzat güneşin kendisi, yani yüce Helios olduğunu söylemişti. "Hadi oradan!" demişler ona, "Sen ancak bir ölümlüsün." Ama Phaethon, adı "pırıldayan" anlamına gelen bu genç çocuk, buna inanmak istiyordu. Bir gün, güneşin o altın sarayını bulmaya karar verdi. Yol boyu yürüdü, yıldızların tozunu çiğnedi ve sonunda o göz kamaştırıcı sarayın merdivenlerine ulaştı.

İçerisi o kadar ışıl ışıldı ki, Helios tahtında otururken Phaethon gözlerini ancak kısarak bakabildi. Helios, bu cılız ama kararlı gencin annesini hemen tanıdı. "Oğlum," dedi babası, "doğru duymuşsun. Ben senin babanım. İnanmıyorsan bir dilek dile, yeraltı dünyasının karanlık sularına, o kutsal Styks ırmağına yemin ederim; dileğin ne olursa olsun gerçekleşecek."

İşte orada hata yaptı işte. Phaethon’un aklında tek bir şey vardı: Babasının her sabah okyanustan çıkarıp gökyüzüne sürdüğü o devasa, alev saçan altın arabayı kullanmak!

Helios’un yüzü bir an bulutlandı, tacındaki ışıklar sönükleşti. "Ah evlat," dedi, "sen bir ölümlüsün, benim gücüm sana ağır gelir. Gökyüzü sakinleri bile o atları dizginlemekte zorlanır. Yollar diktir, atlar çılgındır; yukarıda Aslanlar, Akrepler seni bekler. Vazgeç bu sevdadan, başka bir şey iste."

Ama Phaethon kafasına koymuştu bir kere. "Söz verdin baba, unutma!" dedi. Ve ne yazık ki, tanrıların yemininden dönmesi mümkün değildir.

Güneşin arabası kapıya getirildiğinde, atların burnundan soluyan ateş rüzgarı sarayı bile sarsıyordu. Phaethon dizginlere uzandı, araba şahlanıp gökyüzüne fırladı. İlk başta her şey bir oyun gibiydi. Ancak atlar, arabada oturanın Helios olmadığını, ellerin titrediğini hemen anladılar. Bir sağa kırdılar, bir sola... Phaethon dehşet içinde dizginleri bıraktı. Araba gökyüzünde bir sarhoş gibi yalpalamaya, yeryüzüne iyice yaklaşmaya başladı.

O gün dünya bir cehenneme döndü çocuklar. Dağlar tutuştu, nehirler buharlaştı, toprak çatlayıp yarıldı. Gökyüzünün tepesindeki o büyük düzen, acemi bir gencin ellerinde un ufak oluyordu.

Yukarıdan her şeyi seyreden tanrılar tanrısı Zeus, işin çığırından çıktığını görünce hiç tereddüt etmedi. Bir yıldırımı kaptığı gibi Phaethon’un tam kalbine gönderdi. Genç çocuk, bir yıldız kayması gibi Eridanos ırmağının sularına gömüldü.

Sular onun ateşini söndürdü belki ama geride kalanları keder boğdu. Kız kardeşleri mezarının başında o kadar çok ağladılar, o kadar çok gözyaşı döktüler ki, sonunda kök salıp birer kavak ağacına dönüştüler. O günden beri, Eridanos kıyısında ne zaman bir yel esse, o ağaçların yaprakları Phaethon’un yasını tutar gibi hüzünle titrer.

Ne dersiniz çocuklar? Bazen hırs, insanın kendi güneşinde bile yanmasına sebep olabiliyor. Hadi, şimdi şu şarap kadehimden bir yudum alayım da, siz de biraz düşünün; hayatın dengesini bulmak, gökyüzünde at koşturmaktan daha kıymetli değil midir?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme