Thesauros Mythology Pero

Pero

Pero

Neleus’un güzeller güzeli kızı Pero, babasının imkansız şartını Melampos’un yardımıyla aşan Bias ile evlenerek mutlu sona ulaşmıştır.

Neleus ile Khloris’in soyundan gelen Pero, biyolojik ve toplumsal hiyerarşinin henüz başlangıcında, bir mülkiyet nesnesi gibi konumlandırılmıştı. Güzelliği, eril dünyada bir prestij unsuru ve pazarlık konusu haline gelirken; babasının koyduğu şart, kadının iradesini tamamen dışarıda bırakan, egemenliğin bir başka egemenliğe devredildiği bir mülkiyet akdi işlevi görüyordu. İphiklos’un sürüleri üzerinde kurulan tahakküm, aslında Pero’nun üzerinde kurulmak istenen otoritenin bir provasıydı. Melampos’un stratejik hamleleriyle Bias’ın bu sürüleri elde etmesi, bir özgürleşme hikayesi değil, sadece mülkiyetin el değiştirmesidir; iktidar mekanizmalarının, nesneleştirilen bir yaşamı kendi oyun sahasında "hak kazanılan bir ganimete" dönüştürme biçimidir. Pero, babasının kurduğu otorite duvarlarının arasından, kardeşlik ve rekabet ağlarının içinde, yine bir başkasının eylemiyle yeni bir hanenin gözetimine devredilerek döngüsünü tamamlar.
Silenos
Bak evlat, şöyle otur yanıma. Dizlerin biraz titriyor ama geçer, yaşlılık işte... Şimdi sana öyle bir kızdan bahsedeceğim ki, güzelliğiyle dağ taş yerinden oynardı. Adı Pero. Pylos Kralı Neleus ile Khloris’in biricik kızı. Öyle bir kız düşün ki, gülüşü bir bahar sabahı kadar taze, bakışları ise Olympus’un tepelerinden inen ilk ışık kadar parlak.

Pero’nun güzelliğini duyan kim varsa, atına atlayıp babasının sarayına koşuyordu. Ama babası Neleus, kızı konusunda biraz inatçı, biraz da eski toprak bir adamdı. "Benim güzel kızımı almak isteyen, önce elini taşın altına koyacak," deyip duruyordu. Ama nasıl? İphiklos diye bir adam vardı, hani şu meşhur, paha biçilemez sürülerinin bekçiliğini yapan biri. Neleus, "Kim ki bana İphiklos’un o meşhur sürüsünü getirir, işte o zaman Pero’nun kalbini kazanabilir," dedi.

Dışarıdan bakınca imkansız, değil mi? Ama aşk devreye girince, gökyüzü sakinleri bile bazen şaşkınlıkla izler bu fanileri. Bias adında bir genç, Pero’ya öylesine tutulmuştu ki, gözü hiçbir şeyi görmüyordu. Ama tek başına ne yapabilirdi? Neyse ki, Bias’ın yanında kardeşi Melampos vardı. Melampos dediğin, kuşların dilinden anlayan, doğanın sırlarına vakıf, biraz büyücü, biraz bilge biriydi.

Melampos, kardeşinin bu çaresiz haline kıyamadı. İphiklos’un o inatçı sürülerini çalmak kolay iş değildi; yakalanmak, hatta belki de hayatından olmak vardı. Ama planları tıkır tıkır işledi. Melampos’un zekası ve biraz da o gizemli yetenekleri sayesinde, sürüleri İphiklos’un elinden alıp Pylos’a getirmeyi başardılar.

Neleus, sürüyü kapıda görünce şaşkınlıktan ağzı açık kaldı tabii! Sözünden dönecek değildi ya, nihayet Pero’yu Bias’a vermek zorunda kaldı. Böylece Bias, sevdiği kıza kavuştu; Melampos ise kardeşini mutlu etmenin huzuruyla gülümsedi.

Görüyor musun? Aşk için yapılan yolculuklar bazen bir çoban sürüsüyle başlar, ama sonunda anlatılacak koca bir efsaneye dönüşür. Hayat bazen biraz acı, bazen biraz tatlı bir üzüm suyu gibi; içmesini bilene şifa, bilmeyene baş ağrısıdır. Ama Pero’nun hikayesi? O, tam da tadında bırakılması gereken bir güzellik. Şimdi, hadi bakalım, gözlerini kapat da rüyanda belki o sürüleri görürsün.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme