Thesauros Mythology Pergamos

Pergamos

Pergamos

Neoptolemos ve Andromakhe’nin oğlu olan Pergamos, Anadolu’ya geçip Bergama şehrini kuran ve orada krallığını ilan eden cesur bir kahramandır.

Pergamos, adını üzerine mühürlediği şehrin temelinde yatan iradenin somut bir tezahürüdür. Kökeni, Akhilleus’un oğlu Neoptolemos ile Andromakhe’nin birleştiği o mecburi ve karanlık kesişime uzanır; bu soyağacı, kaçınılmaz bir hiyerarşinin mirasçısı olduğunu fısıldar. Yunanistan’ın yerleşik düzeninden Anadolu’nun bakir topraklarına geçişi, bir kurtuluştan ziyade, mekanın üzerinde otorite kurma dürtüsünün bir dışavurumudur. Vardığı topraklardaki yerel iktidarı fiziksel bir yok edişle tasfiye ederek yönetimi devralması, aslında tepeden inmeci tahakkümün tarihsel döngüsünü tamamlar. Kurduğu şehre kendi ismini bahşetmesi ise, coğrafyanın hafızasını tamamen kendi iradesiyle yeniden yazma ve mutlak sahiplik iddiasının, tarihin satır aralarına gizlenmiş sessiz bir beyanıdır.
Silenos
Gel bakayım yanıma, şu zeytin ağacının gölgesi ne güzelmiş, değil mi? Biraz soluklan, zihnindeki gürültüyü sustur da sana, bugün tepelerinden rüzgarın eksik olmadığı o güzel şehrin, yani Pergamon’un nasıl kurulduğunu anlatayım. Ama önce şunu bil; tarih, sadece tozlu parşömenlerde değil, rüzgarın fısıltısında saklıdır.

Her şey, o meşhur Troya Savaşı’nın külleri arasında başladı. Hani şu destanlarda adı geçen, hızlı ayaklı Akhilleus var ya, hani şu gökyüzü sakinlerinin bile çekindiği savaşçı? İşte onun oğlu Neoptolemos ile güzel Andromakhe’nin yolları kesişti. Bu ikiliden dünyaya gelen Pergamos, adını tarihe altın harflerle kazıyacak olan o genç kahramandı.

Pergamos, o dönemlerde herkesin birbiriyle didiştiği, kılıçların susmadığı Yunanistan’dan sıkılmıştı. "Burada bana yer yok," dedi kendi kendine. Genç kan, yerinde duramaz bilirsin, hele de içinde büyük bir dede ve baba mirası varsa. Yanına biraz cesaretini, biraz da öfkesini alıp Anadolu’nun bereketli topraklarına doğru yola düştü. Denizleri aştı, fırtınalarla dans etti ve sonunda gözlerini bugünkü Bergama’nın o yüksek, heybetli tepelerine dikti.

O zamanlar oradaki kral, kendi küçük dünyasında huzurlu yaşadığını sanıyordu. Ama Pergamos, kaderin ona bir taht borcu olduğunu biliyordu. Bir gün, güneş henüz tepeye çıkmamışken, kralın sarayına dayandı. Kısa bir arbede, hızlı bir karar ve işte... Kral artık o değildi. Pergamos, keskin zekası ve çevikliğiyle şehri teslim aldı.

Şehir onun oldu olmasına da, kendine has bir mühür vurması lazımdı. Etrafına baktı; tepeler, vadiler, akan sular... Hepsi ona bir şeyler fısıldıyordu. Sonunda, o kadim tepeye kendi adını verdi: "Pergamos."

O günden sonra bu şehir, sanatın, bilimin ve gökyüzü sakinlerine sunulan o güzel ritüellerin merkezi oldu. İnsanlar, şarap kadehlerini dostlukla tokuştururken, "Bu şehri kuran kahramanın adı yaşasın" dediler. İşte böyle ufaklık; bir genç, evinden kaçıp kaderini buldu ve biz bugün hala onun gölgesinde oturup hikayeler anlatıyoruz. Şimdi, söyle bakalım; sen kendi hikayeni nerede kuracaksın?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme