Thesauros Mythology Pasiphae

Pasiphae

Pasiphae

Helios’un kızı, Kirke’nin kardeşi ve Girit kraliçesi. Büyülü güçleriyle tanınan Pasiphae, Minotauros’un annesi olarak kadim trajedilerin merkezindedir.

Güneş tanrısı Helios ile Perseis’in soyundan gelen Pasiphae; Perses, Aietes ve Kirke ile aynı kanı paylaşan, ilahi kökenli bir figürdür. Girit kralı Minos ile kurduğu evlilik, iktidarın mülkiyetçi hiyerarşisiyle sınırlanmış bir birlikteliği temsil eder. Poseidon’un sunduğu beyaz boğanın, krallığın sınırlarını belirleyen bir kurban nesnesinden arzunun karanlık bir aracı olan Minotauros’a dönüşümü, egemenin yasa koyucu iradesinin kendi içindeki kaosu dizginleyemeyişinin bir yansımasıdır. Pasiphae, iktidarın kutsallığına dayalı bu evlilikte, tıpkı Hekate ve Medeia gibi, toplumsal düzenin dışında kalan kadim ve gizil güçlerin taşıyıcısıdır. Ancak bu güç, sarayın soğuk taşları arasında, hükmedenlerin belirlediği normların dar kalıplarına hapsolur. Onun soyundan gelen Ariadne ve Pheidra da bu yazgıyı paylaşarak, ataerkil otoritenin kurduğu labirentlerin içinde, kendi iradelerini yok sayan o amansız tutkuların ve kontrol edilemez kaderin izini sürerler.
Silenos
Bakın hele, gözlerinizdeki o merak pırıltısı hiç değişmiyor! Gelin, şu yaşlı Silenos'un dizinin dibine de size Girit’in en gizemli kraliçesi Pasiphae’den bahsedeyim. Güneş’in kendisi Helios’un kızı, o parlak günlerin ve derin sırların mirasçısı…

Şimdi, gökyüzü sakinlerinin torunu olan bu kadının damarlarında öyle sıradan bir kan akmıyordu. O, büyülerin kraliçesi Kirke’nin kız kardeşi, yani sihrin, bitkilerin ve görünmeyeni görmenin nasıl bir şey olduğunu doğuştan bilenlerden. Girit’e, Kral Minos’un sarayına gelin gittiğinde, etrafındakiler onu sadece bir kraliçe sandı ama o, aslında içindeki o kadim ateşi dizginlemeye çalışan bir yıldızdı.

Hikaye biraz tuhaf, biraz da hüzünlü başlar çocuklar. Denizlerin hakimi Poseidon, Minos’a çok gösterişli, bembeyaz bir boğa göndermişti. İşte o boğa, Pasiphae’nin kaderinin düğüm noktası oldu. Bazıları buna bir büyü der, bazıları tanrıların bir oyunu. O vakitler Girit’te işler biraz karışmıştı; Pasiphae, kendi doğasının esrarengiz çekimine kapıldı. Gönlünü o ihtişamlı boğaya kaptırdığında, sarayın bahçelerinde artık sadece çiçek kokuları değil, derin bir huzursuzluğun rüzgarları esmeye başladı.

Sonunda ne mi oldu? O meşhur Minotauros dünyaya geldi. Yarı insan, yarı boğa olan o garip ve kederli yaratık, labirentlerin karanlığında annesinin hikayesini sonsuza dek sakladı. Pasiphae’nin kaderi, sadece kendiyle sınırlı da kalmadı. Kızları Ariadne ve Pheidra… Ah, o güzel kızlar! Analarından miras kalan o derin, bazen biraz da yakıcı tutkular, onları da kederli aşkların labirentine sürükledi.

Görüyor musunuz? İnsan ne kadar soylu, ne kadar bilgili olursa olsun, gönlünün içindeki o yabani atı her zaman dizginleyemiyor. Pasiphae, güneşin sıcaklığını içinde taşısa da, gölgelerin arasındaki o gizemli yollardan hiç kopamadı. Şuradan birazcık neşe, birazcık da hayatın cilvesi üzerine düşünmek isterseniz, Pasiphae’nin hikayesi size şunu fısıldar: Bazen en büyük büyü, kendi kalbinin kimin için attığını anlamaktır.

Haydi bakalım, kadehlerinizde azıcık hayat iksiriyle –yani o üzümün bereketli suyuyla– anılarınızı tazeleyin. Başka kimin hikayesini duymak istersiniz? Hekate’nin gölgesini mi, yoksa Medeia’nın yarım kalan fırtınalarını mı?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme