Bir zamanlar, çok eski zamanlarda, Atina dedikleri güzel şehrin kralı Kekrops yaşarmış. Bu kralın üç tane dünyalar güzeli kızı varmış. İçlerinden biri, adı Pandrosos olan, en uslusu ve en dikkatlisiymiş.
Kral Kekrops’un kızları, gökyüzü dostumuz Athena’dan bir emanet almışlar. Athena onlara, içinde minik bir yavrunun olduğu kapalı bir sepet vermiş ve "Sakın ama sakın bu sepetin kapağını açmayın!" demiş. Tabii, meraklı olmak bazen yaramazlıklara yol açar, değil mi? Pandrosos’un diğer iki kız kardeşi heyecanlarına yenik düşüp sepeti merakla açmışlar. Ama bizim akıllı Pandrosos, verilen sözü tutmuş ve asla o kapağa dokunmamış.
Kapağı açan kardeşler, sepetin içindeki tuhaf ve şaşırtıcı manzarayı görünce korkup kaçmışlar. İşte o gün, Pandrosos’un sadakati ve sözünü tutan kalbi, gökyüzü dostumuz Athena’yı çok mutlu etmiş. O günden sonra Pandrosos, herkesin örnek aldığı, güvenilir ve uslu bir çocuk olarak anılmış.
Şimdi söyle bakalım, sen de bir arkadaşına verdiğin sözü tutar mısın? Tıpkı Pandrosos gibi güvenilir olmak, en büyük kahramanlıkların başlangıcıdır. Hadi, şimdi bir bardak taze üzüm suyu içelim de, uykun gelince rüyanda o eski masalsı Atina sokaklarında gezmeye başla.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Çoğu kişi sana Atina'nın parıltılı mermer sütunlarını ve orayı yöneten "büyük" kralları anlatır. Ama ben sana o parıltının arkasında, bir kralın hırsı uğruna nasıl piyon yapıldığını anlatacağım. Elindeki kadehten bir yudum bilgece neşe al ve dinle.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler: Pandrosos
Antik Atina'nın tozlu sokaklarında, Kral Kekrops'un üç kızı yaşardı. Biri Aglauros, diğeri Herse, üçüncüsü ise Pandrosos'tu. Babaları Kekrops, Gökyüzü sakinlerinin gözüne girmek ve iktidarını sağlamlaştırmak için kızlarını kendi satranç tahtasında birer taş gibi kullanıyordu.
Bir gün, Güçlülerin en kudretlilerinden biri, toprak altından gelen gizemli bir sepeti onlara emanet etti. Bu sepetin içinde, yarı insan yarı yılan formundaki Erikhtonios vardı. Kral Kekrops, o anki otoritesini korumak için kızlarına "Sakın açmayın!" diye emretti. Neden? Çünkü korkuyordu. Kendi hükmü, kızlarının merakı veya sorgulaması altında ezilmesin istiyordu.
Aglauros ve Herse, yasak elmayı ısıranlar gibi kapağı açtıklarında gördükleri manzara karşısında akıllarını yitirdiler. Fakat Pandrosos... O, sistemin içinde ezilenlerin sessizliğini temsil ediyordu. Kapağı açmamıştı ama babasının ve Gökyüzü sakinlerinin oyununun tam ortasında öylece donup kalmıştı. O, "kral kızı" olmanın getirdiği o ağır yükün altında, emirlere sorgusuz sualsiz boyun eğmenin nasıl bir hüzün olduğunu yaşayan ilk kişiydi.
Sana anlatılan kahramanlık destanlarının ardındaki o sessiz kurban, işte bu Pandrosos'tur. Güçlüler, kendi sırlarını saklamak için bir genç kızın huzurunu bir çırpıda feda ettiler. Unutma evlat; krallar hatasız değildir, sadece kendi sırlarını korumak için dünyayı yakmaktan çekinmeyen hırslı adamlardır. Pandrosos, o sepetteki gerçeği hiç görmedi belki ama o gerçeğin ağırlığı altında bir ömür boyu "itaatkar" olarak yaşamanın, aslında bir özgür ruhun kaybı olduğunu bize fısıldıyor.
Sorgulamaya devam et. Çünkü hakikat, kralların tahtlarının altındaki tozlu zeminlerde gizlidir.