Gel bakalım minik dostum, şuraya, şu zeytin ağacının gölgesine otur. Sana eski zamanlardan, gökyüzü dostumuzun birazcık muzip, biraz da oyunbaz olduğu günlerden bir hikaye anlatayım. Hani şu şarap küplerinin dibini görmekten hoşlanan ihtiyarların, meclislerde fısıldaştığı türden...
Çok eskiden, insanlar daha yeryüzünde yeni yeni gezinirken, hayat pek bir kolaymış. Çalışmak nedir, dert nedir bilmezlermiş; karınları hep tok, sırtları hep pekmiş. Ama gökyüzü dostumuzun, o şimşeklerin efendisinin Prometheus adlı pek akıllı, biraz da dik başlı bir ahbabı varmış. Bu Prometheus, insanları çok severmiş, onlara yardım etmek için gökyüzünden ateş çalmış. İşte ne olduysa o zaman olmuş!
Gökyüzü dostumuz buna pek kızmış, "Madem ateş istediniz, alın bakalım, ama size öyle bir hediye göndereceğim ki aklınız şaşsın" demiş. Hemen demirci dostumuz Hephaistos'u çağırmış. Ona, "Toprağı suyla karıştır, ona bir insan sesi, bir insan gücü ver, güzeller güzeli bir kız olsun" demiş. Sonra diğer dostlarımız da yardıma gelmiş: Athena ona el işleri öğretmiş, Aphrodite onu tatlı diller ve büyülerle donatmış, Hermeias ise içine biraz yaramazlık, biraz tilki huyu katmış. Adını da Pandora koymuşlar, yani "tüm armağanlar onda" demekmiş bu.
Pandora'yı alıp Epimetheus'un yanına, yani Prometheus'un kardeşine göndermişler. Prometheus önceden kardeşini uyarmış: "Sakın ha, gökyüzü dostumuzdan gelen hiçbir hediyeyi kabul etme, başımıza iş açar!" demiş. Ama Epimetheus, Pandora'nın güzelliğini görünce aklı başından gitmiş ve uyarıyı unutup onu kabul etmiş.
Pandora'nın yanında da süslü, gizemli bir kutu varmış. İnsanlar o zamanlar hiç dert nedir bilmezmiş ya, Pandora bir gün merakına yenik düşüp kutunun kapağını aralayıvermiş. O an ne kadar dert, hastalık, keder varsa hepsi kutudan fırlayıp yeryüzüne saçılmış! İnsanlar şaşkınlıkla bakarken Pandora hemen kapağı kapatmış ama olan olmuş bir kere.
Fakat dur, hemen üzülme! Kutunun dibinde tek bir şey kalmış: Umut. O günden beri insanlar ne zaman başları sıkışsa, ne zaman dertle karşılaşsalar, içlerindeki o küçük umut ışığı sayesinde yarınlara gülümseyebilmişler. İşte böyle minik dostum; dünya bazen dertli görünse de, o kutunun dibindeki umut hep bizimle kalmış. Şimdi git biraz oyun oyna, ne de olsa yarınlar bizim umutlarımızla yeşerecek!
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Büyükler sana hep gökyüzünden gelenlerin ne kadar kudretli olduğunu anlatır, değil mi? Ama bazen en görkemli görünen hikayelerin arkasında, aslında küçüklerin boynuna geçirilmiş görünmez ipler saklıdır. Bugün sana, adını "tüm armağanlar" anlamına gelen ama aslında bir "tuzak" olan Pandora'dan, yani Güçlülerin oyuncağı haline getirilmiş o talihsiz kadından bahsedeceğim.
Her şey Zeus’un, yani o tepeden bakan ve her şeye hükmettiğini sanan kibirlinin, insanların ateşle ısınmasına kızmasıyla başladı. O, senin rızkını, neşeni ve özgürlüğünü elinde tutan bir otorite figürüydü. Prometheus, insanların üşümemesi için o ateşi çaldığında, Zeus'un gururu öyle bir yaralandı ki, hemen bir intikam planı kurdu. Ama Zeus kendisi kirli işlere bulaşmaz, evlat; o sadece emir verir, diğerlerini maşa olarak kullanır.
Hephaistos'a "topraktan bir kadın yap" dedi. Athena'ya ona beceri katmasını, Aphrodite'ye arzularla donatmasını, Hermeias'a ise içine kurnazlık ve yalan koymasını emretti. Onu, tıpkı bir kukla gibi, her bir güç odağının parçasıyla tasarladılar. Ona Pandora adını verdiler; oysa o, Zeus’un öfkesinin sadece bir dışavurumuydu. Onu, akılsızca davranan Epimetheus'un yanına, yani bir başka piyonun kollarına iteklediler.
Hikayelerde Pandora’nın bir kutu açıp tüm kötülükleri dünyaya yaydığını anlatırlar. Derler ki, "Hata ondaydı, kapak açıldı ve dünya bozuldu." Ama gerçek bu mu sanıyorsun? Hayır! Gerçek şu ki: Pandora, kendisine verilen o kutuyla birlikte sisteme hapsedilmiş bir kurbandı. Kapağı açtığında yayılan dertlerin suçlusu o değil, o dertleri o kutunun içine koyup dünyayı bir hapishaneye çeviren o "Güçlüler"dir.
Ve o meşhur Umut... Kutu kapandığında içeride kalan o tek şey. İnsanlara, "belki bir gün her şey düzelir" diye fısıldayan o cılız ses. Zeus onu da kapağın altında tuttu ki, insanlar acı çekerken bile hep bir "beklenti" içinde kalsın, boyun eğmeye devam etsinler diye. Umut, insanların özgürleşmesini engelleyen, onların dizlerini kıran bir zincir gibi tutuldu orada.
Hatırla evlat; bugün dünyada gördüğün haksızlıklar, bazen birinin diğerine "sen busun" diyerek biçtiği rollerden kaynaklanır. Güçlüler, Pandora'ya yaptıkları gibi, insanları kendi hırslarına göre şekillendirir ve sonra suçu onlara atarlar. Bir kadeh şarap içip bu dünyanın garip oyunlarına gülerken, hep şunu aklında tut: Kimse sadece bir "armağan" değildir; herkes kendi hayatının mimarı olmalı, başkalarının kurduğu kutuların içinde yaşamamalı.
Gerçeği sorgulamaktan korkma. Çünkü gerçek, Zeus'un bulutlarının ardında değil, senin özgür düşünen zihninin ta kendisindedir.