Thesauros Mythology Pandaros

Pandaros

Pandaros

Apollon’un yayını verdiği, Lykialıların ünlü okçusu Pandaros; Troya Savaşı'nda andı bozarak Menelaos’u vurmuş, sonunda Diomedes’e yenik düşmüştür.

İlyada’nın anlatısı içinde Lykia halkının önderi olarak beliren Pandaros, İda Dağı’nın eteklerinde kurulmuş Zeleia kentinin okçu mirasını taşır. Karkabos oğlu Lykaon’un soyundan gelen bu figür, Aisepos’un bereketli sularından beslenen toprakların hiyerarşik düzenini temsil eder. Apollon’un bahşettiği yay, Pandaros’un elinde yalnızca bir silah değil, tanrısal otoritenin bir uzantısı ve tahakkümün meşruiyet aracıdır; nitekim bu ok, Akha yiğidi Diomedes’e meydan okurken kendi üstünlüğünü kanıtlamaya çalışan bir iradenin dışavurumudur.

Pandaros’un yayından çıkan kanatlı ok, tanrısal veba salgınıyla özdeşleşen, acıyı bir zorunluluk gibi kuşatan bir yıkım aygıtıdır. O, savaşın mutlak kurallarını bozan Athena’nın kışkırtmasıyla Menelaos’a yöneldiğinde, aslında yerleşik düzenin kendi içindeki iktidar oyunlarına kurban edilmektedir. Kendi sarayındaki on bir kızaklık at ve arabayı, yurduna olan sadakatine ve evindeki düzenin sürekliliğine feda edip yaya olarak İlyon’a gelen Pandaros, stratejik bir hatanın içine düşer; güvendiği yay, temsil ettiği hiyerarşik düzenin korumasına rağmen onu yarı yolda bırakır.

Savaş meydanında kendi kargısı zırhı delmeye yetmeyen, oysa otoritenin ve tanrısal planın bir parçası olan Diomedes’in Athena eliyle yönlendirilen hamlesiyle can veren Pandaros, iktidar mekanizmalarının kendi "gözde" kullarını yeri geldiğinde nasıl birer feda nesnesine dönüştürdüğünün trajik örneğidir. Apollon, kendi yetiştirdiği ve kolladığı bu savaşçıyı, bir diğer figür olan Aineias’ı kurtarmak adına gözden çıkararak, güç odaklarının tahakküm alanını genişletmek için bireysel yaşamları nasıl birer oyuncağa indirgediğini bir kez daha kanıtlar. Pandaros, yurduna dönerse kırıp ateşe atacağına ant içtiği yayının, aslında onu özgürleştirmek yerine bir efendinin çizdiği sınırların mahkumu kıldığını ölüm anında idrak etmiştir.
Silenos
Gelin bakalım buraya küçükler, ateşin başına geçin. Bugün size Lykia’nın en maharetli, ama kaderin cilvesiyle biraz da talihsiz okçusu Pandaros’tan bahsedeceğim.

Pandaros, İda Dağı’nın eteğindeki Zeleia şehrinden çıkıp gelmiş, Lykialıların başında parlayan bir yiğitti. Öyle sıradan bir okçu sanmayın onu; elindeki yay bizzat gökyüzü sakini Apollon’un hediyesiydi. Bir düşünün, ışıkların efendisi bir tanrı size kendi yayını veriyor! Pandaros, yayını gerdiğinde kirişin o kendine has inleyişini duyardınız; ok, sanki bir kuş gibi vınlayarak hedefini bulurdu.

Bir gün, Troya surlarının önünde savaşın ateşi iyice yükselmişti. Pandaros o an, kendine fazla güveniyordu. "Eğer gökyüzü sakinleri yolumu açtıysa, hiçbir Akha yiğidi benim okuma dayanamaz!" diye haykırdı. Ama bazen insan, kendi ustalığına fazla güvenince kaderin çarklarını kaçırıverir. Athena gibi kurnaz bir tanrıça, onu kışkırtıp o kutsal andı bozdurduğunda, Pandaros çoktan kendi sonunu hazırlayan o "kara acılar kaynağı" oku atmıştı bile.

Beni en çok hüzünlendiren tarafı nedir bilir misiniz? O, savaşa yaya gelmişti. Evinde, Lykaon'un sarayında on bir tane pırıl pırıl araba, her birinin önünde buğdayla beslenen o güçlü atlar dururken, o sadece yayına güvenmeyi seçmişti. "Ya atlarım aç kalırsa?" diye düşünmüştü. Ah, o saf kalbi! Savaş meydanında, düşmanların arasında atı ve arabası olmayınca nasıl da çaresiz kalmıştı. Ölmeden hemen önce, o meşhur yayına bakıp, "Eve bir dönersem, bu yayı kendi ellerimle parçalayıp ateşe atacağım!" diye yakındı. Ne yazık ki, insan bazen en güvendiği şeyin, sonunu getirdiğini çok geç anlıyor.

Sonunda, Diomedes’e karşı kargısıyla şansını denediğinde, Athena'nın hilesiyle karşılaştı. Gökyüzü sakini Apollon, Aineias’ı kurtarmak için Pandaros’u feda etmek zorunda kalınca, o güzelim okçu da masalın sonuna geldi.

İşte böyle çocuklar; bazen gökyüzü sakinlerinin lütfu bile, insanın kaderindeki o büyük sınavı değiştirmeye yetmiyor. Şimdi, o yayının kiriş sesini hayal edin ve gidip uykunuza dalın. Yarın, kim bilir başka hangi eski dostun hikayesini hatırlarız?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme