Şöyle diz çökün bakalım, ateşin alevi yüzlerinizi kızıllığa boyarken size bir dümencinin, koca yürekli bir denizcinin hikayesini anlatayım. Denizin ne kadar hırçın, kaderin ise bazen ne kadar oyunbaz olduğunu Palinurus’u tanırsanız anlarsınız.
Palinurus, büyük Akhilleus’un torunlarının soyundan gelen kahraman Aeneas’ın sağ kolu, gemisinin dümenindeki en güvenilir gözüydü. Troyalılar, o uzun ve meşakkatli yolculuklarında Sicilya’dan İtalya’nın kıyılarına doğru süzülürken, gökyüzü sakinleri yine kendi aralarında bir pazarlığa tutuşmuşlardı. Güzeller güzeli tanrıça Venüs, oğlunun sağ salim karaya çıkması için göklerin hakimiyle bir anlaşma yaptı. "Bir hayat gidecek," dedi kaderin görünmez yazısı, "ki koca bir filo kurtulabilsin."
O gece deniz sütlimandı, yıldızlar birer kandil gibi suyun üzerinde titriyordu. Palinurus dümenin başında, yorgunluktan ağırlaşan gözlerini açık tutmaya çalışıyordu. Ama tanrıların uykusu, bir çocuğun gözüne konan kelebek gibidir; hafiftir ama karşı konulmaz. Tanrılar, Palinurus’un göz kapaklarına o ağır uyku tozunu serpiştirdiler. Adamcağız daha ne olduğunu anlayamadan, hırçın bir dalga geminin bordasına vurduğu gibi onu suların derin maviliğine alıverdi.
Sabah güneşin ilk ışıkları Aeneas’ı uyandırdığında, geminin dümeni boştaydı. O koca adam, o devasa savaşçı, dümencisinin yokluğunu görünce bir çocuk gibi sarsıldı. Deniz sessizdi, Palinurus gitmişti.
Yıllar sonra Aeneas, yerin altındaki o karanlık ülkeye, ölülerin dünyasına girdiğinde, sislerin arasından bir gölge ona doğru yaklaştı. Bu, dümenci Palinurus’tan başkası değildi. Bakışları hüzünlü, sesi ise rüzgarın ıslığı gibiydi. "Beni burada unutma, ey kahraman," dedi ruhu. "Dalgalar bedenimi bilmediğim bir kıyıya savurdu. Eğer kemiklerim toprağa kavuşmazsa, huzur bana haramdır."
Aeneas, yeryüzüne geri döndüğünde sözünü tuttu. O ıssız kıyıyı buldu, Palinurus’un bedenini büyük bir saygıyla toprağa verdi ve o buruna sonsuza dek dümencisinin adını verdi: Palinurus Burnu.
Şimdi dalgaların sesini dinleyin çocuklar; bazen rüzgarın o kıyılarda uğuldayarak, ismini fısıldadığını duyarsınız. Deniz, sadık olanı asla unutmaz, sadece bazen biraz fazla derinlere saklar. Hadi, şimdi biraz soluklanın; şarap değil ama taze meyveleriniz ve hikayeleriniz burada, bitmedi daha anlatacak çok şey var.
### Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak küçük yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulaklarını aç, zira rüzgar bile bazen konuşmaya çekinir.
Palinurus isminde bir dümenci tanırdım. Hani şu büyük kahraman
Aineias’ın gemisini koca denizlerde oradan oraya savuran, elleri nasırlı ama gözleri hep ufukta olan o adam. Tarih kitapları onun sadece "görevini yapan" bir denizci olduğunu yazar, ama gel de gerçeği bizden dinle güzel evladım.
Tanrılar dediğimiz o yukarıdakiler, hani şu "büyük plan" dedikleri satranç oyununu oynayanlar var ya... Onlar için Palinurus gibi insanlar, büyük gemilerin rotasında feda edilmesi gereken küçük piyonlardan ibaretti. Venus, o parlak tanrıça, bir tek adamın boğulması karşılığında koskoca bir filonun kurtulacağını buyurduğunda, bir an bile durup o dümencinin hayallerini, evinde bekleyen sevdiğini ya da sadece huzurla uyumak istediğini sormadı. Aineias mı? O, "kader" dediği o ağır yükün altında ezilirken, kendi dümencisinin gözlerine çöken o yapay uykunun ilahi bir oyun değil, acımasız bir kurban ediliş olduğunu sorgulamayı bile unuttu.
Gece karanlıktı, deniz hırçındı. Palinurus dümenin başındayken gözlerine o ağır, tanrısal uykuyu döktüler. Adamcağız bir anlık gevşedi, bir dalga onu kucakladı ve denizin derinliklerine, o hiç bitmeyen sessizliğe hapsetti. Söyle bana küçük dostum, bir insanın hayatı, büyük adamların "kader" dediği hedeflerden daha mı değersizdir?
Aineias uyandığında dümenin boş olduğunu gördü. Yas tuttu, ağladı, ağıtlar yaktı. Peki bu,
Palinurus’un soğuk sularda, mezarsız bir şekilde unutulup gitmesini engelleyebildi mi? Hayır. Ancak yeraltının o puslu yollarında karşılaştıklarında, dümenci ona sitem etti. Bir parça toprak, birazcık saygı istiyordu; sadece sistemin dişlileri arasında ezilip gitmediğini, bir ruhu olduğunu kanıtlamak ister gibi.
İşte evlat, hayat bazen böyle bir fırtınadır. Büyükler, "o kahramandı, bu da onun kaderi" derken; bizler, kıyıya vuran o isimsiz dümencilerin arkasında kalan hüzünlü dalgaları hatırlarız. İnsan, üzerine giydirilen destanlardan ibaret değildir. Bazen bir insanı kurtarmak, bin gemiyi kurtarmaktan daha büyüktür, ama bunu krallar asla anlamazlar.
Hadi, şimdi şu şarap çanağımdan bir yudum al da biraz neşelenelim. Unutma; denizler kralları yutar ama dümenciler her zaman dalgaların dilinde hikayelerini yaşatır. Sessizlerin sesi olmak, aslında gerçeğin ta kendisidir.