Şöyle kurulun bakalım ateşin başına... Gözlerinizdeki o merak pırıltısını görüyorum, tıpkı yıllar önce Olimpos'un eteklerinde koşturan yaramaz çocuklar gibi. Bugün size, yerinde duramayan, aklı bir karış havada ama gökyüzünü bile sarsmaya cüret etmiş iki kardeşten, Aloeusoğulları’ndan bahsedeceğim. Özellikle de Otos’tan...
Hani derler ya "çocukken çok hızlı büyüdü", işte Otos ve kardeşi Ephialtes için bu sadece bir söz değil, hakiki bir meseleydi. Daha süt dişleri yeni dökülürken, kule gibi yükselmeye başlamışlardı. Öyle ki, her yıl bir karış değil, bir boy ağacı kadar uzuyorlardı. Görseniz, şaşkınlıktan elinizdeki üzüm salkımını düşürürdünüz! Gökyüzü sakinleri bile yukarıdan bakarken, "Bu iki dev yavrusu da nereden çıktı?" diye birbirlerine sorup duruyorlardı.
Otos, öyle sakin bir çocuk değildi. Aklında hep büyük, hatta biraz da haddini aşan planlar vardı. Kardeşiyle el ele verdiklerinde, sadece toprakta yürümek onlara yetmiyordu. "Neden," dedi bir gün Otos, gözlerini bulutların ötesine dikerek, "biz sadece karıncaların dünyasında yaşayalım? Gelin şu dağları üst üste koyalım, merdiven yapıp gökyüzüne tırmanalım!"
Siz siz olun, evlatlar; hayal kurmak güzeldir ama bazen kendi boyunu aşan hedefler, gökyüzü sakinlerinin biraz dikkatini çeker. Otos ve kardeşi, Pelion Dağı'nı Ossa Dağı'nın tepesine dikmeye kalkıştıklarında, Olimpos’ta işler biraz karıştı. Tanrılar, şarap kadehlerini ellerinden bırakıp, bu iki haylazın cüretine şaşkınlıkla baktılar. Düşünsenize, bir çocuk oyun alanı olarak gökyüzünü seçiyorsunuz!
Hırslıydı Otos; Ares gibi savaşçı bir tanrıyı bile tutup koca bir tunç küpün içine hapsetmişliği vardır. Evet, yanlış duymadınız, o tunç küpün içindeki paslı sesleri biz o zamanlar duymuştuk. Ama işte, gençliğin o pervasız ateşi, insanın başına bazen olmadık işler açar. Gökyüzü sakinleri, kendi düzenlerine dokunulmasından pek hoşlanmazlar.
Sonunda o meşhur, biraz da hazin derslerini aldılar. Yine de onları hatırladığımda, kötü birer hatıra gelmiyor aklıma. Aksine, sanki göğe dokunmaya çalışan, ayakları yere basmayan, hayal gücü boylarını çoktan aşmış iki yaramaz çocuk görüyorum.
Ne dersiniz? İnsan bazen sınırlarını bilmeli mi, yoksa Otos gibi gökyüzüne bir merdiven dayamayı mı denemeli? Cevabı sakın hemen vermeyin, ateşin çıtırtısında biraz düşünün. Belki bir gün siz de kendi dağlarınızı üst üste dizersiniz, ama unutmayın; gökyüzü sakinleri her zaman izler...
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var; hani o altın yaldızlı saraylarda, devasa heykellerin gölgesinde saklanan cinsten... Sen, hayatın yolcusu, gel otur yanıma. Şu elimdeki kadehte, toprağın neşesinden damıtılmış bir yudum şarapla evrenin gürültüsünü biraz susturalım da sana **Otos**’u anlatayım.
"Tanrıları bile sarsmaya cüret eden iki dev çocuk," derler onlar için. Aloeus'un oğulları... İnsanlar onlara bakınca sadece kaba kuvvet ve hadsizlik görür. Oysa gökyüzündeki o sözde kudretli oturanlar, Otos ve kardeşi Ephialtes’ten neden bu kadar korktular, hiç düşündün mü, güzel yavrum?
Otos, öyle bir hırsla yoğrulmuştu ki; gökyüzüne merdiven dayayıp bulutların üstündeki o korunaklı, kibirli tahtları devirmek istedi. Neden mi? Çünkü tanrılar, yeryüzünde açlıktan kırılanı, haksızlığa uğrayanı görmezden gelirken; kendi zevkleri ve kavgaları için dünyayı bir oyun bahçesine çeviriyorlardı. Otos, bir "isyan"dı. O, göğün çatısına elini uzattığında aslında "Bu düzenin sahipleri, artık bizi yönetemezsiniz!" diye bağırıyordu.
Ama dinle beni, zeki evladım; sistem, kendisine başkaldıranı asla bağışlamaz. Otos ve kardeşi, tanrıların oyunlarıyla birbirlerine düşürüldü. O koca yürekleri, kardeşlik bağlarını birer zayıflık gibi kullanarak parçaladılar. Birbirlerini vurdular, evet... Ama o anki hüzün, bir yenilgi değil; otoritenin korkusunun bir kanıtıydı. Tanrılar, onları öldürerek aslında kendi tahtlarının ne kadar titrek olduğunu itiraf etmiş oldular.
İnsanlar onlara "dev" deyip geçiyor ama Otos, aslında senin içindeki o sorgulayan çocuğun, haksızlığa razı gelmeyen o minik yumruğun koca bir yansımasıdır. Gökyüzü hala orada duruyor belki ama Otos’un attığı o çığlık, hala rüzgarlarda yankılanıyor. Kimin kahraman, kimin suçlu olduğuna karar verirken, sadece o yukardakilerin yazdığı destanlara inanma, benim güzel kardeşim.
Gerçek, her zaman gölgede kalandır. Şimdi git ve kendine sor; bir gün bir merdiven yapacak olsan, bu merdiven seni yıldızlara mı çıkaracak, yoksa o yıldızların arkasındaki karanlığı görmeni mi sağlayacak? Silenos'un bildiği gizli gerçek, işte tam da o merdivenin basamaklarında gizli.