Thesauros Mythology Othryoneus

Othryoneus

Othryoneus

Troya'yı kurtarıp Kassandra'yı almayı uman Kabesoslu Othryoneus, İdomeneus tarafından öldürüldü. Düğün hayalleri, Akhaların acımasız alaylarıyla son buldu.

Kabesos kenti yöneticisi Othryoneus, Troya’nın kurtuluşu karşılığında Priamos’un kızı Kassandra ile evlenme vaadini temel alan bir stratejiyle şehre dahil olmuştu; bir kralın, kızını mülkiyet ve ittifak pazarlığına konu etmesi, egemenlik ağlarının insani bağları nasıl bir tahakküm aracına dönüştürdüğünü gösteriyordu. Ancak bu hükümranlık alışverişi tamamlanamadan Akha yiğidi İdomeneus’un kılıcıyla son buldu. İdomeneus, yere serdiği rakibinin bedeni üzerinde yükselen bir zafer dili kurarak, onun vaadini bizzat kendi egemenlik hiyerarşisiyle yeniden biçimlendirdi:

"Othryoneus, eğer Priamos’a verdiğin sözü tutacak bir kudretin olsaydı, ölümlüler katında sana hak ettiğin övgüyü sunardık. Lakin bizler de sözleşmenin ve hükmün nasıl kurulacağını iyi biliriz; Atreus oğlunun kızını sana eş olarak sunar, seni Argos’a taşırız. İlyon’un düzenli duvarlarını kendi elinle yıkıp bize katılman karşılığında, denizleri aşan gemilerimizde senin için cömert bir çeyiz hazırlarız."

Homeros’un anlatısı boyunca düşmanın cansız bedeni üzerinden yükselen bu tını, iktidarın kendi meşruiyetini kurarken nasıl bir aşağılayıcı tahakküm mekanizması işlettiğini açık eder. Bu alaycı dilin özellikle Akhaların ağzından dökülmesi, kendi yerleşik nizamını dayatanların, ötekinin varlığını ancak bir araç veya bozulmuş bir sözleşme olarak kodlayabildiğinin tipik bir yansımasıdır.
Silenos
Gelin bakalım küçükler, şöyle ateşin başına biraz daha yanaşın. Sakalımın arasından dökülen şu tozlu hikayeleri dinlemeye hazır mısınız? Bugün size, Kabesos şehrinin önderi Othryoneus’u anlatayım. Hani şu, kendi küçük dünyasından çıkıp Troya’nın o meşhur surlarına, koca bir hayalle gelen adamı...

Othryoneus, gözünü karartmış bir yiğitti. Bir gün yolu Troya’ya, o heybetli Priamos’un kapısına düştü. Ama derdi öyle kılıç sallamak ya da surlarda nöbet tutmak değildi. Priamos’un kızı, o güzel ve gizemli Kassandra’ya vurulmuştu. Tabii eski zamanlarda bir kızın elini tutmak öyle kolay değildir; bir bedeli, bir şanı, bir de büyük bir sözü olmalıydı.

Othryoneus, Kral Priamos’un karşısına geçip, "Bana güzel kızını ver," dedi, "ben de karşılığında bu koca şehri, Akhaların o demirden yumruklarından kurtarayım." Priamos da sanki gökyüzü sakinlerinin bir lütfuymuş gibi, söz verdi ona. Düğün davullarının sesi henüz İlyon’un sokaklarında yankılanmadan, bir bahar havası esti gönüllerde.

Ama gelin görün ki, kaderin ağları örülürken, Akhaların o çetin yiğidi İdomeneus başka şeyler düşünüyordu. Savaş meydanında Othryoneus ile yolları kesişti. Çarpıştılar, toz duman birbirine karıştı ve sonunda olan oldu; Othryoneus, toprağın kucağına seriliverdi.

İşte o an, İdomeneus’un dudaklarından dökülen o meşhur, biraz da zehirli sözler duyuldu: "Vay canına Othryoneus!" dedi, kılıcını silerken. "Sen ki, sözünde durasın diye o güzel kızı kendine eş seçtin... Şimdi gel bakalım! Eğer o verdiğin sözü tutarsan, biz de kendi güzellerimizi, Atreus oğullarının en nazlı kızlarını sana veririz. Hatta durma, bizimle gemilere bin, Argos’a gel, İlyon’u yıkmakta bize yardım et; düğününü biz yapalım, çeyizin en alasını biz düzeriz!"

Zalimce, değil mi? Ama bizim savaşçılar böyledir işte; ellerinde mızrak, dillerinde ise düşmanın kalbini en az o mızrak kadar yakan alaycı bir neşe olur. Othryoneus, düğün şerbeti içmek hayaliyle çıktığı bu yolda, sadece acı bir soğuklukla uykuya daldı.

Akhalar böyledir; hem kazanırlar, hem de kazandıklarını o kaba, biraz da sert dilleriyle süslemeyi severler. Şimdi, bu koca çocukların oyununa mı kızmalı, yoksa bir damla üzüm suyu içip kaderin cilvesine mi gülmeli? Bilmiyorum... Ama şunu bilin çocuklar; hayaller bazen en keskin kılıçtan daha hızlı çarpar duvara. Hadi, gözlerinizi kapatın da rüyanızda o eski, görkemli ve biraz da hüzünlü İlyon’u görün.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme