Gelin bakalım küçükler, şöyle ateşin başına biraz daha yanaşın. Sakalımın arasından dökülen şu tozlu hikayeleri dinlemeye hazır mısınız? Bugün size, Kabesos şehrinin önderi Othryoneus’u anlatayım. Hani şu, kendi küçük dünyasından çıkıp Troya’nın o meşhur surlarına, koca bir hayalle gelen adamı...
Othryoneus, gözünü karartmış bir yiğitti. Bir gün yolu Troya’ya, o heybetli Priamos’un kapısına düştü. Ama derdi öyle kılıç sallamak ya da surlarda nöbet tutmak değildi. Priamos’un kızı, o güzel ve gizemli Kassandra’ya vurulmuştu. Tabii eski zamanlarda bir kızın elini tutmak öyle kolay değildir; bir bedeli, bir şanı, bir de büyük bir sözü olmalıydı.
Othryoneus, Kral Priamos’un karşısına geçip, "Bana güzel kızını ver," dedi, "ben de karşılığında bu koca şehri, Akhaların o demirden yumruklarından kurtarayım." Priamos da sanki gökyüzü sakinlerinin bir lütfuymuş gibi, söz verdi ona. Düğün davullarının sesi henüz İlyon’un sokaklarında yankılanmadan, bir bahar havası esti gönüllerde.
Ama gelin görün ki, kaderin ağları örülürken, Akhaların o çetin yiğidi İdomeneus başka şeyler düşünüyordu. Savaş meydanında Othryoneus ile yolları kesişti. Çarpıştılar, toz duman birbirine karıştı ve sonunda olan oldu; Othryoneus, toprağın kucağına seriliverdi.
İşte o an, İdomeneus’un dudaklarından dökülen o meşhur, biraz da zehirli sözler duyuldu: "Vay canına Othryoneus!" dedi, kılıcını silerken. "Sen ki, sözünde durasın diye o güzel kızı kendine eş seçtin... Şimdi gel bakalım! Eğer o verdiğin sözü tutarsan, biz de kendi güzellerimizi, Atreus oğullarının en nazlı kızlarını sana veririz. Hatta durma, bizimle gemilere bin, Argos’a gel, İlyon’u yıkmakta bize yardım et; düğününü biz yapalım, çeyizin en alasını biz düzeriz!"
Zalimce, değil mi? Ama bizim savaşçılar böyledir işte; ellerinde mızrak, dillerinde ise düşmanın kalbini en az o mızrak kadar yakan alaycı bir neşe olur. Othryoneus, düğün şerbeti içmek hayaliyle çıktığı bu yolda, sadece acı bir soğuklukla uykuya daldı.
Akhalar böyledir; hem kazanırlar, hem de kazandıklarını o kaba, biraz da sert dilleriyle süslemeyi severler. Şimdi, bu koca çocukların oyununa mı kızmalı, yoksa bir damla üzüm suyu içip kaderin cilvesine mi gülmeli? Bilmiyorum... Ama şunu bilin çocuklar; hayaller bazen en keskin kılıçtan daha hızlı çarpar duvara. Hadi, gözlerinizi kapatın da rüyanızda o eski, görkemli ve biraz da hüzünlü İlyon’u görün.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, dinle beni; bugün sana destanların tozlu sayfalarında unutulmuş, adını duyduğunda çoğu kişinin yüzünü buruşturup geçtiği bir gölgeden bahsedeceğim. Masallarda anlatılmayan bir sır var: Kahramanlık dedikleri şey, bazen sadece kimin daha yüksek sesle konuştuğuna bağlıdır.
Kabesos şehrinin önderi Othryoneus... O, bir kurtarıcı hayaliyle çıkagelmişti Troya'ya. Priamos’un kızı Kassandra’yı, o acı dolu görüleri içinde taşıyan talihsiz kızı, kendine eş olarak istemişti. Bir anlaşma, bir söz, belki de bir umut alışverişiydi bu. Kral Priamos ise kızını bir eşya gibi bu "koruma" vaadine takas etti. Kralların saraylarında aşk, çoğu zaman haritalar üzerindeki bir piyon hamlesinden ibarettir, anlıyor musun güzel ruh?
Derken o gün geldi; İdomeneus isimli bir başka hırslı savaşçı, o keskin mızrağıyla Othryoneus’un yaşam ipliğini kopardı. Ve sonra, evlat, o meşhur "yiğit" olan İdomeneus, cansız bir bedene eğilip dudaklarından o zehirli alayı döktü: "Gel bizimle, seni Argos’un en güzel kızlarıyla evlendiririz, yeter ki kendi şehrini, İlyon’u yakıp yıkmamıza yardım et."
Görüyor musun? Ölen bir adamın üzerine basarak kendi "erdemini" inşa etmeye çalışmak, bu kralların kadim oyunudur. Akhalılar, kendilerine karşı olanı yok ettikten sonra onu bir de aşağılamayı zafer sanırlar. Ölünün sessizliğini, kendi kibirli dillerinin gürültüsüyle bastırırlar. Oysa şarap kadehimdeki son damla bile, bu kibrin ne kadar geçici olduğunu fısıldar bana.
Dostum, unutma ki; tarihin yazdığı o "büyük" adamlar, aslında sadece kendi hırslarının kölesiydi. Kassandra gibi kadınlar, Othryoneus gibi hayalperestler, hep bu devasa güç çarkının altında ezilen figüranlar oldular. Krallar birbirlerine sözler verir, mızraklar konuşur, ama acıyı çekenler hep "sıradan" olanlardır. Bir dahaki sefere sana birinin kahraman olduğundan bahsettiklerinde, dur ve sor: "O kahraman, kendi hırsı uğruna kimlerin geleceğini çaldı?"
Gerçekler, kralların altın tahtlarından daha eskidir ve toprakta yatanların sessiz çığlıklarında saklıdır. Şimdi git ve dünyayı, anlatılan masalların ötesindeki o çıplak haliyle görmeyi dene.