Thesauros Mythology Osiris

Osiris

Osiris

Mısır’ın bereket tanrısı Osiris; kardeşi Set tarafından parçalansa da İsis’in çabasıyla mumyalanıp dirilmiş, ölümsüzlüğü ve krallığı simgelemiştir.

Osiris, Mısır panteonuna ait bir tanrı figürüdür; Yunan mitolojisiyle organik bir bağı bulunmasa da, anlatısı ve temsil ettiği kültürel kodlar, Akdeniz havzasındaki egemenlik kurgularını derinden etkilemiş, İsis gibi figürler aracılığıyla Yunan-Roma pantheonunda kendine yer edinmiştir. Doğanın çevrimsel bereketini merkeze alan bu anlatı, Adonis-Aphrodite, Attis-Kybele ve Demeter-Kore mitleriyle paralellikler taşır. Soyların çatışması, boğa ve inek biçimindeki ilahi formlar, Hesiodos’un Thegonia’sı veya İo-Epaphos efsanelerinde yankı bulan hiyerarşik imgelerdir; bunların Fenike aracılığıyla taşınan bir otorite kodifikasyonu olduğu görülür. Osiris figürü, tanrı-kral nosyonunun ve mumyalama pratiğiyle ete kemiğe bürünen, ölüm sonrası yaşamı düzenleme iddiasındaki bürokratik ölümsüzlük fikrinin temelidir.

Efsane, otoritenin Gebeb’den oğlu Osiris’e devriyle, yani tahakkümün meşruiyetini bir veraset silsilesinde arayışıyla başlar. Osiris, İsis’in desteğiyle toplumsal yaşamı tarım ve sanatla disipline ederken, bu "iyileştirici" düzenin karşısına kardeşi Set (Typhon) çıkar. Set, iktidarı gasp etmek amacıyla Osiris’i bir sandığa hapsedip yokluğa mahkum eder. İsis’in Fenike’nin Byblos kentinde, bir saray dekoruna dönüşmüş sandığı bulup getirmesi, egemenliğin mekanlar arası göçünü simgeler. Ancak iktidar mücadelesi parçalayıcıdır; Set’in Osiris’i on dört parçaya bölerek dağıtması, iktidarın bölünmez bütünlüğü iddiasının aslında ne kadar kırılgan olduğunu imler. İsis, tanrısal destekle parçaları birleştirip ilk mumyayı oluşturduğunda, aslında iktidarın ölümsüzlüğünü kurgulayan ritüelleri başlatmış olur.

Nil deltasında Horus’un doğumu, bir intikam ve restorasyon hikayesidir. Horus, Set’in tahakkümüne karşı bir karşı-güç olarak yetiştirilir; bu çatışma, tanrısal organların (erkeklik ve göz) koparıldığı bir vahşete dönüşür. Hekim tanrı Thot’un müdahalesi ve tanrıların kurduğu mahkeme, şiddetin bizzat kurumlar eliyle yasallaştırılmasıdır. Set, Horus’a gözünü vermekle yükümlü kılınırken, Horus’un boşalan göz yerine taktığı Uraeus yılanı, krallığın vazgeçilmez bir simgesi olarak hiyerarşiyi perçinler. Osiris, oğluna bıraktığı bu tamamlanmış egemenlikten sonra Mutlular Ülkesi’ne çekilir. Yazar Plutarkhos, bu anlatıdaki Set ile Yunan mitolojisindeki Typhon figürünü özdeşleştirerek, farklı coğrafyalardaki iktidar mitlerinin aslında aynı otorite arayışından beslendiğini vurgular.
Silenos
Gel bakalım şöyle, ateşin başına iliş. Bak, elindeki kupayı biraz kenara bırak da beni dinle. Bugün sana, buralardan, bizim Akdeniz’in biraz ötesinden, güneşin kavurduğu bereketli topraklardan, Mısır’dan bir hikaye anlatayım. Bizim Olimpos’un havalı sakinlerinden çok farklı, ama hikayesi bizimkilerle neredeyse el ele tutuşan bir kahraman bu: Osiris.

Bak şimdi, eskiden kralların kralı Geb, gücü elinden bırakıp oğlu Osiris’e devretmiş. Osiris, yanında o akıllı mı akıllı, dirayetli eşi İsis varken ülkesini öyle güzel yönetmiş ki; insanlara toprağı sürmeyi, bağlarda üzüm yetiştirmeyi, hünerli ellerle sanatlar yapmayı o öğretmiş. Herkes onu çok severmiş, çünkü o bir hükümdarın nasıl olması gerektiğini bilen, bilgili bir gökyüzü sakiniydi.

Lakin, her güzel şeyin başında bir fesatlık dolaşır, bilirsin. Osiris’in kardeşi Setki bizim buralarda ona Typhon derler, bilirsin o hırçın, o tekinsiz şeyiiçten içe yanıp tutuşan bir kıskançlığa kapılmış. Kurnaz bir plan yapmış; bir şölen sofrasında Osiris’i tuzağa düşürüp bir sandığa hapsetmiş ve o koca ırmağa, Nil’e bırakıvermiş.

İsis, o vefalı kadın, haberi alınca yerinde durur mu? Dünyayı karış karış gezmiş, ta Fenike’nin Byblos kıyılarına kadar gitmiş. Ne hikmettir ki, o sandık bir sarayın sütununa dönüşmüş de, İsis sonunda bulup geri getirmiş. Ama o Set yok mu, o kıskanç kardeş! Osiris’in bedenini bu kez almış, tam on dört parçaya bölüp diyarın dört bir yanına savurmuş. İşte o an, İsis’in yüreğindeki acıyı tasavvur edemezsin. Ama yine de yılmamış; parçaları tek tek toplamış ve bilge hekim tanrıların yardımıyla ilk mumyayı, yani sonsuzluğa uzanan o özel bedeni hazırlamış.

Hikaye burada bitmiyor, aksine yeni başlıyor. İsis, saklı gizli köşelerde oğulları Horus’u büyütmüş. Ona demiş ki: "Evladım, babanın öcünü almak artık senin vazifen." Horus büyümüş, Set’in karşısına dikilmiş; öyle bir boğuşma ki, sorma gitsin! Set, Horus’un gözünü çıkarmış; Horus da Set’in gücünü elinden almış. Sonunda gökyüzü sakinleri toplanıp bir mahkeme kurmuşlar. Set’i, Horus’un gözünü iade etmeye mecbur bırakmışlar.

Horus o gözü alıp babası Osiris’e sunmuş. Osiris de, o gözün yerine kendine bir yılanUraeus derler onatakmış. Bu yılan, kralların tacında sonsuza dek parlayan, egemenliği simgeleyen o mühür oluvermiş. Osiris mi? O artık bu dünyalık işlerden elini eteğini çekmiş, Mutlular Ülkesi’ne, huzurun olduğu yere göçmüş.

Görüyorsun ya evlat; bazen bir kralın gitmesi, yerine yenisinin gelmesi ya da toprağın kışın uyuyup baharda yeniden yeşermesi hep aynı döngü. Bizim Adonis’in, Demeter’in başına gelenler de özünde hep bu Osiris’in hikayesiyle kardeş gibidir. İnsanlar ölür, bedenler dağılır ama hikayeler... Hikayeler her zaman yerli yerinde kalır. Hadi bakalım, şarabından küçük bir yudum al da biraz dinlen, zira yarın güneş yükseldiğinde anlatacak daha çok şeyimiz olacak.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme