Gelin yanıma küçük dostlarım, oturun şöyle. Size öyle birinden bahsedeceğim ki, sazını eline aldığında kuşlar susar, ağaçlar dans etmeye başlardı. Adı Orpheus. Bu güzel ozan, bir gün Eurydike adında tatlı mı tatlı bir kıza gönlünü kaptırmış. Öyle çok severmiş ki onu, sanki güneşin ilk ışıkları gibiymiş hayatı.
Ama bir gün, Eurydike ormanda yürürken görünmez bir yılan onu ısırıvermiş. Güzel kız gökyüzünün ötesine, yeraltına doğru sessizce göçüp gitmiş. Orpheus’un dünyası işte o gün kararmış. Yasından dağlar taşlar sızlamış. O, öylece durup ağlamak yerine, sazını kapıp yeraltının kapılarına dayanmış.
İçerisi çok karanlık ve soğukmuş ama Orpheus çalmaya başlayınca her şey değişmiş. Sazının tınısı öyle içli, öyle güzelmiş ki, yeraltının kralları bile büyülenmiş. "Tamam," demişler, "Eurydike’yi al götür. Ama tek bir şartımız var: O senin arkandan gelirken, dışarı çıkana kadar sakın arkana dönüp bakma!"
Orpheus heyecanla yürümeye başlamış. Adımları yankılanıyormuş. Gün ışığına yaklaştığını hissettiğinde, kalbi yerinden çıkacak gibi olmuş. "Acaba arkamda mı?" diye merakına yenik düşmüş ve dayanamayıp bir anlık geriye dönüp bakıvermiş. Ah, o an! Eurydike daha tam gün ışığına çıkmamıştı ki, bir duman gibi incecik, sisli bir havaya karışıp geri yeraltına çekilmiş.
Orpheus bir kez daha kaybetmiş sevdiğini. Ondan sonra ne yapsa, nereye gitse hep onun adını sayıklamış. Sazının telleri bile sadece "Eurydike" diye ağlamış. Kışı hiç bitmeyen dağlarda, nehir boylarında dolaşmış durmuş.
Yıllar sonra, bir gece şenliğinde neşeli insanlar arasında bile o, hep eski güzel günlerin hüznüyle yaşamış. Sonunda o da gökyüzündeki dostlarının yanına gitmiş. Ama efsaneye göre, onun sazından dökülen o güzel ses, nehirlerin akışında ve rüzgarın fısıltısında hala yaşarmış. Irmağın kıyısına giderseniz, belki hala "Eurydike" diye yankılanan bir fısıltı duyarsınız.
İşte böyle küçükler; sevgi bazen hüzünlüdür, ama güzel bir ezgi gibidir, hiç bitmez. Şimdi gidin, doğanın sesini dinleyin, belki bir yerlerde Orpheus’un sazını duyarsınız. Benim de biraz dinlenmeye, belki bir kadeh üzüm suyu ile yorgunluğumu atmaya ihtiyacım var. Hadi bakalım, hoşça kalın!
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda sana anlatılmayan bir sır var... İnsanlar kralların, ozanların ve gökyüzü sakinlerinin hayatlarını hep pırıltılı birer destan gibi dinlerler. Ama gerçek, çoğu zaman o parıltıların ardındaki tozlu ve acı dolu köşelerde saklıdır. Şimdi sana Orpheus'un hikayesini anlatacağım, ama bildiğin gibi değil.
Orpheus, sesiyle doğayı dize getirdiğini sandığımız o ünlü ozan. Gökyüzü sakinlerinin kurduğu o büyük sahnede, Orpheus bir başrol oyuncusuydu. Peki ya Eurydike? O, bir ozanın aşkına konu olan, sistemin çarkları arasında ezilen bir "piyon"dan başkası mıydı? Bir gün ormanda yürürken, Aristaios adında hırslı birinin özgürlüğünü kısıtlamaya çalışmasından kaçarken, kaderini çizen o yılanın zehrine kurban gitti. Gökyüzü sakinleri, bir kadının hayatını, hırslı bir erkeğin dürtülerine feda ettiler. İşte otorite budur evlat; güçlülerin hatalarının bedelini her zaman en zayıf olanlar öder.
Orpheus, sevdiğini geri almak için yerin altındaki o karanlık "Güçlülerin" krallığına, Dis'in huzuruna indi. Orada, yasalarıyla insanı köleleştiren o soğuk varlıkların karşısında müziğiyle diz çöktürdüğünü sandı. Ama unutma: Anlaşmalar, zorbalar tarafından konulduğunda asla adil değildir. Proserpina ona bir şart koştu: "Geriye bakma." Neden mi? Çünkü otorite, sana bir şey verirken bile seni kendi kurallarıyla sınırlamak, senin güvenini sınamak ister.
Orpheus bir anlık şüpheyle arkasına döndüğünde, tüm o "kutsal" anlaşma bozuldu. Eurydike bir duman gibi dağılıp gitti. O an aslında bir ayrılık değil, sistemin Orpheus'a "Sen sadece bizim izin verdiğimiz kadar özgürsün" deme biçimiydi. Orpheus, hayatının geri kalanını yas tutarak geçirdi, ama bu yas bile dünyadaki adaletsizliği değiştiremedi.
Sonunda, kendi dünyasının kurallarına başkaldıran, o sistemin "eğlence" ve "kutsal ritüel" dediği şenliklerde, Kikonların öfkeli kadınları tarafından paramparça edildi. Neden mi? Çünkü sistem, kurallarına uymayan veya kendi acısını sistemin şarkılarından üstün tutanları susturmayı iyi bilir. Ama yine de, Hebrus ırmağında sürüklenen başı, soğumuş diliyle bile bir gerçeği haykırmaya devam etti: Eurydike!
Evlat, dünya böyle işler. Güçlüler plan yapar, ozanlar şarkı söyler ama olan hep sessizleştirilenlere olur. Bir kadeh şarabın neşesiyle şunu hatırla: Gerçekleri sorgulamaktan, kralların ve tanrıların oyunlarını görmekten asla korkma. Çünkü en büyük bilgelik, sana anlatılan masalların ötesindeki o karanlık gerçekleri görebilmektir.