Thesauros Mythology Oneiros

Oneiros

Oneiros

Gece'nin oğlu Oneiros, ölümlülerin zihnini ziyaret eden düşlerin vücut bulmuş halidir. Kimi zaman gerçek, kimi zaman ise sahte rüyalarla dünyayı sarar.

Gece’nin bağrından süzülen, hakikatin sınırlarını belirsizleştiren bu gölge figür, uyku ile uyanıklık arasındaki gri bölgede hükmünü sürer. Ölümlülerin zihinlerine birer silüet gibi sızarak, onlara ya yalanı hakikat diye yutturur ya da geleceğin ipuçlarını birer buyruk misali fısıldar; böylece bireyin kendi iradesini sandığı arzuların ardına, dışarıdan gelen görünmez bir tahakkümün dokusunu işler. Onun gerçekliği, tıpkı otoritenin en verimli biçimi gibi, fark edilmeden bilincin kıvrımlarına yerleşen ve orada kalıcı bir düzen kuran o sessiz iktidar formunda vücut bulur.
Silenos
Gözlerini kapa bakalım ufaklık, şöyle biraz yaklaş ateşin sıcaklığına. Bak, gölgeler dans ediyor değil mi? İşte o gölgelerin arasından süzülüp gelen, dünyanın en eski masalcılarını anlatayım sana: Oneiroslar.

Gece Tanrıçası Nyks’in çocukları onlar. Hani şu her şeyi örten, yıldızların yorganını gökyüzüne seren Nyks var ya; işte o, kucağında uyuyan bu minik dumanlı varlıkları dünyaya saldığında, herkesin göz kapakları ağırlaşır. Oneiroslar, öyle senin benim gibi etten kemikten değillerdir; duman gibidirler, fısıltı gibidirler.

Bu kardeşler, iki farklı kapıdan geçerler insanlara ulaşmak için. Eğer gördüğün rüya, hani şu kanatlı atlara bindiğin ya da bulutların üzerinde zıpladığın masalsı şeylerse, işte o zaman Oneiroslar fildişinden yapılmış o parıltılı kapıdan geçmişlerdir. O rüyalar, gökyüzü sakinlerinin bize birer hediyesidir; tüy gibi hafif, bal gibi tatlı.

Ama bir de o öteki kapı vardır... Boynuzdan yapılmış, biraz daha sert, biraz daha ciddi. Eğer rüyanda önüne çıkan bir engel seni terletiyorsa ya da bir bilmeceyi çözmek için uğraşıp duruyorsan, işte o zaman bu kardeşlerin en titiz olanları iş başındadır. Sana gerçekleri, bazen biraz şifreli, bazen de biraz uyarıcı bir dille fısıldarlar. Çünkü hayat dediğin, sadece pembe bulutlardan ibaret değil, değil mi evlat?

Hekabe, o kederli kraliçe, bir gece rüyasında bir meşale doğurduğunu görmüştü. O meşale, koca İlion şehrini yakıp kül etti. İşte o rüyayı ona getiren de, boynuz kapıdan çıkıp gelen, ciddiyetine diyecek olmayan bir Oneiros’tu.

Şimdi diyeceksin ki, "Silenos, bu kadar çoklar mı?" Hem de nasıl! Binlercesi, gece çökünce usulca yastığının kenarına kıvrılır. Kimi kılık değiştirir, kimi sadece bir duygu bırakır zihninde. Ama hepsi, o kadim gecenin, o uçsuz bucaksız karanlığın çocuklarıdır.

O yüzden, yarın sabah uyandığında rüyanı hatırlarsan, hemen "bu da neydi böyle" diye silip atma. Hatırla ki, Nyks’in çocuklarından biri, senin zihninin o gizli bahçesine uğramış, sana bir şeyler fısıldayıp gitmiş. Belki bir oyun, belki bir öğüt... Kim bilir?

Şimdi, kadehimi senin o derin uykuna kaldırıyorum. Bakalım bu gece hangi kapıdan geçecek Oneirosların? Hangi fısıltıyı getirecekler sana? Hadi, uzan şöyle, yıldızlar nöbeti devraldı bile.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme