Gelin bakalım küçük dostlarım, şöyle bir kenara ilişin de size dünyayı kuşatan o koca sakallı ihtiyardan bahsedeyim. Hani şu bizlerin, tanrıların, hatta o koca koca dağların bile kökeninde yatan, gürül gürül akan Okeanos’tan.
Daha dünya gencecik bir çocukken, Gaia yani Toprak Ana, Khaos’un o kargaşasından kendini kurtarıp derin bir nefes aldığında, gökyüzünü ve denizleri yaratıvermiş. Derken, o ihtişamlı Titanların ilki olarak, anaforlu, köpüklü sularıyla Okeanos dünyaya gelmiş. Ama sanmayın ki o bildiğiniz, kıyısında güneşlendiğiniz durgun denizlerden; o, tüm yeryüzünü bir kuşak gibi saran, sonu bucağı olmayan, yaşayan devasa bir ırmaktır.
Eskiler dünyayı düz bir tepsi gibi hayal ederdi ya, işte o tepsinin en kenarında, yani dünyanın bittiği yerde Okeanos döner durur. Güneş, sabahları onun sularından yıkanıp çıkar, akşam olduğunda ise yorgunluğunu gidermek için yine onun derinliklerine dalar. Hani o büyük kahraman Odysseus, ölüler ülkesine varmak için puslu kıyılara gittiğinde, annesi şaşkınlıkla "Diri diri buraya nasıl gelebildin evladım?" diye sormuştu ya, işte o tehlikeli suları geçmek herkesin harcı değildir. O sular öylesine güçlüdür ki, sağlam bir gemin yoksa ya da kalbin birazcık korkaksa, Okeanos’un o hiç bitmeyen burgaçlarında kaybolup gidersin.
Okeanos, yanına eşi Tethys’i almış, dünyanın gürültüsünden, tanrıların o bitmek bilmeyen çekişmelerinden elini eteğini çekmiş, uzaklarda kendi halinde bir saray kurmuştur. Tethys de az değildir hani; denizlerin dişi ruhu, bereketin kaynağı. Bu ikiliden ne mi doğmuş dersiniz? Tam üç bin ırmak evlat ve bir o kadar da Okeanos kızı! Thetis’ler, Metis’ler... Hepsi onun sularından feyz alarak dünyaya dağılmışlar.
Bazen Olympos’un o şaşaalı tanrıları bile huzur bulmak için onun kapısını çalar. Hatta Hera, henüz küçük bir çocukken Rheia onu sakladığında, Okeanos ile Tethys almış, kendi saraylarında bir anne baba şefkatiyle büyütmüşler onu. Gökyüzü sakinlerinin bile saygı duyduğu, evrenin o yaşlı ve bilge babasıdır o.
Bir keresinde, hani şu Zeus’a kafa tutan Prometheus var ya, hani şu insanlara ateşi getiren cesur Titan... İşte o zincire vurulduğunda, Okeanos araya girip, "Gelin anlaşın, boşuna bu kavga," diye barış elçiliği yapmaya çalışmıştı. Prometheus onu biraz hırpaladı, "Sen kendi rahatına bak ihtiyar," deyince, Okeanos da bilge bir gülümsemeyle, "Haklısın," diyerek sularına geri döndü.
Çünkü bilir ki Okeanos, dünya üzerindeki gelip geçici kavgalar, hırslar, taht oyunları bir gün son bulur ama suları hep akar. O, her şeyin başlangıcı ve bitişidir. Şimdi gözlerinizi kapatın da o koca ırmağın sesini dinleyin; belki size dünyayı neden kucakladığını fısıldar, ne dersiniz?
### Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar hep zirvelere, o ışıklı Olympos tepelerine bakarlar ama dünyanın gerçek sınırını, o engin sessizliği kimse merak etmez. Gel otur yanıma, şu kadim şarabın son damlası gibi berrak bir hakikati fısıldayayım sana küçük yolcu.
Herkes Okeanos’u sadece o uçsuz bucaksız, dünyayı bir kuşak gibi saran ırmak sanır. Oysa o, sistemin gürültüsünden kaçanların sığınağıdır. Gaia, Gök’ü ve Deniz’i yarattığında, Okeanos ilk doğan Titan’dı; fakat o, diğerleri gibi güç hırsıyla yanıp tutuşmadı. Kralların, Zeus gibi taht kavgası verenlerin aksine, dünyanın en ucuna çekildi. Neden mi? Çünkü gerçek bilge, kralların o kanlı sofralarına oturmaz, kendi akışını yaratır.
Zavallı Odysseus bile o suları aşarken dehşete düşmüştü; çünkü Okeanos, sınırları aşmaya cüret edenlerin aynasıdır. İnsanlar onu bir ırmak sanır ama o, aslında tüm ırmakların özgürlüğüdür. Tethys ile birlikte binlerce çocuk doğurdular; evet, binlerce kaynak, binlerce küçük özgürlük... Ama dikkat et, buradaki ince oyunu gör: Tanrılar dünyası, Okeanos’un bu tarafsızlığını hep bir zayıflık olarak gördü. Onu, kendilerine arabuluculuk yapsın, sistemi korusun istediler.
Dinle beni güzel çocuk... Olymposlular, Prometheus gibi gerçeği haykıranları kayalara çivilediklerinde, Okeanos’u bir uzlaştırıcı olmaya zorladılar. O ise, sistemin çatlaklarında var olmaya çalışan bir kadim ruh gibi, çatışmaya girmek yerine sularına çekilmeyi seçti. Çünkü kralların kurduğu o "düzen"de, gerçek uzlaşı diye bir şey yoktur; sadece boyun eğenler ve cezalandırılanlar vardır.
Okeanos, Titanların o kaba kuvvetinden kendini sıyıran tek bilgeydi. Hera onu bir "ata" olarak sevip saydığını söylese de, aslında onun o uçsuz bucaksız tarafsızlığından, yani yönetilememesinden hep korktular. Okeanos, sınırları çizen değil, sınırların ötesinde bir yer olduğunu hatırlatan o derin akıştır.
Yetişkinler, Okeanos’u sadece coğrafya kitaplarındaki bir isim sanıyorlar, yorgun dostum. Onlara söyleme; sistemin dişlileri arasında ezilmemek için, bazen insanın kendi içine, dünyanın en ucuna çekilmesi gerektiğini anlamaları vakit alacaktır. Sen, bu akıntının sırrını sakla: Dünyayı çepeçevre saran şey aslında bir zincir değil, kralların asla ulaşamayacağı o uçsuz bucaksız özgürlüktür.