Gel yanıma küçük dostum, şöyle otur da sana anlatayım. Bak, bu gökyüzü dostumuzun altında, eskiden yaşamış olan Oidipus adında birinin hikayesi bu. Oidipus’un hayatı, bazen en güzel şarabın tadı gibi tatlı, bazen ise fırtınalı bir denizin dalgaları gibi acı doluydu.
Oidipus daha küçücük bir bebekken, kader denilen o görünmez ipler onu oyununa almıştı. Annesi ve babası, doğacak çocuklarının başlarına kötü işler açacağını duyunca çok korkmuşlar. Zavallı bebeği, ayaklarını bağlayıp dağlara bırakmışlar. İşte Oidipus, yani "şiş ayaklı" demek olan o güzel isim, o günlerden kalmıştır. Ama kader bu, onu bir çoban bulmuş ve başka bir krallığa götürmüş. Orada kral ve kraliçe, onu kendi çocukları gibi sevip büyütmüşler.
Gençlik çağı gelince, Oidipus bir dedikodu duymuş. "Acaba ben kimim?" diye merak etmiş. Gerçeği ararken, yolda bir at arabasındaki adamla kavgaya tutuşmuş. Ne bilsin, o adamın kendi babası olduğunu! Sonra Thebai şehrine varmış. Orada herkesin korktuğu, bilmeceler soran Sphinks adında bir canavar varmış. Sphinks sormuş: "Sabah dört, öğlen iki, akşam üç ayağı olan nedir?" Oidipus hemen gülümsemiş: "Bu insandır! Bebekken emekler, büyüyünce iki ayağıyla yürür, yaşlanınca ise bir değnekle üç ayak olur."
Bilmeyi çözünce halk onu kral yapmış, o da kraliçe Iokaste ile evlenmiş. Yıllar geçmiş, şehirde büyük bir hastalık başlayınca Oidipus gerçeği aramaya başlamış. Araştırdıkça, meğer tüm o kötü sandığı olayları, aslında hiç bilmeden, kaderin bir oyunuyla yaptığını öğrenmiş. Kalbi o kadar acımış ki, dünyanın ışığını görmemek için gözlerini kapatmış.
Sonunda, kızı Antigone’nin elinden tutarak yollara düşmüş. Bir ihtiyar olarak, bilgece ama hüzünle, gökyüzü dostumuzun altında huzuru aramış. Oidipus, insanın ne kadar güçlü ama aynı zamanda ne kadar çaresiz olabileceğini bize gösteren bir masal kahramanıdır. Şimdi söyle bana bakalım, sence insan kaderini kendisi mi yazar, yoksa kader mi insanı bir oyun gibi oynar?
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana büyüklerin 'kahramanlık' diyerek süslediği, aslında bir insanın kendi kaderine mahkum edildiği o tuhaf hikayeyi anlatacağım. Şarap kadehimin dibindeki tortu kadar karanlık, bir o kadar da berraktır bu gerçek.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler: Oidipus
Thebai'nin kralı Laios, 'Güçlüler'in kendisine verdiği yetkiyle öyle kibirliydi ki, dünyayı kendi mülkü sanırdı. Bir gece korkulu bir düş gördü ve bu düş yüzünden henüz doğmamış küçücük bir bebeği, yani Oidipus'u ölüme terk etti. Düşünebiliyor musun? Bir kral, kendi koltuğunu korumak için kendi kanından olan bir bebeğin ayaklarına delikler açıp onu dağ başına bıraktı. İşte kralların adalet dediği şey budur; kendi korkularını gidermek için başkalarının hayatını hiçe saymak!
Oidipus, yani 'şiş ayaklı' çocuk, aslında masum bir kurbandı. O, bir oyunun piyonuydu. Büyüdüğünde gerçeği aradı, Delphoi'deki o bilicilerin kapısını çaldı. Ama 'Gökyüzü sakinleri', insanların hayatlarıyla oynamayı severler. Onu bir labirente soktular; hiç bilmediği, seçmediği hataları işlemesi için yollarını kestiler. Oidipus, bir kavşakta karşılaştığı ve kendisine yol vermeyen o kaba adamıki o kendi babasıydıöldürdüğünde, aslında ne yaptığını bilmiyordu. Sistemin çarkları onu öyle bir çevirdi ki, en sonunda kral olduğu o şehirde kendi ailesine sarıldı.
Sphinks'in sorduğu o meşhur bilmeceyi hatırla: 'Sabah dört, öğle iki, akşam üç ayaklı olan nedir?' Oidipus cevabı 'insan' diyerek bildi. Ama asıl sır şuydu: İnsan, kendi hayatının efendisi sanırken aslında o bilmecenin içinde bir yere hapsolmuştu. Oidipus, gerçeği öğrendiğinde kraliyetin ona sunduğu altın tahtın aslında bir hapishane olduğunu anladı. İokaste, bu acımasız düzenin yükünü taşıyamadı. Oidipus ise, gördüğü yanlışlıklar dünyasına artık bakmamak için kendi gözlerini kör etti. Belki de kör olmak, bu yalan dolu dünyada gerçeği görmenin tek yoluydu.
Oidipus son nefesini verirken, onu bir zamanlar kovan krallara ve kendi hırslarına esir düşen oğullarına bile lanet okudu. O artık bir kral değil, düzenin adaletsizliğini bedeninde taşıyan bir bilgedir. Kralların, kahinlerin ve 'Güçlüler'in kurduğu bu sahte oyunun içinde, Oidipus aslında kendi özgürlüğünü en acı şekilde arayan bir yolcuydu.
Unutma evlat; sana 'kader' dedikleri şey, bazen sadece güçlülerin kendi hatalarını saklamak için uydurduğu bir kılıftır. Kendi yolunu kendin çiz, kimsenin oyuncağı olma.