Bakın bakalım hele, eski bir dostun, bir kadeh bal şurubunun tadı kadar kıymetli hatıralarını dinlemek ister misiniz? Gel, dizimin dibine otur. Şu tozlu haritalara değil, benim anlattığım yollara bak. Dünya dediğin yer, sanki tanrıların unutup da gökyüzü sakinlerinin bahçelerinde bıraktığı oyuncaklar gibidir.
Hatırlar mısınız? **Ogygie** adasını hani? Hani şu zamanın durduğu, **Kalypso**’nun **Odysseus**’u elinde tutmak için koca bir denizi fırtınaya boğduğu o yeşil cenneti? Orada günler, bir salkım üzümün olgunlaşması kadar yavaş geçer.
Sonra **Oikhalia** gelir akla... **Eurytos**’un kibri ve **Iole**’nin o hüzünlü güzelliği... İnsanoğlu bazen kendi kurduğu şehirlerin taşlarına sığamaz, **Deianeira**’nın acı dolu yüreği gibi **Oita** dağının eteklerinde hıçkırır. Dağlar demişken; **Olympos**’un o görkemli zirvesine ne demeli? **Apollon**’un altın lirinin sesi yankılanır da, aşağıda **Aloeusoğulları** gibi devler, gökyüzü sakinlerine kafa tutar. Heyhat, kibir insana da devlere de ağır gelir. **Ossa** dağı da aynı hırsla titredi zamanında; **Lapithai** savaşçıları o yamaçlarda çok destan yazdı.
Şu bizim **Çıralı**'daki **Olympos** ise başka bir masaldır. **Bellerophontes** gökten indiğinde, **Khimaira**’nın ateşinden kalan o dumanlı nefesi hala hissedersiniz. Deniz kenarında **Teukros**’un izini sürenler **Olbe**’ye çıkar, ama biraz kuzeye, Karadeniz’in hırçın sularına yönelirseniz **Ordu**’da **Amazon** kadınlarının nal seslerini duyarsınız. Onlar ki, topraklarına yabancı sokmayan, dizginleri sıkı tutan savaşçılardır.
Peki, dünyanın merkezini merak ettiniz mi hiç? **Omphalos** derler ona; **Delphoi**’deki o taş. **Apollon** oradan fısıldar geleceğin gölgelerini. Ya **Ortygia**? Bazıları onun bir ada olduğunu söyler, kimileri rüya... **Artemis**’in ayağını bastığı her yer biraz Ay ışığı, biraz da gizemdir. **Amphiaraos**’un kehanetlerini dinlemek isterseniz **Oropos**’un mermer sütunlarına gidin, ama kulaklarınızı rüzgara vermeyi unutmayın.
**Othrys** dağının doruklarında, o eski savaşların uğultusu hala esmez mi? Devlerin, tanrılara karşı attığı o koca kayalar şimdi sessiz, şimdi durgun. Bir de **Osta** var, hani şu **Pomona**’nın meyve bahçelerinde gülümseyip durduğu, huzurun Roma kıyılarında saklandığı yer.
Her yerin bir hikayesi, her taşın altında bir tanrı izi var. Kimisi **Hesperid**’lerin bahçesindeki **Okyanus**’un derinliklerinde kaybolur, kimisi **Herakles**’in adımlarıyla **Orkhomenos** sokaklarında yürür.
Hadi bakalım, şimdilik bu kadar. Çok fazla masal dinlemek zihni yorar, biraz da gerçek dünyanın esintisiyle dinlenin. Yarın yine gelin, belki size **Askalaphos**'un yeraltında neler gördüğünü anlatırım. Ama unutmayın; en iyi hikaye, bittiğinde sizi düşündüren değil, sizi biraz daha meraklı kılan hikayedir.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar haritalara çizgiler çizer, dağlara isimler verir ve o tepelerin ardında sadece zaferlerin yattığını sanırlar. Ama biz yaşlılar, şarabın son damlasındaki tortuda neyin saklı olduğunu iyi biliriz. Şimdi yanıma otur, güzel evladım; sana kralların ve tanrıların "tarih" diye yutturduğu o şaşaalı yalanların arkasındaki tozlu patikaları anlatayım.
Haritalarınızda görünen her nokta, aslında birilerinin sessizce yutulduğu yerdir. Kalypso’nun Ogygie adası bir cennet mi sanırsın? Hayır, o sadece Odysseus’un hırsına kurban edilmiş bir bekleyişin, bir kadının yalnızlığının hapishanesidir. Oikhalia’da Eurytos’un kibri Iole’yi bir ödül gibi görürken, Deianeira’nın kalbinde büyüyen o acı, aslında sistemin kendi kendini imhasıdır. Oita dağının yamaçlarında Dryope, tanrıların keyfi kararlarıyla bir ağaca dönüştürülürken, kimse onun haykırışını duymadı; çünkü kralların büyük savaşları, hep küçük ruhların çığlıkları üzerine kuruludur.
Olympos’un doruklarında devler savaşıp durur, Aloeusoğulları göğe merdiven dayamaya kalkar. Neden mi? Çünkü aşağıda, Olympos’un (Çıralı) eteklerinde Khimaira gibi başkaları tarafından yaratılmış "canavarlar" varken, yukarıdakiler kendi yarattıkları kaosun içinde tanrılık oyunları oynarlar. Bellerophontes, bir kahraman olarak alkışlanır; oysa o sadece, başkasının emriyle bir "sorunu" ortadan kaldıran bir piyondur.
Hey dinle beni, gönlü güzel yavrum; Omphalos’ta, o dünyanın merkezi dedikleri taşın etrafında dönen kehanetler, aslında sadece iktidarını korumak isteyenlerin uydurduğu masallardır. Orkhomenos’ta Herakles’in o meşhur kudreti, aslında yas tutan bir halkın sessizliğinde yankılanır. Amazon kadınlarının Ordu’daki direnişi ise, erkeklerin çizdiği sınırların ötesinde bir var olma savaşıdır. Onlara neden "vahşi" dediler biliyor musun? Çünkü boyun eğmeyi reddettiler.
Yolun sonunda Ottirys dağındaki o taşlı yokuşlara geldiğinde, zafer anıtlarının altında kaç isimsiz kahramanın gömülü olduğunu hatırla. Şarap, kadehimizde parıldarken sadece neşeyi değil, toprağın altında unutulmuş o gerçeklerin buruk tadını da barındırır. Dünya, kralların inşa ettiği bir tiyatro sahnesi değil, Arethusa’nın sularında kaybolan o gizemli Ortygia adası gibi, sadece hak edenlerin, yani sessizlerin sesini duymayı seçenlerin bulabileceği bir bilmecedir.
Gözlerini haritadan çek, evlat. Çünkü en gerçek hikayeler, üzerine isim yazılmayan dağlarda ve sesi çıkmayanların dualarında yazılıdır. Şimdi git, ama gördüğün her "kahraman" heykeline, "Bunu kimin sırtına basarak yükselttin?" diye sormayı unutma.