Gelin, dizlerimin dibine şöyle bir yerleşin bakalım. Sakalımın içine karışmış şu meşe palamuduna bakıp gülmeyin; ormanın derinliklerinde kim bilir ne maceralar dönüyor da haberiniz yok! Bugün size doğanın fısıltısını, rüzgarın kahkahasını temsil eden o zarif varlıklardan, yani Nympha’lardan bahsedeceğim.
İsimleri "gelin" demek; yani öyle sıradan, yerinde duramayan varlıklar sanmayın onları. Homeros’un o kadim dizelerinde dediği gibi, ulu Zeus bir toplantı düzenlediğinde, Olympos’un o görkemli salonlarına kimler gelmezdi ki? Okeanos’un gürül gürül akan sularından tutun da, en kuytu koruların fısıltısına kadar her yerden akıp gelirlerdi. İnanın bana, onların olmadığı bir ziyafet, biraz süssüz bir kadehe benzer; eksik kalır!
Şimdi, "Silenos amca, bu hanımlar ne iş yapar?" diye soracaksınız. Bakın evlatlarım, onlar sadece ormanda gezinen süs bitkileri değildir. Doğanın kalbidir onlar. Hani ağacın gövdesine elinizi koyduğunuzda hissettiğiniz o kıpırtı var ya, işte o bir Dryas’ın nabzıdır. Derelerin o gümüş rengi şırıltısını duyduğunuzda, bir Naias’ın saçlarını yıkadığını bilin. Kimi dağların zirvesinde, bulutların arasında yürür; kimi de denizin tuzlu köpüklerinde Nereus’un kızları gibi dans eder. "Ulu" ve "yüce" sıfatları boşuna verilmemiştir onlara; doğa onlar varsa nefes alır.
Peki, kimlerle arkadaşlık ederler? Ee, bir parça başım döndü ama söyleyeyim; bazen büyük tanrılarla, hani şu Zeus, Apollon veya Hermes gibi gökyüzü sakinleriyle yolları kesişir. Hatta bir gün Odysseus’u aklından çıkamayan o meşhur Kirke veya Kalypso gibi, ölümlülere tutulup dünyalarını altüst ettikleri de çok olmuştur.
Ama bizlere, yani Pan’a, Satyr dostlarıma ve bendeniz Silenos’a sorarsanız… Eh, bizimle aralarındaki bağ biraz daha karışıktır. Kimi zaman peşlerinden koşarız, kimi zaman nazlı bir rüzgar gibi elimizden kayıp giderler. Bazıları, o meşhur avcı Artemis’in kızları gibi, özgürlüklerine o kadar düşkündür ki, erkeklerden köşe bucak kaçarlar.
İşin aslı şudur yavrularım: Nympha’lar doğanın ruhudur. Bir gün ormanda yürürken, yaprakların hışırtısı sanki size bir isim fısıldıyormuş gibi gelirse, sakın korkmayın. Sadece başınızı eğin ve selam verin. Belki o an, bir ağacın gölgesinde sizi izleyen bir Nympha’nın hafifçe gülümsediğini fark edersiniz. Ama sakın unutmayın, onlar sizin gibi çocukları çok severler; yeter ki doğanın dilini incitmeden dinlemeyi bilin.
Hadi bakalım, şimdi biraz sessizlik. Ormanın şarkısı başlıyor, duymuyor musunuz?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var; hani o altın tahtlarda oturanların, ellerinde asalarıyla dünyayı yönettiklerini iddia edenlerin kitaplarına girmeyen bir hakikat... Gel, yanıma otur. Şarabın tortusunda bile hayatın neşesini bulan bu yaşlı dostun, sana bir nymphe’nin neden sadece bir “çiçek kız” olmadığını fısıldasın.
İnsanlar nymphe dediğimiz varlıkları, Zeus’un sofrasında hazır kıta bekleyen, Olympos’un görkemli koridorlarında başları eğik dolaşan figüranlar sanırlar. Homeros öyle yazar, krallar öyle söyletir. Derler ki: “Themis emretti, onlar da geldi.” Oysa bir düşün evlat; bir nehrin ruhu, bir ağacın kalbi olan o varlıklar, neden bir kralın emrine amade olsun? Onların "ikinci derecede önemli" olduklarını söyleyenler, aslında kendi güçlerini yüceltmek için evrenin kendi özgürlüğüne etiket yapıştıranlardır.
Nymphe, doğanın ta kendisidir. O; bir Naias olarak pınarlarda dans ettiğinde sadece suyun akışını değil, aynı zamanda insanın kibrini de yiyip bitiren sabrı temsil eder. Oreas dağların zirvesindeyken, senin o büyük dediğin kahramanların zafer naralarının dağları nasıl kirlettiğini en iyi o bilir. Onlar, kralların orduları geçerken ağaçların gövdesine saklanan, sessizliğin sesidir.
Yetişkinler, Kirke’ye veya Kalypso’ya bakarken onları hep erkeklerin kaderini değiştiren "baştan çıkarıcılar" olarak görür. Oysa gerçek, onların o ıssız adalarda veya derin korularda aslında kendi krallıklarını kurmuş, sistemin dışına kaçmış kadınlar olduklarıdır. Neden mi erkeklerden kaçarlar, neden Artemis’in avcıları arasına karışırlar? Çünkü evlat, güç sahiplerinin "sahip olma" arzusu, nymphe’nin özgürlüğüne hep bir darbe vurmak istemiştir. Onlar birer ganimet değil, toprağın hür iradesidir.
Şimdi anlıyor musun? Tanrıların sofrasına çağrılmak bir şeref değil, aslında o hiyerarşinin içine hapsedilme çabasıdır. Bir nymphe, bir ağacın yaprağında yaşarken, gökyüzünün yükseklerinden inen emirleri dinlemez. O, kendi mevsimini yaşar.
Sen sen ol, güzel kardeşim; sana birilerinin "doğanın güzelliği, tanrıların yardımcısı" diye anlattığı her şeye şüpheyle bak. Güç, her zaman kendi işine geleni parlatır. Ama o ormanda, o pınarın başında duyduğun o hafif fısıltı var ya? İşte o, sistemin kurallarına karşı direnen, kimsenin kölesi olmayı reddeden o özgür ruhun kendi şarkısıdır.
Daha anlatacak çok şey var ama şimdilik bu kadarı kalbinde bir kıvılcım olsun. Dünya, anlatılanlardan ibaret değil, inan bana.