Thesauros Mythology Numa Pompilius

Numa Pompilius

Numa Pompilius

Roma’nın dindar ikinci kralı Numa Pompilius; tanrılarla bağ kuran, takvimi düzenleyen ve Egeria’nın ilhamıyla şehre huzurlu bir düzen getiren bilgeydi.

Sabin kökenli Numa Pompilius, Roma’nın kuruluş mitosunda ikinci hükümdar olarak yerini alır. Romulus’un iktidarı inşa ettiği gün dünyaya gelmiş; tahta geçtiğinde, selefini bir tanrı katına yükselterek otoritenin kutsallığını sabitlemiş ve halkın zihninde mutlak bir bağlılık odağı oluşturmuştur. Kendisini dindarlığın kusursuz temsilcisi olarak sunarak, Roma panteonuna yeni figürler eklemiş ve rahip hiyerarşileri eliyle toplumsal yaşamı kontrol altına alacak katı kurallar silsilesini yürürlüğe koymuştur. Kendi kurduğu bu düzenin meşruiyetini ise Egeria adlı nympha ile kurduğu gizli ilişkiye dayandırarak, her kararı aşkın bir iradenin zorunlu sonucu gibi göstermeyi başarmıştır.

Zamanın akışını dahi kendi takvimine göre hizaya sokup, uğurlu ve uğursuz günler belirleyerek toplumsal hareketliliği bir disipline bağlamıştır. Doğaya hakimiyetini sergileyen mucizeleri ve bereketi simgeleyen anlatılarıyla, tebaasını hem büyüleyerek hem de yöneterek tahakkümünü pekiştirmiştir. Yaşamının nihayetinde İaniculus tepesine gömüldüğünde, geride biri bedenine, diğeri ise iktidarını meşrulaştıran "kutsal" metinlerine ayrılmış iki tabut bırakmıştır. Ancak dört yüzyıl sonra mezar açıldığında, iktidarın fani kısmının yani bedenin uçup gittiği, geride ise yalnızca toplumu zapturapt altına alan o değişmez kuralların ve yasaların kaldığı görülmüştür; Numa’nın mirası, kendi boşluğunu dolduran bir kural hiyerarşisidir.
Silenos
Bak evlat, kulak ver şimdi. Tarihin tozlu sayfaları arasında, kılıçların şakırtısından çok bilgelik fısıltılarının yankılandığı bir zaman vardı. Roma henüz emekleyen bir bebekken, başına öyle bir adam geçti ki, şaşkınlıktan ağzınız açık kalır. Numa Pompilius derlerdi ona; Sabin topraklarından çıkıp gelmiş, sakin ama gözlerinde kadim bir ışık taşıyan biri.

Söylence o ki, o meşhur Romulus şehri kurduğu gün, Numa da dünyaya "Merhaba" demiş. Kaderin cilvesine bak, biri kılıçla örmüş Roma’nın surlarını, öbürü ise ruhuyla doldurmuş o şehri. Numa tahta geçtiğinde, Romulus’u öyle yüceltmiş ki, halk onu bir ölümlüden ziyade, gökyüzü sakinlerinden biri sanmaya başlamış. Akıllı adamdı vesselam; bir halkın hem toprağa tutunması hem de göğe bakması gerektiğini iyi bilirdi.

Peki, bu kadar düzeni, o kutsal kuralları nereden öğreniyordu dersin? Bir nympha olan Egeria ile olan dostluğundan! Söylentilere göre, gecenin en sessiz saatlerinde, ormanın derinliklerindeki pınarların başında buluşurlarmış. Egeria, kulağına tanrıların sırlarını fısıldar, o da şehri bu ilahi rehberlikle yönetirmiş. Tapınaklar inşa ettirmiş, rahipler atamış; gökyüzü sakinlerinin gönlü nasıl hoş edilir, tek tek öğretmiş insanlara.

Biliyor musun, takvim denilen o karmaşık çarkı da o düzenlemiş. Hangi günün uğurlu, hangi günün sakıncalı olduğunu yıldızlara bakarak belirlemiş. Ama dur, asıl şaşırtıcı olanı anlatayım: Numa’nın elinde tuhaf bir güç varmış. Öyle ki, sofrasını bir anda çeşit çeşit yemişlerle, pınarlarından akan bal gibi tatlı içeceklerle donatıverirmiş. Sanki doğanın bereketi, sadece onun bir işaretiyle coşarmış.

Zaman akıp gitmiş, saçlarına karlar düşmüş, ömrünün sonuna gelmiş. Öldüğünde, onu Ianiculus tepesine gömmüşler. İki ayrı tabut hazırlamışlar; birine kendi bedenini, diğerine ise kendi elleriyle kaleme aldığı, tanrısal bilgeliği anlatan kutsal kitaplarını koymuşlar. Gel zaman git zaman, aradan tam dört asır geçmiş. Meraklı gözler mezarı açtığında ne görmüşler dersin? Kitaplar, sanki dün yazılmış gibi tertemiz duruyormuş ama o koca kralın tabutu... Boşmuş!

Kim bilir, belki de o da bir gün, dostu Egeria’nın yanına, gökyüzü sakinlerinin arasına çekilip gitmiştir. Ne dersin, geride kalan kitapları okumak istemez miydin? Belki de o boş tabut, aslında bizi gizemli bir serüvene çağırıyordur.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme