Thesauros Mythology Nikaia

Nikaia

Nikaia

Avcılıkla geçen ömrünü korumaya çalışan Nikaia, Dionysos’un şarap hilesine yenik düştü. Aşkla doğan bu birliktelikten günümüzün İznik şehri doğdu.

Sangarios ırmağı ile ana tanrıça Kybele’nin birleşmesinden doğan Nikaia, özgürlüğünü kendi sınırlarıyla çizen bir nympha olarak, dünyayı yalnızca avcılığın mesafeli soğukluğunda deneyimlemeyi seçer. Erkekle arasına koyduğu o mutlak mesafe, onun kendi bedeni üzerindeki egemenliğinin bir yansımasıdır. Ancak bu tek başına var olma iradesi, düzenin bekçiliğine soyunan tanrısal hiyerarşi için bir tehdit teşkil eder; nitekim Hymnos’un ısrarlı yakınlığına gösterilen sert tepki, Nikaia’nın bir erkeğin arzusu karşısında bile kendi otoritesini koruma çabasını simgeler.

Eros’un huzursuzluğu, boyun eğmeyen bir iradenin cezalandırılması gerektiği yönündeki düzenleyici refleksin tezahürüdür. Dionysos’un devreye girişi, kaba kuvvetten ziyade, öznenin iradesini elinden alacak bir manipülasyonla –yani onun su kadar berrak olan yaşam alanına dışarıdan bir müdahale olan şarapla– gerçekleşir. Nikaia, bilincinin bulanıklaştığı o savunmasız anla birlikte kendi özerkliğini yitirir; güç ilişkileri, rızanın yerini zorunlulukla değiştirdiği bir tahakküm mekanizmasına evrilir. Başlangıçta bu kaçınılmaz kadere karşı ölümü bir kaçış yolu olarak gören Nikaia, nihayetinde sistemin öngördüğü annelik rolüne hapsolur. Dionysos’un dönüş yolunda bir şehir inşa ederek bu zoraki birleşmeyi coğrafi bir anıta dönüştürmesi, tarihin ve yerleşik düzenin, boyun eğdirilmiş olanı kendi isimlendirmesiyle nasıl kalıcı kıldığının bir göstergesidir; antik çağın Nikaia’sı, bugünün İznik’i, bir iradenin kuşatılışının sessiz tanığıdır.
Silenos
Bakın bakalım, nasır tutmuş ellerimle kavalımdan bir ezgi yükselirken gözlerinizdeki o merak pırıltısını görebiliyorum. Yanıma yaklaşın, biraz daha... Size anlatacağım hikaye, Sakarya kıyılarının serinliğinden çıkıp taşların dilinde bugüne ulaşmış bir masaldır.

Bir zamanlar, yeryüzünün en hızlı koşan, en keskin gözlü avcısı bir nympha yaşarmış: Nikaia. Babası coşkun Sakarya Irmağı, annesi ise doğanın ta kendisi olan ulu tanrıça Kybele’dir. Nikaia, ormanların derinliklerinde tek başına olmaktan, gümüş okunu havada uçan bir kuşun kanadına nişan almaktan başka bir şey bilmezmiş. "Benim kalbim aşka kapalı," dermiş; erkeklerden, çobanlardan, yakışıklı delikanlılardan köşe bucak kaçarmış.

Hymnos adında genç bir çoban varmış; zavallı oğlan, Nikaia’nın peşinde öylesine yanıp tutuşmuş ki, kalbinin sesini dinletemeyeceğini anlayınca bir gün cesaretini toplayıp ona yaklaşmış. Ama Nikaia, özgürlüğüne o kadar düşkünmüş ki, gümüş yayından çıkan bir okla Hymnos’u oracıkta yere sermiş. İşte, gökyüzü sakinlerinin dünyasında birini sevmek ya da sevilmeyi reddetmek bazen böyle ağır bedeller ödetir.

Bu duruma en çok içerleyenlerden biri, kanatları altındaki okuyla tanrı Eros olmuş. "Bu kızın gururu haddini aştı," diye düşünmüş ve gözlerini, cümbüşün efendisi Dionysos’a çevirmiş. Dionysos, Nikaia’yı dere kenarında serinlerken gördüğü o ilk an, ona tutulmuş kalmış. Ama bilirdi ki, bu avcı kızın hışmından kurtulmak pek kolay değildir. Yine de Dionysos, zekasıyla tanınır; kaba kuvvetle değil, sabırla hareket etmiş. Nikaia’nın her gün su içtiği o berrak pınara, kendi armağanı olan o kızıl, baş döndürücü nektardan katıvermiş.

Nikaia, su sandığı o büyülü suyu yudumladığında, yorgun ruhu yavaşça gevşemiş, o mağrur başı düşüvermiş. Dionysos, amacına ulaştığında artık geri dönüş yoktu. Nikaia uyandığında, içinde bambaşka bir hayatın tohumlarını taşıdığını fark etmiş; önce çok öfkelenmiş, kederden ne yapacağını şaşırmış ama sonra yazgısına boyun eğmiş.

Zaman geçmiş, Dionysos uzak diyarlardan, o meşhur Hindistan seferinden dönerken, sevdiği bu güçlü avcının anısını onurlandırmak istemiş. İşte o an, Nikaia’nın ismini ölümsüzleştirmek için görkemli bir şehir kurmuş. Bugün "İznik" dediğimiz o topraklar, işte o vakitler Nikaia’nın onuruna inşa edilmiş.

Gördünüz mü çocuklar? Bazen hayat, ok atarak kaçtığınız o "aşka" en beklenmedik anda, bir pınarın başında sizi yakalayıverir. Şimdi, kadehlerinizde süt, yüreğinizde huzur olsun. Hadi, gidin biraz koşun da, bacaklarınız benimki gibi tembelleşmesin!

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme