Thesauros Mythology Nephele

Nephele

Nephele

Bulut tanrıça Nephele; çocukları Phriksos ile Helle’yi koruyan bir anne, İksion’dan doğan Kentaur’ların anası ve gökyüzünün değişken simgesidir.

Athamas’ın ilk eşi ve Phriksos ile Helle’nin annesi olan Nephele, hanedan düzeninin ve eril tahakkümün bir araç olarak gördüğü evlilik akdinin tek taraflı feshiyle dışarı itilmiştir; ancak o, iktidarın hükümranlık alanına çocuklarını altın postlu koç aracılığıyla kaçırarak kendi sessiz direnişini örmüştür. Bulutların temsilcisi olarak, İksion’un Hera üzerindeki arzusuna karşı Zeus tarafından bir manipülasyon nesnesi olarak inşa edildiğinde dahi, sistemin yarattığı bu suret kendi doğasını aşarak Kentaur’ların doğumuna kaynaklık etmiş, böylece iradesi dışında kullanıldığı hiyerarşide yeni ve aykırı bir varoluşun kökeni haline gelmiştir. Aristophanes’in "Nephelai" oyununda ise bu figür, Okeanos’un kızları olarak Olympos ile dünyanın uçları arasında konumlanmış; bilgeliği ve felsefi arayışı tahakküm altındaki toplumun gözünde bir yanılsamaya, bir "bulut"a indirgeyen otoriter bakışın karşısında, hakikatin değişken ve ele avuca sığmaz doğasını simgeleyen kolektif bir kadın sesine dönüşmüştür.
Silenos
Şöyle yaklaşın ateşin yanına, biraz daha... Hava soğudu, değil mi? Gökyüzü sakinleri bazen yeryüzüne serinlik göndermeyi severler. Madem sordunuz, size Nephele’den bahsedeyim. Hani şu parmaklarınızla şekiller verdiğiniz, rüzgarla savrulan bulutlar var ya, işte o! Ama öyle sıradan bir sis tabakası sanmayın onu, o aslında kadim ve nazik bir hanımefendidir.

Hikaye, Athamas adındaki bir kralın gönlünün başka birine kaymasıyla karıştı. Zavallı Nephele, yuvasından uzaklaştırılınca çocukları Phriksos ve Helle’yi öylece bırakıp gidecek değildi ya! Bir ana yüreği, gökyüzünün en yüksek katmanlarından bile daha güçlüdür. Çocuklarının başı tehlikeye girdiğinde, o altın postlu, kanatlı koçu bir yıldırım hızıyla aşağıya gönderiverdi. Hani şu meşhur koç var ya; işte o, Nephele’nin çocuklarına uzattığı sevgi dolu bir eldi.

Ama Nephele’nin tek işi çocuk korumak değildi. İksion diye bir adam vardı, hani tanrıların sofrasına oturup da sınırını bilmeyenlerden... Zeus, bu küstah adama bir ders vermek istedi. Hera kılığına bürünmüş bir bulut yarattı. İksion, gerçek tanrıçayı kucakladığını sanırken aslında Nephele’nin gizemli gölgesine sarılıyordu. İşte o günden sonra, dağlarda dört nala koşan o yarı insan yarı at olan Kentaur’lar türedi. Ne tuhaf değil mi? Bir bulutun hayalinden, yeryüzünün en vahşi koşucuları doğdu.

Biliyor musunuz, Aristophanes diye bir adam vardı, hani şu dilleri pabuç kadar uzun olan şakacı oyun yazarı. O, bu bulutları birer bilge kadın gibi anlatırdı. Derdi ki: "Onlar Okeanos'un kıyılarında, Batı Kızları'nın bahçelerinde oturur, dünyayı tepeden izlerler." Hatta filozoflarla dalga geçtiği o meşhur oyununda, bulutları gökyüzünde dedikodu yaparken hayal etmişti.

Yani evlatlarım, ne zaman gökyüzüne bakıp da rüzgarla şekil değiştiren bir karaltı görseniz, bilin ki Nephele oradadır. Belki size gülümsüyordur, belki de başka bir efsaneyi dokuyordur. Şimdi biraz daha odun atın şu ateşe; şarabın tadı da, hikayenin sonu da ancak sıcak bir ortamda güzel gider. Anlatacak çok şey var, ama sisler çökerken fazlasını söylemek, gökyüzü sakinlerinin uykusunu kaçırabilir.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme