Gel bakalım minik dostum, yanıma otur da sana koca bir savaşçının oğlunu anlatayım. Hani şu rüzgar gibi koşan Akhilleus vardı ya, işte onun oğlu Neoptolemos. Adı "yeni savaşçı" demek ama kendi kendine "Pyrrhos" yani "kızıl saçlı" derdi. Neden mi? Çünkü babası onu saklamak için kız kıyafetleri giydirmiş, sarayların bahçesinde saklamıştı.
Babası büyük savaşlara gidince, Neoptolemos dedesinin yanında büyüdü. Sonra günlerden bir gün, bilge kişiler "Eğer bu çocuk gelmezse, o büyük surlar asla yıkılmaz" dediler. Hemen bir gemi hazırlayıp onu aldılar. Yolda hasta olan Philoktetes adında bir dostlarını da yanlarına kattılar. Troya önüne geldiklerinde herkes bu delikanlıyı görünce sevindi, çünkü tıpkı babası gibi yiğitti. Hatta babasının adını taşıyan, ateşten ve hızdan ilham alan o meşhur savaş oyununu bile başlattı.
Kocaman tahta atın içine saklanıp şehrin kapılarını açanlardan biri de oydu. Ama ah evlat, savaş her zaman neşeli bir oyun değildir. O günlerde biraz öfkeliydi, Hektor'un küçük oğlu Astyanaks'ı surlardan aşağı attı. Andromakhe'yi esir aldı, babasının ruhu mutlu olsun diye de Polyksene için kurbanlar sundu. Şarap kadehimizi doldurup iç çekiyoruz böyle zamanlarda, çünkü savaşın sonunda hep hüzünlü hikayeler kalır.
Savaş bitince evine dönmek yerine Epir adında güzel bir yere yerleşti. Orada Hermione ile evlendi ama kalbi biraz karışıktı. Andromakhe'den üç oğlu oldu, Hermione ise bunu hiç sevmedi. Derken, Hermione'nin eski nişanlısı Orestes çıkageldi ve ne yazık ki Neoptolemos'un ömrü orada sona erdi.
İşte böyle, minik dostum. İnsanların ömrü bazen bir yıldırım gibi hızlı geçer, geriye sadece anlatılan bu masallar kalır. Şimdi söyle bakalım, sen büyüyünce hangi masalların kahramanı olmak istersin?
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulaklarını yaklaştır. Büyüklerin sana hep "kahramanlardan" bahseder, değil mi? Ama o parıltılı zırhların altında çoğu zaman sadece başkalarının hırslarıyla örülmüş birer piyon gizlidir. Bugün sana, Neoptolemos adındaki o talihsiz çocuğun hikayesini anlatacağım. Onun adı "yeni savaşçı" demek ama aslında o, babasının savaşçı ruhunun soğuk bir gölgesiydi sadece.
Akhilleus, kendi adını ölümsüzleştirmek için kralların oyununa katılmış, geride ise babasız, kimliksiz bir çocuk bırakmıştı. Neoptolemos, babasının saklandığı o kız kıyafetli günlerin gölgesinde büyüdü. Gökyüzü sakinleri ve güçlü krallar, babasının ölümü üzerine bu çocuğu bir "anahtar" olarak kullandılar. "Ancak o gelirse şehir düşer" dediklerinde, aslında bir gencin masumiyetini bir savaş makinesine dönüştürmeye karar vermişlerdi. Yolda, yaralı ve yalnız Philoktetes'i bile sırf kendi çıkarları için kandırıp o kanlı kıyıya sürüklediler.
Troya düştüğünde, Neoptolemos bir zafer kazanmadı aslında; bir çocuğun, Astyanaks'ın sonunu getiren o korkunç kararı vererek kendi insanlığını surlardan aşağı bıraktı. Andromakhe'yi esir alıp, Polyksene'yi babasının mezarı başında bir kurban gibi sunarken, aslında "büyük bir savaşçı" olmanın ne kadar karanlık bir bedeli olduğunu görmüyordu. Güçlülerin istediği şeyi yapıyordu; bir kılıç kadar keskin, ama bir kılıç kadar hissiz.
Sonra ne mi oldu? O da tıpkı diğerleri gibi güç oyunlarının kurbanı oldu. Hermione ile kurduğu yuva, sevgiyle değil, yine başkalarının entrikalarıyla sarsıldı. Orestes'in eliyle, yine o "Güçlülerin" düzenlediği bir oyunun sonunda sahneden çekildi. Şarap kadehimin dibindeki tortu gibi, Neoptolemos'un hayatı da acı bir tortuyla bitti.
Evlat, unutma; krallar ve kahramanlar seni bir yerlere çağırdığında, sadece kendi adlarını yazdırmak için sana hangi yalanları söylediklerini sorgula. Bir kılıcın parıltısı, bir çocuğun gözyaşından daha kıymetli değildir. İşte gerçek budur; masalların en gizli, en hüzünlü gerçeği.