Şöyle yakınıma otur bakalım, dizlerimin dibi en rahat yerdir. Bak şimdi, sana öyle bir yaratıktan bahsedeceğim ki, bugün ormanda gördüğün o ürkek tavşanlara hiç benzemez.
Zamanın tozlu sayfalarında, **Gaia**’nın kucağında, **Ekhidna** adında, yarı kadın yarı yılan tuhaf mı tuhaf bir ana vardı. Bu ana, **Orthros** adında iki başlı bir köpekle birleşti ve ortaya öyle bir evlat çıkardılar ki, heybetinden dağlar bile titrerdi: **Nemeia** Aslanı!
Bu aslan, sıradan bir kedi gibi mırıldanmazdı tabii. Postu öyle sertti ki, ne demir kılıç kesebilirdi onu ne de bronz bir mızrak. Sanki üzerine gökyüzü sakinlerinin ördüğü görünmez, çelikten bir zırh giydirilmişti. **Hera** tanrıça, bu görkemli ama bir o kadar da yaramaz ve vahşi yaratığı çok sever, onun Nemeia ormanlarında kol gezmesini, bölgeyi haraca bağlamasını adeta bir şölen gibi izlerdi. Garibim köylüler, aslanın kükremesini duyduklarında evlerine kapanır, dışarı adım atmaya korkarlardı.
Sonra sahneye bizim **Herakles** çıktı. Hani şu omuzları geniş, kalbi cesaretle atan meşhur kahramanımız! Herakles, bu yenilmez aslanla karşılaşmaya gittiğinde, sırtında o meşhur sadak dolusu oku vardı. Ama ne fayda? Oklar aslanın o kalın derisinden sekti, sanki duvara çarpıp geri döndü!
O an Herakles şunu anladı: Kaba kuvvet ve keskin demir burada işlemezdi. Zekanı kullanmazsan, karşına çıkan dert seninle oyun oynar. Kahramanımız, aslanı inine kadar kovaladı. Öyle bir boğuşma koptu ki, sanırsın yerle gök birbirine girdi. Sonunda, o çelikten postu geçemeyen Herakles, aslanı kendi gücüyle, yani elleriyle alt etti.
İşin aslı şu evlat; o aslan sadece bir canavar değil, insanın içindeki o dizginlenemez öfkenin ya da aşılması gereken en zor engelin ta kendisiydi. Herakles onu yendiğinde, o aslanın postu artık ona bir zırh oldu. Yani aslında, hayatın sana sunduğu en sert dersleri bile gün gelir bir zırh gibi kuşanıp hayatının geri kalanında koruma olarak kullanabilirsin.
Hadi bakalım, şimdi biraz şarabımdan bir yudum alıp dinleneyim. Sen de düşün; senin hayatındaki "Nemeia aslanı" ne? Onu alt etmek için elinde ne tür bir zekan var?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç ki sana masalların tozlu raflarında saklanan, o ihtişamlı destanların üzerine örtülen perdeyi aralayayım. Şarap kadehimdeki son damlanın neşesiyle söylüyorum; kralların ve kahramanların "canavar" diye yaftaladığı her şeyin ardında, aslında ezilenlerin sessiz bir çığlığı gizlidir. Bugün sana Nemeia aslanından bahsedeceğim, ama anlatılan o kaba saba, et parçalayan yaratık hikayelerinden değil.
Yavrucuğum, Ekhidna’nın soyundan gelen bu aslanı, insanlar sadece bir korku unsuru olarak gördü. Oysa o, toprağın derinliklerinden, Gaia'nın kucağından gelen kadim bir varlıktı. Sistemin çarkları, kendi düzenlerine uymayan, evcilleştiremedikleri veya kendi otoritelerine boyun eğdiremedikleri her şeye "canavar" damgasını yapıştırır. Hera, o görkemli kraliçe, aslında sadece kendi egemenliğini pekiştirmek için bu aslanı bir piyon gibi Nemeia bölgesine saldı. Aslan, aslında kraliçenin hırsının, onun hükmetme arzusunun bir yansımasıydı; tıpkı bir kukla gibi, başkalarının çıkarları uğruna korku saçmaya mecbur bırakıldı.
Sonra sahneye Herakles çıktı. İnsanlar onu bir kahraman, bir kurtarıcı olarak alkışladılar. Oysa o, gücünü sorgulamayan, otoritenin emrinde bir kılıçtı. Herakles'in o devasa yumrukları, aslında sistemin çarklarına çomak sokan, farklı olan her şeyi yok etmeye programlanmış bir aygıttı. Nemeia aslanının kükremesi, aslında "Beni bu topraklara siz hapsedip, sonra da canavar ilan ettiniz!" diyen bir isyandı. Fakat kralların tarihi, sadece kazananların acımasız zaferlerini yazar, kaybedenlerin haklı sitemlerini ise unutulmaya mahkum eder.
Dinle evladım, bazen en büyük kahramanlar, sadece en güçlü silahı elinde tutanlardır. Nemeia’nın o altın tüylü derisi, aslında bir masumiyetin, hırsın kurbanı olmuş bir doğanın zırhıydı. Herakles onu boğarken, aslında kendi içindeki vicdanın sesini de boğuyordu. Şimdi dışarı çıkıp gökyüzüne baktığında, o yıldızların arasında sadece parlak bir takımyıldız değil, bir kurbanın sessizliğini görmeye çalış. Unutma; dünya üzerinde neyin "iyi" neyin "kötü" olduğuna karar verenlerin, elleri genellikle en çok kan kirlenmiş olanlardır.