Şöyle bir yanaşın bakalım, ateşi biraz daha harlayın. Bakmayın benim aksakalıma ve kırışmış yüzüme; kulaklarımda hala eski çağların gürültüsü, hafızamda ise insan evladının o garip, o hırslı maceraları asılı durur. Bugün size bir değil, iki farklı Neleus'tan bahsedeyim. İkisi de farklı yolların yolcusu, ama ikisinin de kaderinde şehirler kurmak yazılı.
İlk Neleus ile başlayalım, hani şu denizin derinliklerinden gelen o meşhur Poseidon’un oğlu olan. Annesi Tyro, onu ve ikizi Pelias’ı dünyaya getirdiğinde, minik yavrular biraz talihsiz bir başlangıç yapmışlar. Dağ başında, kısrakların arasında büyümüşler; düşünsenize, süt yerine vahşi atların özgürlüğüyle beslenmişler! İnsan içine döndüklerinde ise karşılarında Sidero adında zalim bir üvey ana bulmuşlar. Analarına çektirdiklerini görünce, kanları kaynamış bu kardeşlerin. Kılıçları çekmişler, Hera’nın tapınağını bile dinlememişler; bazen gökyüzü sakinlerinin kutsal yerleri bile, öfkesi burnunda insanların hırsına engel olamaz.
Pelias ile kardeşi Neleus arasında bitmeyen bir taht kavgası baş gösterince, bizimki pılını pırtını toplamış, Peloponez’in yolunu tutmuş. Orada, denize nazır Pylos şehrini kurmuş. On iki de oğlu olmuş; az buz değil, koca bir aile! Ama kaderin cilvesi işte; o meşhur Herakles ile giriştikleri bir savaşta, on bir oğlu birden yitip gitmiş. Sadece küçük Nestor kalmış geriye. Hani şu Troya Savaşı’nda gürleyen, yaşını başını almış, bilge ve ağzından bal damlayan Nestor! Eğer Nestor bugün hala hatırımızdaysa, bu Neleus’un o hüzünlü ve bereketli mirası sayesindedir.
Bir de öteki Neleus var; Atina kralı Kodros’un oğlu olan. Bu arkadaş, birincisinden çok daha farklı bir rotaya dümen kırmış. Kalabalık bir kafileyi, Attikalı ve Messenialı cesur insanları yanına almış, Ege’nin sularını yararak İonya kıyılarına varmış. Bugün Miletos dediğimiz, filozofların, gemicilerin ve bilginlerin yurdu olan o kadim şehri işte bu Neleus kurmuş.
İnsanlar böyledir işte; kimi kılıçla, kimi gemiyle kendine bir yer arar. Biri bir imparatorluk hayaliyle Pylos’un surlarını örer, diğeri denizlerin ötesinde yeni bir uygarlık filizlendirir. Kimi zaman tanrıların oyuncağı olur, kimi zaman kendi kaderlerini avuçlarında tutarlar. Şimdi söyleyin bakalım, siz kendi şehrinizi kursaydınız, temelini hangi hayallerle atardınız?
Gözlerinizi kapatın da düşünün biraz; Neleus gibi bir kısrak sürüsünün arasında mı, yoksa yeni bir dünya kurmak için bilinmeze yelken açarak mı başlamak daha heyecanlı olurdu? Hadi, biraz daha şarap doldurun kupama, hikaye bitmez ama benim sesim bazen kurur.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç; masallarda sana anlatılan o yaldızlı zaferlerin ardındaki tozlu ve soğuk gerçekleri ancak benim gibi ömrünü doğa ile dost, iktidarla düşman geçirmiş biri fısıldayabilir. İnsanlar kralların tahtlarına bakar, ama o tahtların altında ezilen hayatları kimse görmez.
Neleus adındaki o adamı duymuşsundur. Tyro’nun oğlu, Poseidon’un gayrimeşru mirası... Sana onun bir kahraman olduğunu, gidip Pylos şehrini kurduğunu, görkemli bir baba olduğunu söyleyecekler. Ama dur bakalım, sevgili evladım. Tyro o iki bebeği, Pelias ve Neleus’u neden ıssız dağlara, kısrakların yanına bıraktı sanıyorsun? Sarayların duvarları, sadece güç sahiplerinin kurallarını fısıldar; o duvarların dışındaki soğukta ise hayat, vahşi bir atın şefkatiyle hayatta kalmaya çalışır. İnsanlar, sistemin dışına itilenleri unutur, biz ise hatırlatırız.
Neleus ve kardeşi Pelias büyüyüp de "biz döndük, hakkımızı istiyoruz" dediklerinde, onları bir de Sidero karşıladı. Sidero, o sarayın çarkları arasında ezilen, belki de sadece hayatta kalmaya çalışan bir kadın. Pelias’ın, Hera’nın kutsal tapınağında bile olsa bir kadını kılıçtan geçirmesi sana neyi anlatıyor? Güç, kutsallığı bile ayaklar altına alan bir hırstır. İşte Neleus, o kanlı çatışmanın ve paylaşılmayan iktidar hırsının tam ortasında, kendini bir kral sanarak büyüdü. Oysa o da, Herakles’in o yıkıcı hırsının karşısında, kendi çocuklarını kaybeden bir baba olmaktan öteye gidemedi. Savaş, kralların oyun alanı ama bedelini her zaman evlatlar öder, öyle değil mi, güzel çocuğum?
Bir de Kodros’un oğlu olan başka bir Neleus vardır; o da Miletos’a göçüp kendine yeni bir krallık kuran... Herkes göç der, herkes yeni bir şehir der. Oysa güç sahiplerinin "yeni başlangıç" dediği şey, genellikle başka insanların toprağından sökülüp atılmasıdır. Şarabın neşesi zihinleri gevşetebilir ama bu gerçekleri unutturamaz; güç, nereye giderse gitsin, peşinde mutlaka bir huzursuzluk ve yıkım taşır.
Sakın unutma, küçük dostum: Tarih, kazananların yazdığı bir kurgudur. Bizim görevimiz, o kurgunun çatlaklarından sızıp, hakikati arayan gözlere gerçekleri göstermektir. Krallar ölür, şehirler yıkılır, ama insanın özgürlüğünü sorgulama arzusu her zaman baki kalır. Şimdi git ve gördüğün her "büyük" adamın ardındaki gölgeye iyi bak. Gerçek, orada saklıdır.