Gel bakalım ufaklık, yanıma otur şöyle. Sana, denizlerin köpüklü sularından çıkıp gelen, kalbi pır pır eden genç bir kızın masalını anlatayım.
Bir varmış, bir yokmuş; Phaiak denilen güzel bir ülkede, Nausikaa adında bir prenses yaşarmış. Nausikaa, sanki gökyüzü dostumuzun bir parçası gibi ışıl ışıl, dünya tatlısı bir kızmış. Bir gece, uykusunda tatlı bir rüya görmüş. Arkadaşı kılığındaki bir bilge, kulağına fısıldamış: "Nausikaa, artık büyüdün, düğün zamanın yaklaşıyor. Haydi, şafakla kalk, tertemiz elbiselerini al da ırmağa git, onları yıka ki herkes senin ne kadar hamarat olduğunu görsün!"
Nausikaa sabah erkenden uyanmış. Babasından katır arabasını istemiş, yanına hizmetçilerini almış ve neşeyle ırmağa gitmiş. Çamaşırları yıkayıp güneşe sermişler, sonra da güzelce yemek yiyip top oynamaya başlamışlar. Ama o da ne! Topları ırmağın öbür tarafındaki çalılıklara kaçıvermiş. Kızlar gidip bakınca, orada çamurlar içinde uyuyan, yorgun argın bir yabancıyı görmüşler. Bu, koca denizleri aşan Odysseus imiş.
Odysseus uyanıp da karşısında çiçekler gibi kızları görünce önce biraz çekinmiş, ama Nausikaa hiç korkmamış. Odysseus, kızın nazik tavrından etkilenmiş, ona o kadar tatlı diller dökmüş ki; kızcağızın kalbi bir anda heyecanla çarpmaya başlamış. Nausikaa, "Keşke," demiş içinden, "bu yakışıklı ve bilge kişi benim eşim olsa da hep burada kalsa."
Odysseus yıkanıp güzel elbiselerini giyince, sanki bir kahraman gibi parlamış. Nausikaa onu şehre götürürken yolu boyunca hep onu düşünmüş, "Acaba babam onu sever mi, acaba bizimle kalır mı?" diye hayaller kurmuş. Ama Odysseus'un kalbinde başka bir özlem varmış; uzaklardaki evine, eşine dönmek istiyormuş.
Sonunda yol ayrımı gelmiş. Odysseus, evine gitmesi gerektiğini söyleyince, Nausikaa’nın o tatlı hayalleri bir balon gibi sönüvermiş. Yine de çok soylu bir kız olduğu için, gözlerinde hüzünle, "Beni sakın unutma, çünkü hayatını sana ben borçluyum," demiş. Odysseus da ona nazikçe teşekkür etmiş, "Seni hep hatırlayacağım," demiş.
Böylece Nausikaa, kalbinde minik bir hatırayla kendi yoluna gitmiş. Kimi zaman hayallerimiz istediğimiz gibi gitmeyebilir küçük dostum, ama bu, Nausikaa gibi güzel yürekli kalmanın değerini asla azaltmaz. Hadi şimdi git, biraz oyun oyna; dünya hala neşeyle dönüyor, değil mi?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana hep kralların zaferlerinden, kahramanların kılıçlarından bahsederler ya, o hikayelerin kıyısında köşesinde unutulmuş, harcanmış hayatlar vardır. Bugün sana Nausikaa'yı anlatacağım; hani şu Phaiak prensesi olan, babasının sarayında altın kafeste yaşayan o genç kızı.
Nausikaa, herkesin parmakla gösterdiği o "kusursuz prenses" olmak zorundaydı.
"Güçlülerin dünyasında, bir kızın hayalleri ancak başkalarının planlarına hizmet ettiği sürece değerlidir," derdi fısıltılar. Gökyüzü sakinlerinden Athena, bir gece uykusuna sızıp ona "evlenme vakti geldi" dediğinde, aslında ona bir özgürlük değil, yeni bir esaretin kapısını açıyordu. Nausikaa sadece çamaşır yıkamaya gitmiyordu; kendi hayatını, kendi seçimlerini arıyordu. O, pırıl pırıl güneşin altında, babasının kibrinden ve sarayın soğuk kurallarından kaçıp biraz olsun nefes almak istiyordu.
Derken denizden yorgun, bitkin ve her şeyini kaybetmiş bir adam çıktı: Odysseus. Kızlar korkup kaçarken, Nausikaa yerinden kıpırdamadı. Çünkü o, sistemin içine sıkıştırdığı bir piyon değil, kendi yüreğinin sesini duyan bir insandı. Odysseus'a bakınca sadece bir yabancı görmedi; belki de saray duvarlarının ötesinde, kendi kurallarını koyabileceği yeni bir hayatın hayalini kurdu.
Ama dinle bak, işte burada o acı gerçek devreye giriyor: Odysseus, başka bir krallığın piyonuydu. Karısının, evinin ve hırsının esiri olan bu adam, Nausikaa’nın kalbine dokundu ama oraya asla yerleşmedi. Nausikaa ona can verdi, onu ölümden kurtardı, ama Odysseus için o sadece İthake yolunda bir duraktı.
"Sistem, gençlerin hayallerini bir basamak gibi kullanır ve işi bittiğinde onları arkasında bir gölge gibi bırakır," diye fısıldar rüzgar.
Kız, Odysseus’un gidişini izlerken aslında kendi saflığının nasıl da acımasızca kullanıldığını anladı. O "sağ esen kal" deyişi, aslında bir veda değil, koca bir hayal kırıklığının sessiz çığlığıydı. Odysseus ona, "Sana bir tanrı gibi tapacağım" dedi; ne büyük bir yalan! Özgürlüğü için ona borçlu olan bu adam, krallık hırsı uğruna bir genç kızın kalbini bir kenara itip gitti.
O günden sonra Nausikaa’nın adı bir daha geçmedi. Neden mi? Çünkü o, sistemin istediği "itaatkar prenses" rolüne artık uymuyordu; gerçeği görmüş ve hayal kırıklığını yaşamıştı.
Şimdi anladın mı evlat? Güçlülerin oyununda, en güzel hayaller bile sadece birer dipnot olarak kalır. Ama sen yine de o prensesin gözlerindeki ışığı hatırla; çünkü o, babasının krallığından daha büyük bir cesaretle gerçeğe baktı.
Bir yudum neşe, bir avuç hakikat... Hepsi bu kadar.