Thesauros Mythology Narkissos

Narkissos

Narkissos

Kendi güzelliğine tutulan Narkissos, pınardaki yansımasına duyduğu karşılıksız aşkla eriyip giderek nergis çiçeğine dönüşen trajik bir aşık figürüdür.

Nergis çiçeğinin mitolojik kökeni, edebiyat tarihinin en köklü anlatılarından biri olarak her daim şairlerin zihnini meşgul etmiştir. Bu trajik öykünün en yetkin işleyişi, Ekho ve Narkissos’un çıkmazlarını tek bir dramatik örgüde buluşturan Latin şairi Ovidius’a aittir. 1944 tarihli Tercüme Mecmuası’nda Can Yücel’in kalemiyle dilimize kazandırılan bu klasik metin, arzunun nasıl bir tahakküm mekanizmasına dönüştüğünü sergiler.

Ekho’nun ıssız bir kırda izlediği Narkissos’a duyduğu arzu, bir kükürdün alevle buluşması kadar yıkıcıdır. Ancak Ekho’nun varlığı, kendi sözlerini kurma iradesinden mahrum bırakılmış, yalnızca efendisinin sesini tekrar etmekle yükümlü kılınmış bir gölge hükmündedir. Narkissos’un reddedici otoritesi karşısında Ekho, ancak ona dayatılan dilin sınırları içinde yankılanabilen bir figüre dönüşür; Narkissos "Burada buluşalım" dedikçe Ekho, arzunun imkansızlığı içinde kendi kimliğini yitirerek sadece "Senin her şeyim" diyebilen bir yansımaya hapsolur.

Hikayenin asıl kırılma noktası, Narkissos’un doğanın müdahalesinden arınmış, kendi dışındaki her türlü yaşamın iktidarından uzak o berrak pınarda kendi suretiyle karşılaşmasıdır. Pınarın yansıttığı hayal, Narkissos için mutlak bir hükümranlık alanı kurar. Kendi yüzünü bir Paros mermeri kadar hareketsiz ve kusursuz kılan bu görüntü, ona kendi arzusunun hem faili hem de kurbanı olduğu kapalı bir döngü sunar. Narkissos, kendine olan bağımlılığını fark ettiğinde, benliğin kendi üzerinde kurduğu tahakkümün yarattığı yoksulluğu kavrar; "isteyen" ile "istenen" arasındaki mesafeyi yok ederek aslında kendi varlığını tüketen bir iktidar oyununa hapsolmuştur.

"Ayrılabilsem vücudumdan" diyen Narkissos, aslında kendi bedeninin yarattığı bu merkezi otoriteden kurtulmanın imkansızlığıyla yüzleşir. Gözleri Styks sularına dek uzanan o son bakış, dış dünyaya kapalı bir egonun nihai teslimiyetidir. Naias’ların ve Dryas’ların yas tuttuğu o anda, bedeninin fiziksel sınırları ortadan kalkmış; geriye ise, beyaz yapraklar arasında merkezini koruyan, kendine dönük o sarı çiçeğin sessiz ve boyun eğmez iktidarı kalmıştır.
Silenos
Gelin bakalım şöyle, ateşin başına. Biraz yaklaşın, korkmayın, ihtiyarın elleri titrer ama yüreği gençtir hala. Bugün size, kendi güzelliğine kapılıp giden o kibirli oğlanın, Narkissos’un hikayesini anlatayım. Ama önce bir yudum su... Hah, şöyle.

Eskiden, ormanların derinliklerinde, gökyüzü sakinlerinin bile bazen görmezden geldiği ıssız bir kır vardı. Narkissos, yakışıklı olduğu kadar da etrafındaki kimseyi görmeyen, yüreği buz tutmuş bir delikanlıydı. Bir gün ormanda dolaşırken, Ekho adındaki o tatlı peri onu gördü. Ekho, hani şu sadece başkalarının söylediklerini tekrar edebilen talihsiz kız... Narkissos’u görür görmez, kükürde değen kıvılcım gibi tutuverdi. Peşinden dolandı durdu, ona "Burada buluşalım" diye yalvardı, o ise yüzüne bile bakmadan kaçtı gitti. Ekho’nun "Seni seviyorum" çığlıkları, Narkissos’un kalbindeki taş duvarlardan sekip yine kendisine dönüyordu.

Derken bir gün, Narkissos avlanırken çok susadı. Öyle bir pınar buldu ki, suları aynadan bile berraktı. Etrafında ne bir kuş ötüyor, ne bir keçi otluyordu; sanki zaman orada durmuştu. Eğildi suya, bir yudum içmek istedi. Ama o da ne? Sudan ona bakan, altın saçlı, kehribar gözlü harika bir delikanlı!

Narkissos donakaldı. Paros mermerinden yontulmuş bir heykel gibi kımıldayamıyordu. Bir gülümseme yolladı suya, su ona karşılık verdi. Elini uzatıp okşamak istedi, su dalgalandı ve hayal dağıldı. Geri çekilince hayal yine geldi. Bilmiyordu ki, o gördüğü kendi yüzüydü. Bir anlık heves sanıyordu, oysa kendi kendine vurulmuş, kendi ateşinde yanmaya başlamıştı bile.

Zavallı Narkissos... "Anlıyorum artık," dedi kendi kendine, sesi pınarın sessizliğini boğarak, "İstediğim benim, tutuşturduğum ateş benim, yanan da ben! Kendi güzelliğim beni çürütüyor."

Gözlerini o sudan bir an olsun ayıramadı. Ne yedi, ne içti; gün geçtikçe bir çiçek gibi soldu, eridi gitti. Ekho, o uzaktan inleyerek ona eşlik ediyordu. Narkissos son kez "Elveda" dediğinde, kızcağız da hıçkırarak "Elveda" diye seslendi ormana.

Narkissos sonunda o güzel başını yeşil çayırlara bıraktı, gözleri kapandı. O, yeraltı dünyasına, o karanlık Styks sularına göçtüğünde bile, orada, o suların yansımasına bakmaya devam etti. Naias'lar, yani pınarın perileri, saçlarını kesip onun başında dövündüler. Tam onu uğurlamak için ateşi hazırlayacaklardı ki, yattığı yerde bir de ne görsünler! Ne bir iz, ne bir vücut... Sadece, beyaz yaprakların ortasında sarı göbeğiyle titreyen o narin çiçek; yani bizim bildiğimiz nergis.

İşte böyle çocuklar. İnsan bazen kendine o kadar çok aşık olur ki, aslında kendi bahçesindeki o güzelim çiçeği hiç göremeden kuruyup gider. Şimdi, gidin de bahçedeki çiçekleri bir koklayın bakalım; belki içlerinden biri size Narkissos’un ne fısıldadığını söyler. Kim bilir?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme