Thesauros Mythology Myrtilos

Myrtilos

Myrtilos

Oinomaos’un arabacısı Myrtilos, Pelops için hile yaptı ancak ihanetiyle ödüllendirilmek yerine denize atılıp soyuna lanet okuyarak öldü.

Oinomaos’un iktidar tekerlekleri, sadık bir dişli olarak görülen Myrtilos’un müdahalesiyle, hiyerarşinin kendi yarattığı boşluktan bozguna uğradı. Myrtilos, ustasının arabasındaki cıvataları gevşeterek sadece yarışı değil, efendinin mutlak hakimiyet alanını da sekteye uğrattı. Pelops ve Hippodameia’nın kaçışına açılan bu alan, aslında hizmetkarın kendi arzusuyla biçimlendirdiği bir oyun sahasıydı; ancak tahakkümün yer değiştirdiği noktada Myrtilos, vaat edilen ödülün veya arzunun bir pazarlık nesnesinden fazlası olamayacağını acı bir şekilde öğrendi. Pelops, iktidarını tahkim etmek adına kendisine yolu açan bu tanığı denize fırlatarak bertaraf ettiğinde, Myrtilos’un son nefesiyle savurduğu lanet, sadece kişisel bir intikam değil, egemenliğin üzerine inşa edildiği ihanetin ifşasıydı. Myrtilos’un sulara gömülürken mühürlediği bu kara yazgı, Pelopsogulları soyunun peşini asla bırakmayacak bir huzursuzluk mirasına, hiyerarşinin kendi yıkımını nasıl içerdiğinin daimi kanıtına dönüştü.
Silenos
Eskiden, zamanın tozlu yollarında atların kişnemesi rüzgardan hızlı duyulurken, bir isim vardı ki, hem bir zaferin anahtarı hem de koca bir soyun felaketi oldu: Myrtilos.

Dinleyin bakalım küçükler, bu öyle basit bir arabacı hikayesi değildir. Kral Oinomaos, kızı Hippodameia’yı kimseye vermek istemezdi. Öyle ki, talibi olan gençlerle at arabası yarışı yapar, kaybedenleri de maalesef... eh, diyelim ki gökyüzü sakinlerinin huzuruna biraz erken gönderirdi.

İşte tam bu noktada, o yaşlı gözlerimin gördüğü en hileli işlerden biri döndü. Myrtilos, Kral’ın arabacısıydı. Atların dilinden anlardı, dizginleri bir yay gibi gererdi. Ama gel gör ki, Pelops adında genç bir yiğit çıkageldi. Hippodameia’nın güzelliği, güneşin altın ışıkları gibi insanın içini ısıtıyordu; belli ki Myrtilos’un da aklını başından almıştı. Genç adam, Myrtilos’un kapısını çaldı. Belki bir vaatle, belki de gizli bir anlaşmayla, güzel prensese giden yolu açmasını istedi.

O gece, ay bulutların ardına saklanmışken, Myrtilos büyük bir hata yaptı. Kralın at arabasının tekerleklerini tutan o sağlam metal çivileri gevşetti. Sanki onları bal mumundan yapmış gibi zayıflattı. Ertesi sabah yarış başladığında, Kral Oinomaos büyük bir hızla ileri atıldı ama tekerlekler birden yerinden fırlayıverdi. Araba parçalandı, Kral ise hayata veda etti.

Pelops yarışı kazandı, Hippodameia’yı yanına alıp zafer çığlıklarıyla uzaklaştı. Ama ihanetin tadı, içilen en kıymetli nektardan bile daha acıdır. Myrtilos, kendi payına düşen ödülü beklerken Pelops’un soğuk bakışlarıyla karşılaştı. Pelops, işine yarayan bu adamı elinde tutmak istemedi; ona minnet duyacağına, onu yüksek bir uçurumdan masmavi sulara doğru fırlatıverdi.

Myrtilos, sulara gömülmeden hemen önce, son nefesiyle o meşhur lanetini savurdu. Öyle bir lanetti ki bu, rüzgarın kanatlarına takılıp Pelops’un soyuna, yani çocuklarına ve torunlarına kadar ulaştı. O günden sonra Pelopsogulları’nın başına gelen ne kadar keder, ne kadar felaket varsa, hep o uçurumdan düşen adamın sitemiyle anılır oldu.

Görüyor musunuz çocuklar? Bazen bir tekerleği gevşetmek sadece arabayı bozmaz; koca bir hanedanın kaderini de rayından çıkarır. Şimdi söyleyin bakalım, ihanetin getirdiği zaferin tadı bir kadeh tatlı içecek kadar uzun sürebilir mi? Sanmıyorum.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme