Adı karıncayı imleyen Myrmeks, Atina’nın gündelik düzeni içinde el becerisiyle temayüz etmiş, Athena’nın lütfuna mazhar kılınmış bir figürdür. Tanrıçanın gözetimi altında bir "işlevsellik" arz eden bu uyumlu varoluş, bir noktada Athena’nın otoritesini temsil eden sapanın icadını kendi hanesine yazma cüretini göstermesiyle kırılır. İktidarın kendi kutsal mülkiyetiniyani bilgiyi ve icadıtekeline alma arzusuna karşı işlenen bu sözde "yalan", aslında hiyerarşinin sınırlarını sorgulayan bir iddiadır. Athena, yarattığı düzenin dışına çıkan bu bireyi, kendi yararına çalışan anonim bir kolektife, yani karıncaların suskun ve tektip disiplinine indirgeyerek tahakkümünü pekiştirir; böylece Myrmeks, itaatkar işleyişin silik bir parçası haline getirilerek cezalandırılır.
Eski zamanların tozlu yollarında, zeytin ağaçlarının gölgesinde oturup güneşin batışını izlemek gibidir bu hikayeler... Gel bakalım şöyle yanıma, biraz daha yaklaş. Kulağını ver de sana, hani şu ayaklarımızın altında gezip duran, karınca dediğimiz o küçük çalışkanların aslında kim olduğunu anlatayım.
Atina’nın tozlu sokaklarında, ismi "karınca" anlamına gelen Myrmeks adında bir kız yaşardı. Bu kız, öyle bildiğin tembel çocuklardan değildi; elleri sanki marifetle yoğrulmuştu. Bir şeye dokundu mu, o şey hemen bir şahesere dönüşürdü. Öyle hamarat, öyle becerikliydi ki, bilgeliğiyle nam salmış Athena bile bu kızın yeteneklerine hayran kalmıştı. Gökyüzü sakinleri arasında, insanların çalışkanlığını takdir eden pek az kişi vardır, ama Athena, Myrmeks’in çabasına kıymet verir, onu hep göz önünde tutardı.
Ancak bilirsin, insanoğlu biraz övgüye doyunca hemen burnu havaya kalkar, kendi sınırını unutur. Bir gün Myrmeks, elinde büyük bir zaferin gururuyla ortalıkta dolaşmaya başladı. Athena’nın gökyüzü atölyesinde geliştirdiği, o zamanlar büyük bir buluş olan sapanı bulduğunu iddia ediyordu. "Bunu ben buldum, zekamın bir eseri bu!" diye haykırıyordu meydanlarda.
Oysa gerçek, güneş kadar parlak ve serttir; yalanı asla kabul etmez. Athena, kendi buluşunun böyle haksızca sahiplenilmesini, hele ki sevdiği birinin böylesine boş bir kibirle övünmesini görünce, o meşhur gri gözleri biraz kısıldı. Bir tanrıçanın sabrı taştığında, toprak bile sarsılır. Athena, Myrmeks’in o büyüklenen tavrını, o küçücük zihnini ve dürüstlükten uzaklaşan kalbini gördü.
Sonra ne mi oldu? Tanrıça, ona sadece hak ettiğini verdi. Myrmeks’in o övündüğü çalışkanlığını elinden almadı, hayır; onu yine çalışmaya mahkum etti ama bir farkla... Onu yerle bir, toprağın ta derinlerine, küçük bir karıncaya dönüştürdü. O günden beri Myrmeks, o eski kibrinden eser kalmadan, toprağı eşeleyip durur.
Şimdi ne zaman bir karınca yuvasının başında dursan, onların o bitmek bilmeyen telaşını izle. Kim bilir, belki de içlerinden biri hala o eski günlerin, o büyük hatasının pişmanlığını taşıyarak toprağı kazıyordur. Dikkatli bak evlat, bazen en küçük canlılar, en büyük dersleri saklar içinde.
Hadi, şimdi git de şu yoldaki canlılara biraz saygı göster. Belki de bir tanrıçanın hatırasına basmamak gerekir, ne dersin?