Thesauros Mythology Mucius Scaevola

Mucius Scaevola

Mucius Scaevola

Roma’yı korumak için sağ elini ateşe feda eden Mucius Scaevola, cesaretiyle düşmanı Porsenna’ya geri adım attırıp barışa zorlayan yürekli bir Romalıdır.

Roma’nın krallık boyunduruğunu üzerinden atması, dışarıdan gelen yeni bir zorba gücün, Etrüsk kralı Porsenna’nın şehri kuşatmasıyla karşılık bulmuştu. Bu kuşatma ortamında, bireysel iradenin iktidar mekanizmasına doğrudan müdahale girişimi Mucius tarafından sergilendi; düşman karargahına sızarak hiyerarşinin tepesindeki ismi etkisiz kılmayı hedefledi. Ancak hedef şaşınca, sistemin kendi içindeki yerine kurban giden bir figürle karşılaştı. Porsenna’nın huzuruna çıkarıldığında, bedeni üzerinde kurulan mutlak tahakküme, yine kendi bedeni üzerinden bir başkaldırıyla yanıt verdi; sağ elini ateşe atıp acıyı bir direnç aracına dönüştürerek, iradenin etten ve kemikten öte olduğunu kanıtladı. Bu sessiz meydan okuma karşısında Porsenna, bir an için iktidarının mutlak olmadığını fark etti. Mucius, tek bir kişinin fedakarlığının ötesinde, benzer bir teslimiyetsizlikle hareket etmeye hazır üç yüz kişinin varlığını öne sürerek, tiranlık mekanizmasının korku üzerine kurulu çatısını sarstı. Yönetme iddiasındaki Porsenna, kendi bekası için kuşatmayı kaldırmayı ve barış masasına oturmayı seçerken, bu süreçte tek uzvunu kaybeden Mucius ise hafızalara "solak" anlamına gelen Scaevola adıyla kazındı; sistemin baskısına boyun eğmeyen her bireyin, eksilerek de olsa kendi özgürlük alanını var edebileceğini gösterdi.
Silenos
Eskiden, dünya henüz bu kadar yaşlanmamışken, Roma diye bir yer vardı. Hani şu yolların, taşların ve kasklı adamların şehri. O günlerde işler biraz karışıktı; kral dedikleri adamı kovmuşlardı, ama kovulan kral boş durur mu? Hemen komşu diyarlardan Porsenna adında, kibri boyundan büyük bir Etrüsk kralını peşine takıp Roma’nın kapısına dayandı. Şehri kuşattılar, erzaklar azaldı, şehirde bir sessizlik ki sorma.

İşte tam o sıralarda, Mucius adında genç mi genç, gözü pek bir Romalı çıktı sahneye. "Bu iş böyle olmaz," dedi kendi kendine. "Gidip şu kralın işini bitireyim de kurtulsun herkes." Pelerinini giydi, kılıcını gizledi ve gökyüzü sakinlerinin bile şaşkınlıkla izlediği bir cesaretle düşman kampına sızdı.

Ancak kader bazen oyuncudur, hani bizim şarap kadehlerini devirdiğimiz gibi o da planları devirmeyi sever. Mucius, kralın çadırına daldı daldı ama Porsenna’yı hiç görmemişti ki! Yanlış adamı haklayınca hemen yakaladılar onu. Porsenna, "Kimsin sen?" diye gürledi. Bizimki hiç istifini bozmadı. "Ben bir Romalıyım," dedi dimdik bir sesle. "Seninle görüşmeye geldim."

Tam o sırada, kampın ortasında bir ateş yanıyordu. Mucius, kimseden çekinmeden, sanki bir şölen ateşine uzanır gibi sağ elini o korların içine daldırdı. Elinin yanıp küle dönmesine aldırmadan, gözünü bile kırpmadan Porsenna’ya baktı. Kral şaşkınlıktan dili tutulmuş bir halde izliyordu onu. Bir insanın kendi bedenini bu kadar hiçe sayması, sadece tanrıların kudretiyle ya da delice bir vatan sevdasıyla olabilirdi.

Mucius ateşten elini çektiğinde, o meşhur sözlerini söyledi: "Bak, benim için bu elin bir önemi yok. Çünkü Roma’da benim gibi, ölümü göze almış üç yüz delikanlı daha var. Hepsi sırasını bekliyor, biri gitse diğeri gelir. Sen kimi öldüreceksin?"

Porsenna, hayatında görmediği bir cesaretle karşı karşıyaydı. Kalbine bir korku düştü, kılıcını Mucius’a geri uzattı ve "Git," dedi, "böyle yürekli insanların olduğu bir şehirle uğraşılmaz." Barış masasına oturdular, savaş bitti.

O günden sonra Mucius’a artık sadece ismiyle seslenmediler. Sağ eli artık eskisi gibi tutmadığı, kılıcını sol eliyle kuşandığı için ona "Scaevola", yani "Solak" dediler. İşte çocuklar, bir adamın sağ eli yanarken, aslında koskoca bir şehrin kaderi aydınlanmıştı. Hafızalarınıza kazıyın bunu; bazen en büyük zaferler, bir elin feda edilmesiyle değil, o cesaretin kıvılcımıyla kazanılır. Hadi bakalım, şimdi biraz dinlenme vakti, şarabım bitti ama anlatacak daha çok hikayem var.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme