Bak hele, yanıma sokulun bakalım küçükler. Ateşin çıtırtısı bacaklarımı ısıtırken, size tarihin tozlu sayfalarından değil, gürültülü savaş alanlarından bir kahramandan bahsedeyim. Adı Meriones.
Girit’in o köpüklü dalgalarıyla yıkanan kıyılarından çıkıp gelmiş bir yiğit düşünün. Öyle tepeden tırnağa altınlar içinde, kibirli bir prens sanmayın onu; o, savaşın tozunu yutmuş, kurnaz ve çevik bir Giritliydi. Hani derler ya, "Giritlinin ayağı yere sağlam basar," işte Meriones de tam olarak öyleydi.
İdomeneus’u bilirsiniz, hani şu Girit kralı olan, hırçın mı hırçın adam? İşte Meriones onun hem sağ kolu hem de en sadık yoldaşıydı. İdomeneus bir kükredi mi, Meriones hemen yanında biterdi. Sanki gökyüzü sakinlerinin birbirine bağladığı bir kader ipliği gibiydiler. Biri kılıcını çektiğinde, diğeri zaten kalkanını kaldırmış olurdu. İlyada’nın o meşhur, kanlı mı kanlı sayfalarında, sanki bir dans pistindeymiş gibi yan yana çarpışırlardı.
Meriones’i diğerlerinden ayıran neydi biliyor musunuz? O sadece kaba kuvvetine güvenenlerden değildi. Okunu attığında rüzgarın sesini duyar, mızrağını fırlattığında ise sanki yerçekimi ona biraz kıyak geçermiş gibi hedefi tam on ikiden vururdu. Bir gün elinde bir mızrakla, diğer gün kalkanıyla, o hengamenin içinde adeta bir gölge gibi hareket ederdi. Ne zaman başları sıkışsa, ne zaman savaşın dengesi şaşsa, Meriones bir yerden fırlar ve "İşte, buradayız!" dercesine ortalığı karıştırırdı.
Kadehimdeki üzüm şırası kadar kıvrak bir zekası vardı. Öyle destanlardaki gibi hep ciddi, hep ağır başlı biri sanmayın onu; bazen bir dostun güvenini kazanmak, bazen de bir düşmanın gözünü korkutmak için nasıl hareket etmesi gerektiğini çok iyi bilirdi. İdomeneus ile aralarındaki o sıkı bağ, sanki yüzyılların eskitemeyeceği bir dostluktu. Birisi için canını ortaya koymak, bizim zamanımızda olduğu gibi o zamanlarda da nadir bulunan bir mücevherdi.
Şimdi söyleyin bakalım, sizce savaşın içinde sadece kas gücü mü önemlidir, yoksa Meriones gibi zekice hamleler yapan sadık bir dostun varlığı mı? Ben bilirim, insanın arkasını yaslayabileceği bir dostu varsa, dünya o zaman yaşanılır bir yer olur. Hadi, şimdi biraz dinlenin; bir dahaki sefere size Meriones’in o meşhur sadakatinden daha heyecanlı bir şeyler anlatırım, ha ne dersiniz?
Bak minik yolcu, dizlerime yaslan da anlatayım; masallarda sana altın zırhlı kahramanlardan, parlayan kalkanlardan bahsederler ya, işte onların ardında saklı olan o tozlu gerçeği kimse fısıldamaz. Bugün sana Meriones’ten bahsedeceğim. Hani şu destanlarda adı İdomeneus’un gölgesinde kalan, Girit’in sessiz savaşçısı...
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Dinle güzel yavrum, kralların sofrasında şarabın en koyusu içilirken, Meriones gibiler o sofranın değil, o sofranın kurulması için dökülen terin ve kanın sahibiydi. İdomeneus’un en yakın yoldaşı, sadık bir nefesti o. Ama gel gör ki, sistemin çarkları öyle bir kurulmuştur ki; bir kralın hırsı için denizi aşanlar, kendi isimlerini değil, efendilerinin zaferlerini taşımak zorunda bırakılırlar.
Meriones, Troya surlarının önünde elinde kargısıyla beklerken, aslında sadece bir "önder" miydi, yoksa kralların iktidar oyunlarında harcanan bir piyon mu? İlyada’da onu cesur bir savaşçı diye okursun; oysa o, başkalarının kurduğu satranç tahtasında piyon olup giden bir hayatın hüznünü taşıyordu. O, savaşın korkunç gürültüsü içinde kendi sessizliğini korumaya çalışanlardandı. Gerçekler, evlat, bazen bir kalkanın ardına gizlenmiş o derin yalnızlıkta saklıdır.
Bakışlarını kaçırma benden evlat; dünya, tarihin kitaplarına adını büyük harflerle yazdıranların değil, o büyük harflerin altında ezilenlerin omuzlarında yükselir. Meriones, İdomeneus’un emrindeydi evet, ama kendi vicdanı kendi zırhının altındaydı. Savaşın o soğuk demir kokusunu, vatanından kilometrelerce uzakta bir kum tanesi kadar önemsiz hissettiği o anları, kimse destanlara eklemedi.
Unutma, güç sahipleri her zaman bir "Meriones"e ihtiyaç duyarlar; kendi ellerini kirletmeden dünyayı yönetebilmek için. Ama sen, yollara düştüğünde, o parlayan zırhların altındaki yorgun kalpleri görmeye çalış. Çünkü gerçek kahramanlar, krallar gibi emir verenler değil, o emirlerin altında kendi hikayesini fısıldayabilenlerdir. Şimdi git ve uyu; rüyanda kralları değil, kendi yolunu çizenleri gör.