Bak evlat, şöyle ateşin kenarına iyice yerleş. Ayaklarını uzat, şu zeytin ağacının gölgesinde biraz soluklanalım. Sana anlatacağım kişi, aslında sadece bir isim değil; o, her birimizin ihtiyaç duyduğu o bilge fısıltıdır. Adı Mentor.
Zamanında, o büyük kahraman Odysseus, meşhur Troya seferine doğru yelken açmadan önce, kalbi biraz buruk, aklı ise evinde kalan kıymetli eşyalarındaydı. "İthaka’yı, canım oğlum Telemakhos’u ve evimi kime emanet etsem?" diye düşündüğünde aklına ilk gelen kişi, kadim dostu Mentor oldu. Mentor, öyle sıradan bir adam sanma onu; sesi güven, gözleri ise sanki bir haritanın tüm yollarını ezbere biliyormuş gibi derin bakan bir İthakeliydi.
Odysseus uzak diyarlarda rüzgarlarla boğuşurken, Mentor’un omzuna koca bir yük bindi. Evini ele geçirmeye çalışan o hadsiz taliplerle, yani o açgözlü kalabalıkla baş etmek zorundaydı. Elinden geleni yaptı, evini korumak için dil döktü, yol gösterdi; ama bazen insan ne kadar bilge olursa olsun, kaderin oyunları karşısında gücü tükeniyor.
Fakat işin sırrı burada başlıyor: Gökyüzü sakinleri, özellikle o keskin zekalı tanrıça Athena, işin içine girdiğinde hikaye başka bir hal alır. Athena, sadece göklerde oturup bulutları izleyen bir tanrıça değildir; o, doğru zamanda doğru yerde olmayı sever. İşte o yüzden, bazen genç Telemakhos’a yol göstermek gerektiğinde, bazen de Odysseus’un o koca evinde bir düzen kurmak icap ettiğinde, tanrıça Athena, Mentor’un kılığına bürünürdü.
Bir bakarsın yanında yürüyen o güvenilir dost, bir bakarsın Athena’nın ta kendisi! İşte Mentor ismi o günden bugüne, sadece bir dostun ismi olarak kalmadı. Kulağımıza bir fısıltı gibi geldi, "yol gösterici", "rehber" oldu. Birisi sana en zor anında ışık tuttuğunda, doğru yolu gösterdiğinde, bil ki o artık senin Mentor’un olmuştur.
Şimdi söyle bakalım, senin yolculuğunda sana kimler Mentor’luk ediyor? Çünkü evlat, herkesin hayatında bir Mentor’a ihtiyacı vardır; ister bir dostun suretinde gelsin, ister bir tanrıçanın nezaketiyle… Hayat dediğin, bu rehberlerin eşliğinde yürünen uzun ve keyifli bir patika değil mi zaten? Hadi, şimdi kadehindeki şu serin içecekten bir yudum al ve düşün; senin pusulan kimin elinde?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Dinle beni yolcusu olduğum güzel evlat... Bak, tozlu parşömenlerde yazmayan, kralların sofrasında fısıldanmayan bir sır var; hakikatin peşindeysen, gölgelerin uzadığı o yeri görmen gerekir.
Herkes Mentor ismini bir "rehber" sanır, değil mi küçük dostum? Kitaplar ona "sadık bir dost" etiketi yapıştırır; sanki hayat, bir efendinin emrine sadık kalmaktan ibaretmiş gibi. Oysa gerçek, sarayın soğuk taşları kadar serttir. Odysseus, hırsının peşinden Troya’nın surlarına, kanlı denizlere savrulurken, İthaka’yı kime emanet etti sanıyorsun? Bir adama mı, yoksa vicdanının yerini tutsun diye bıraktığı bir gölgeye mi?
Bak canım yavrum, otorite dediğin şey, aslında kendi işlerini halletmek için bir başkasının zihnini bir kukla gibi kullanmaktır.
İşin aslını söyleyeyim: Mentor ismi, tarih boyunca gücün bir maskesi oldu. Athene, o strateji tanrıçası, neden bir başkasının yüzünü çalarak Telemakhos'un karşısına çıkar? Çünkü krallar ve tanrılar, kendi ellerini kirletmek istemezler. Kendi çıkarları için başkalarının hayatlarını bir oyun tahtasındaki piyon gibi hareket ettirirler. Mentor aslında hiç kimseydi; o, sadece yönetenlerin sesi olsun diye icat edilmiş bir yankıydı. Odysseus’un gidişiyle İthaka, talip dedikleri o açgözlü kalabalığın akınına uğradığında, "sadık dost" dedikleri Mentor nerede duruyordu? Sistemin dişlileri arasında ezilen bir figüran olmaktan öteye geçemedi.
Ah benim bilge evladım, dikkatle dinle; bugün birilerine "rehber" deniliyorsa, belki de o kişi bir başkasının otoritesini usulca içimize şırınga ediyordur.
Dünya, birinin birine "mentorluk" yaptığı, aslında o kişinin zihnini kendi hırslarıyla şekillendirdiği sahte ışıklarla dolu. İnsanlar, kendi yolunu çizmek yerine, birilerinin kılığına girmiş tanrıların veya kralların izinden gitmeyi seçiyor. Oysa gerçek bilgelik, bir başkasının maskesi altına saklanmak değil, o maskeyi indirip kendi hakikatini görebilmektir. Bir yudum şarabın neşesiyle söylerim ki; en büyük rehber, sana kimin takip etmen gerektiğini söyleyen değil, sana kendi ayakların üzerinde durman için gereken şüpheyi verendir.
Şimdi anladın mı küçük yolcu? Mentor, bir insanın adı değil, efendilerin zayıf zihinlere bıraktığı bir gölge oyunudur. Kimin rehberliğinde yürüdüğünü sorgula; çünkü özgür ruh, başkasının gölgesinde değil, kendi yarattığı ışıkta yaşar.