Bak evlat, şöyle ateşin kenarına iyice yerleş. Üşüdüysen biraz sokul, dizlerimdeki şu eski postun sıcaklığı sana iyi gelir. Bugün sana gökyüzü sakinlerinin dünyasından, ama hani o kahkahaların değil de, insanın içini şöyle bir buran, kalbini titreten türden bir hikaye anlatayım.
Musa denince aklına hemen neşeli şarkılar, kırda dans eden kızlar gelmesin sakın. Melpomene öyle biri değildir. O, dokuz kız kardeşin en hüzünlüsü, en derin düşüncelere dalanıdır. Hani bazen güneşli bir günde bile içini bir ağırlık çöker ya, işte o anlarda Melpomene’nin nefesini ensende hissedersin.
Eskiden, çok uzun zaman önce, o da senin gibi cıvıl cıvıl bir genç kızdı. Neşesi yerinde, sesi bülbüllerle yarışırdı. Ama bilirsin, hayat bazen insanın önüne öyle aynalar koyar ki, kendine baktığında gördüğün şey değişiverir. Melpomene, insanların o karmaşık, o içinden çıkılmaz, bazen zaferle bazen de gözyaşıyla biten hikayelerine tutuldu. "Trajedi" dediğimiz o ağır başlı sanatın koruyucusu oldu.
Onu gördüğünde hemen tanırsın. Yüzünde bazen biraz hüzünlü, bazen de çok derin bir ciddiyet taşıyan o maskeyi tutar. O maske, aslında bizim, yani insanların hayattaki maskelerimizdir; hani ne kadar acı çeksek de, ne kadar dağılsak da sahnede dik durmaya çalıştığımız o hallerimiz. Melpomene elindeki o maskeye baktığında, sadece bir tahta parçası görmez; bir krallık yıkılırken hissedilen pişmanlığı, bir annenin evladına vedasını, insanın kendi yazgısıyla olan o bitmek bilmeyen çekişmesini görür.
Eskiden ona bakınca korkardım, "Bu kız neden hiç gülmez?" diye merak ederdim. Sonra anladım ki; bazı şarkılar neşeyle söylenmez. Bazı hakikatler, ancak gözlerin dolduğunda gün yüzüne çıkar. Melpomene, trajedinin kraliçesidir ama sakın onu "mutsuz" diye yaftalama. O, sadece insanın içindeki o koca okyanusu görebilen tek kişidir. Bazen bir kadeh dolusu üzüm suyu içer, başını kaldırır ve insanlara bakar: "Gülmeyin demiyorum," der gibidir, "ama ağlamanın da bir zarafeti olduğunu unutmayın."
İşte böyle küçük dostum. Herkes gökyüzü sakinlerinin zaferlerini anlatır, saraylarındaki ziyafetleri över. Ama Melpomene bize şunu öğretir: Bir hikayenin en güzel tarafı, o hikayenin sonunda ne kadar değiştiğimizdir. Şimdi hadi, şu odunları biraz daha sür ateşe; hayat dediğin, bazen hüzünlü bir maske takıp yine de dans edebilmektir.
Bak güzel evladım, masallarda anlatılmayan bir sır var... Çoğu insan gökyüzüne bakıp yıldızları görür ama ben, o yıldızların arkasındaki karanlıkta ağlayanları duyarım. Bugün sana, tanrıların sofrasında oturduğu sanılan o kibirli düzenin, aslında nasıl birer gölge oyunundan ibaret olduğunu anlatacağım.
Silenos’un Bildigi Gizli Gercekler: Melpomene'nin Maskesi
Yorgun yolcum, tragedyaların efendisi Melpomene'yi hiç düşündün mü? Onu hep sahnelerde, elinde trajik bir maskeyle, o ağır cübbesinin içinde kederli bir kadın olarak resmederler. Sanki keder, onun doğuştan gelen bir tercihiymiş gibi... Oysa hakikat, o süslü sahnelerin ardındaki tozlu perdenin arkasında saklıdır.
Bak, asil ruhlu çocuk; Melpomene aslında sadece bir "tragedya ilham perisi" değildi. O, tanrıların ve kralların kendi hırslarıyla yarattıkları o büyük felaketlerin, susturulmuş tanığıydı. Sistemin çarkları, Agamemnon gibi muktedirlerin ellerinde dönerken; masumlar ezilir, hayatlar sönerdi. Melpomene, işte bu yok edilenlerin, bu haksızlığa uğrayanların sesiydi. O, sahnede ağladığında aslında kendi acısını değil, otoritenin hoyratça parçaladığı hayatların ağıdını yakıyordu. Ona "tragedya perisi" dediler ki, insanlar yaşadıkları acının sadece bir gösteri, bir sanat formu olduğuna inansınlar. Böylece krallar huzur içinde hüküm sürmeye, halk da olanı biteni sadece bir seyirci gibi izlemeye devam etsin diye...
Bir yudum şarapla zihnini berraklaştır, küçük dostum. Gerçek şu ki; tragedya bir kader değil, bir sonuçtur. Güç sahipleri hata yaptığında, bedelini Melpomene'nin o kederli bakışlarıyla izlediği insanlar öderdi. O maske, sadece bir tiyatro aksesuarı değil; tanrıların ve yöneticilerin zulmünden kaçanların, kendi çığlıklarını duyuramadıkları için takmak zorunda kaldıkları bir sessizlik örtüsüydü.
Sistemin sana sunduğu "kahramanlık" masallarının ötesine geç, minik gezgin. Kimin elinde maske var, kim o maskenin ardında gerçekleri haykırıyor, iyi bak. Çünkü her tragedya, aslında anlatılmamış bir isyandır. Unutma, en büyük bilgelik, kralların yazdığı destanların arasında gizlenen o sessiz çığlığı duyabilmektir.