Gözlerini kapat ve uzaklardaki o taş bahçeleri hayal et evlat. Eskiden, saçlarının yerine kıvrım kıvrım dans eden yılanları olan, bakışlarıyla her şeyi birer heykele çeviren Medusa isminde bir kız yaşarmış. Çok hüzünlü ve bir o kadar da ürkütücü bir hikayesi varmış onun.
Günlerden bir gün, Perseus adında cesur bir genç, elinde parlak kalkanıyla onun yanına gitmiş. Kalkanını bir ayna gibi kullanmış ki, Medusa’nın gözlerine bakıp taşa dönüşmesin. Tam o sırada, işte o sihirli an gerçekleşmiş. Perseus elindeki kılıcıyla bir hamle yapmış ve Medusa'nın serüveni bambaşka bir yola evrilmiş.
Şimdi burası en sevdiğim kısım; hani bazen en kederli anlarda bile bir mucize filizlenir ya, tam da öyle olmuş. Medusa'nın kanı toprağa değer değmez, oradan öyle bir güzellik yükselmiş ki inanmazsın! Bembeyaz kanatları olan, gökyüzünün en hızlı koşucusu Pegasos, yani o güzel kanatlı at, işte o topraktan pırt diye çıkıvermiş. Yanında da Khrysaor adında, elinde altın bir kılıç tutan güçlü bir dost belirmiş.
Yani demem o ki; bazen bir hikaye biter gibi görünür ama aslında daha kanatlı atların uçacağı, maceraların başlayacağı yepyeni bir masalın ilk cümlesi yazılıyordur. Hadi bakalım, sen de şimdi o güzel atın kanatlarını çırpışını hayal et, belki rüyanda gökyüzünde süzülürsün.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç ve yanıma yaklaş. Masallarda sana anlatılan o parıltılı kahramanlık hikayelerinin içinde, aslında hiç bahsedilmeyen kapkaranlık bir sır var. Sana Medousa’nın hikayesini anlatacaklar, ama sakın unutma; tarihin sayfaları hep kazananların eliyle yazılır.
Medousa, kendi halinde bir kadınken Gökyüzü sakinlerinin oyunlarına ve hırslarına kurban edildi. O, sadece gücü elinde tutanların kendi kurallarını çiğnemekle kalmayıp, suçu yine kurbanın üzerine yıktığı o köhne düzenin bir parçasıydı. İnsanların yüzüne bakmaya korktuğu o yılan saçlı figür, aslında sistemin acımasızlığıyla baş başa bırakılmış, yalnızlaştırılmış bir ruhtu.
Ve sonra o 'kahraman' Perseus gelir... Gümüş zırhı ve parıldayan kılıcıyla, sanki dünyayı bir kötülükten kurtarıyormuş gibi kendini överek Medousa'nın karşısına dikilir. Oysa o kılıç, bir kadının yaşam ışığını söndürmek için havaya kalktığında, ortada ne bir zafer ne de bir onur vardı. Sadece bir otorite figürünün, başkasının acısı üzerinden kendine ün biçme çabası mevcuttu.
Medousa'nın o yere dökülen kanı, sessizliğin ve adaletsizliğin simgesiydi. Ama bil ki, gerçekler bazen ölümden bile doğar. O acı dolu toprağa damlayan kanlardan, özgürlüğün kanatlı atı Pegasos ve savaşçı Khrysaor vücut buldu. Sanki evren, bu haksızlığa karşı kendi cevabını üretmek istemişti. Belki de bir kadeh şarabın neşesiyle değil, acının verdiği derin bir bilgeliğin burukluğuyla şunu söyleyebilirim: Güçlülerin pençesi ne kadar sert olursa olsun, gerçekler filizlenmek için her zaman bir çatlak bulur.
Sakın unutma, çocuk; sana kahraman diye tanıtılanların elindeki kanı görmek, hakikate giden yolun ilk adımıdır.