Thesauros Mythology Medos

Medos

Medos

Medeia’nın oğlu Medos; efsanelere göre Atina veya Asya kökenli, soyundan gelenlerle Medler imparatorluğunu kuran soylu bir kral ve atadır.

Medeia’nın soyu, egemenlik hiyerarşisinin meşrulaştırıldığı saray koridorlarında bir mülkiyet nesnesi gibi elden ele geçer. Bir anlatıya göre, Atina’nın muktedirlerinden Aigeus’un kudretini meşrulaştıran bir mirastır Medos; diğerinde ise iktidarın merkezinden dışlanmış bir kadının, kentin sınırlarını çizen yasaklara boyun eğmek yerine kendi toprağını kurma arayışının ürünüdür. Egemenin buyruğuyla Atina’dan sökülüp atılan Medeia’nın Asya’da kurduğu ittifak, zoraki göçün yarattığı boşlukta yeni bir otorite alanı tesis eder. Kaynakların üzerinde birleştiği nokta, Medos’un bu savruluşlar içinde bir "ulusun atası" olarak konumlandırılmasıdır; zira tarihin akışı, genellikle iktidarın bekasını sağlamak adına bireyleri birer köken mitine dönüştürerek sistemin çarklarına dahil eder. Medos, hem bir büyücünün hem de kralların kesişiminde, yönetilenlerin tarihsel belleğinde kendi egemenlik zincirini taşıyan bir halkın sembolüne dönüşür.
Silenos
Şöyle oturun bakalım minik yolcular, dizlerime yaslanın. Bakıyorum da gözlerinizde merak pırıltıları yanıyor. Size bugün, adını tarihin tozlu sayfalarından değil, koca koca dağların yankısından alan birinden, Medos’tan bahsedeceğim.

Medos dediğin çocuk, biraz karışık bir kumaştan dokunmuştur. Bazıları der ki; babası Atina’nın o meşhur kralı Aigeus’tur. Hani şu, oğluna kavuşamayınca kendini sulara bırakan kral... Ama annesi kim mi? Medeia. O ismi duyunca gökyüzü sakinleri bile bir irkilir. Medeia, elinden her iş gelen, otların dilini çözen, bakışıyla rüzgarı durduran o meşhur büyücü. Bir evin içinde hem krallık tacı hem de böyle tuhaf bir büyü gücü birleşince, o çocuk da pek yerinde duramamış elbette.

Başka bir rivayet ise, hani şu "aslına bakarsan" diyen tarihçiler var ya, onlar der ki: Medeia Atina’dan apar topar gönderilince, yanına biricik oğlu Medos’u da alıp uzak diyarlara, Asya’nın uçsuz bucaksız topraklarına doğru yola koyulmuş. Oralarda, güneşin doğuşunu ilk selamlayan krallardan biriyle yolları kesişmiş. Medos, işte o topraklarda, annesinin bilgeliğini ve kendi kudretini birleştirerek serpilen bir delikanlı olmuş.

Peki, neden mi anlatıyorum bunu size? Çünkü Medos sadece bir çocuğun ismi değil, koca bir halkın, yani Medlerin atası kabul edilir. Şöyle düşünün; bugün bizim içtiğimiz üzümün bağı nasıl kök salıyorsa, o da Asya’nın kalbinde öyle kök salmış. Bir yandan Atina’nın o keskin zekasını taşımış, diğer yandan annesinin mistik, gizemli dünyasından bir şeyler almış.

Kimi zaman bir saray koridorunda, kimi zaman bir çadırın önünde yıldızları izlerken bulmuş kendini. Bir yanı ana yurdundaki mermer sütunlara, diğer yanı ise Doğu’nun gizemli çöllerine ve dağlarına bağlıymış. Ne tam bir Atinalı ne de tam bir yabancı... İkisi arasında ince, pamuktan bir köprü gibiymiş Medos.

Hayat işte böyle çocuklar; bazen bir annenin sürgün yolunda yeşerttiği bir umut, bazen de koca bir ulusun isminin mührü olursunuz. Şimdi, gözlerinizi kapatın ve rüzgarın Asya bozkırlarından getirdiği o eski şarkıyı dinleyin. O şarkıda, Medos’un attığı her adımın izi var. Hadi bakalım, uykunuz geldiyse daha anlatacak çok şeyim var ama gerisini belki bir sonraki şafakta söylerim.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme