Gel otur şöyle yanıma minik dostum, üzerindeki tozları silkeleyelim ve sana uzak diyarlardan, güneşin ışığıyla parlayan bir kadından bahsedeyim. Adı Medeia.
Medeia, çok eski zamanlarda, güneşin gökyüzünde en sıcak gülümsediği yerlerden biri olan Kolkhis adındaki uzak bir krallığın prensesiydi. Onun damarlarında gökyüzü dostumuz Helios'un ışığı akardı. Kirke adındaki o meşhur teyzesi gibi, doğanın gizemli dillerini bilirdi; kuşların fısıltısını, otların şifasını ve rüzgarın nereye estiğini anlardı.
Bir gün, denizlerin ötesinden İason adında bir yiğit çıkageldi. İason, altın postu bulmak gibi zorlu bir işin peşindeydi. Medeia, o yabancıya yardım etmek için evinden, yurdundan ayrıldı. İnsanlar onu bazen hırçın bir fırtına gibi, bazen de çok derin ve hüzünlü bir deniz gibi anlatır. Bazıları onun neler yaptığını duyunca korkuyla irkilir, çünkü o bazen öfkesine yenik düşen bir kadın olurdu. İçindeki o büyük ateş, bazen etrafını yakıp yıkan bir kıvılcıma dönüşürdü.
Aslında o, çok uzaklardan gelen, kimsenin anlamadığı bir dilden konuşan, yalnız kalmış bir kadındı. İnsanlar ona bazen büyücü derler, bazen de sevgisi karşılıksız kalınca üzüntüden kararan bir kalp sahibi. Kendi evinden, toprağından uzakta, yabancı bir şehirde yaşamanın o buruk tadını damağında hisseden biriydi. Sanki biraz ferahlatıcı bir üzüm suyu yudumladıktan sonra gelen o tatlı sersemlik gibi, hayatı da hem çok parlak hem de bazen çok karışık olaylarla doluydu.
O, hem çok güçlü hem de çok yaralıydı. Kendi gücünü doğru kullanmayı bilemeyen, fırtınalı bir denizin ortasındaki küçük bir kayık gibiydi Medeia. Şimdi sen ona bakarken, sadece yaptığı hataları değil, aslında ne kadar çok şey bildiğini ama bunları paylaşacak huzurlu bir yuva bulamadığını da düşün. Hayat bazen böyledir evlat; çok yetenekli olsan bile, eğer kalbinde huzur yoksa, o yetenekler bazen en yakınındaki çiçekleri bile soldurabilir. Şimdi, hadi bakalım, git de biraz oyun oyna, bu masallar da burada kalsın.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar, 'Güçlüler' ve krallar hata yapmazmış gibi davranırlar. Ama ben Silenos, yılların ağırlığı ve bir yudum altın sarısı şarabın neşesiyle sana şunu söyleyeyim: Tarih, sadece kazananların kendi hatalarını saklamak için yazdığı koca bir yalandır.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler: Medeia'nın Çığlığı
Herkesin 'korkunç büyücü' diyerek parmak salladığı Medeia’yı duydun mu? Bak evlat, o aslında sadece büyük bir sistemin çarkları arasında ezilen, özgürlüğü elinden alınan bir kadındı. Kolkhis Kralı Aietes'in kızı, Güneş soylu bir prensesti. Ancak babasının hırsı ve kralların oyunları, onu kendi evinden koparıp yabancı bir diyara sürükledi.
İnsanlar onun yaptıklarını anlatırken, neden bu hale geldiğini hiç sormazlar. İason denilen o adam, kendi krallığını geri almak için Medeia’nın zekasını ve büyü gücünü bir kalkan gibi kullandı. İşine yaradığı sürece ona 'sevgili' dendi, ama İason tahtın sıcaklığını hissettiği an Medeia’yı bir 'yabancı' olarak dışladı. O, güçlülerin kurduğu düzende sadece bir piyondu; bir kralın ihtirası uğruna vatanından edilmiş, sonra da aynı adam tarafından aldatılmış bir insan.
Onun hikayesindeki o hüzünlü ve kanlı sahneler, sana bir vahşet gibi görünebilir. Ancak bu, bir insanın köşeye sıkıştırıldığında nasıl bir çaresizliğe sürüklendiğinin sessiz çığlığıdır. Kirke gibi doğanın gizemlerini bilen, Hekate gibi karanlığın dengesini koruyan bu kadın, aslında kendisine dayatılan kurallara karşı en büyük başkaldırıyı yaptı. Kimse, özverisinin karşılığında hor görülen bir kadının kalbinin nasıl bir ateşe dönüşebileceğini hesaba katmadı.
Gerçek şu ki evlat; krallar, kraliçeler ve o görkemli sarayların sahipleri, kendi güçlerini korumak için Medeia gibilerini 'canavar' olarak damgalarlar. Çünkü bir kadın, bir piyon olmayı reddettiğinde, sistemin tüm düzeni sarsılır. Medeia'nın hatası değil, Medeia'yı o hatayı yapmaya zorlayan dünyadır asıl suçlu olan.
Şimdi bir düşün; birine sürekli 'yabancı' ve 'kötü' dersen, o kişinin artık dünyayı kendi kurallarına göre yakmaktan başka ne şansı kalır? Sır burada işte: Herkesin 'canavar' dediği kişi, belki de sadece kuralları yıkan bir özgürlük arayıcısıdır.