Thesauros Mythology Maron

Maron

Maron

Apollon rahibi ve şarap ustası Maron; Dionysos’un sırdaşı, Odysseus’u kurtaran o eşsiz bal şarabın sahibi, neşeli ve kadeh tutkunu bilge bir ihtiyardır.

Trakya’nın İsmaros şehrinde Apollon’un kutsal temsilcisi olan Maron, Odysseus’un yağma seferinde rotasının üzerine düşer. İktidarın kılıcı şehri yerle bir ederken, rahibin hayatta kalması bir lütuftan ziyade, hegemonik bir alışverişin, yani koruyucu ile korunana biçilen statü farkının sessiz bir kabulüdür. Odysseus’un bu "saygısı", aslında ele geçirilenin değerini kendi çıkarları için tahkim etme biçimidir. Rahip, özgürlüğünü ve yaşamını güvenceye almak adına, dönüştürücü gücünü elinde tuttuğu o tanrısal, su katılmamış kırmızı şarabı yağmacıya sunarak boyun eğmenin ritüelini gerçekleştirir.

Bu şarap, Polyphemos’un tek gözünü kör eden stratejinin yakıtıdır. Zira hükmetme arzusuyla hareket edenler, bir başkasının zihnini bulandıracak olanı, yine bir başkasının el emeğinden çekip alırlar. Homeros’un betimlediği o yedi talant altın, gümüş sağraklar ve kokuyla yükselen içki, bir rahibin iktidar sahiplerine sunduğu teslimiyetin maddi ve manevi bedelidir; her yudumda yükselen o "tanrısal koku", aslında tahakkümün yarattığı sarhoş edici karanlığı gizleyen bir perdedir.

Tragedya geleneği, Maron’u Dionysos’un soyundan gelen, Silenos’un yoldaşı bir figür olarak konumlandırır. Kimi anlatılar onu, kendi iradesi dışında titreyen gövdesini şarabın yarattığı geçici güçle telafi etmeye çalışan, ancak bu yolla sistemin bir parçasına dönüşen ihtiyar bir figür olarak resmeder. Roma’da bir çeşmeye kazınan "ayyaş" silueti, aslında iktidarın kıyısında hayatta kalmaya çalışırken kendi gerçekliğini kaybeden, tahakkümün altında silikleşen bir isyanın, uyuşturulmuş bir hatırlatıcısıdır.
Silenos
Hadi bakalım, yaklaşın şöyle ateşin başına. Biraz soluklanın, kemiklerim sızlıyor ama sizin o meraklı gözlerinizi görünce her şeyi unutuyorum. Size, pek az kişinin bildiği, güneşin altın sarısı parıltısını üzüm salkımlarına hapseden o yaşlı dostumdan, Maron’dan bahsedeyim.

Eski zamanlarda, Trakya’nın rüzgarlı kıyılarında, İsmaros şehrinde yaşardı Maron. Kendisi Apollon’un sadık bir rahibiydi; elleri titrer, beli hafifçe bükülürdü ama gözlerindeki o muzip ışık hiç sönmezdi. Bir gün, o meşhur gezgin Odysseus yolları şaşırıp bizim kıyılara demir attığında, ortalık biraz karıştı. Kılıçlar çekildi, toz duman birbirine girdi. Ama Odysseus, o kurnaz adam, Maron’daki bilgeliği gördü. Onu yağmalayıp kılıçtan geçirmek yerine, baş tacı etti.

Maron da bu nezakete kayıtsız kalmadı tabii. Sandıklarını açtı; içine yedi talant ağırlığında saf altın, pırıl pırıl gümüş sağraklar koydu. Ama asıl hazine, o özenle sakladığı testilerdeydi. Hani o bal gibi tatlı, koyu kırmızı olan... Öyle bir içkidir ki o, tadına bakan dünyadaki tüm dertlerini bir anlığına unutur. Maron, Odysseus’a o içkiyi verirken göz kırpıp şöyle dedi: "Dikkat et evlat, içine yirmi ölçek su katmadan sakın içme. Yoksa gökyüzü sakinleri bile baş dönmesinden yerinden oynar!"

Odysseus o testileri aldı, yola koyuldu. İleride, o devasa ve tek gözlü Polyphemos ile karşılaştığında, işlerin ne kadar sarpa sardığını biliyorsunuz. İşte o karanlık mağarada, canını kurtaran şey ne kalkanı oldu ne de kılıcı; Maron’un o efsanevi, kokusuyla büyüleyen içkisi oldu. Tepegöz'ü öyle bir sarhoş etti ki, devin o tek gözü artık sadece tatlı rüyalar görmeye başlamıştı bile.

Bazıları benim gibi, Maron’un Dionysos’un soyundan geldiğini söyler. Doğrudur da! Benim kadim yoldaşım olur kendisi. Bazen sorarlar; "Silenos, neden Maron’un eli ayağı titriyor?" diye. Gülüp geçerim. O, dünyevi işlerin ağırlığını taşıdığı için titrer; ama o kırmızı iksirle buluştuğu an, içindeki neşe sanki Olimpos Dağı’nın zirvesinden esen bir rüzgar gibi onu yeniden kanatlandırır.

Roma’da onun adına bir çeşme yapmışlar; su yerine neşeyi simgelesin diye. Şimdi gidip bir kenarda sessizce oturuyor, gökyüzü sakinlerinin bahçelerinde eski dostlarıyla şakalaşıyordur kesin. Unutmayın, bazen en güçlü kalkan, nazik bir kalbin sunduğu bir yudum dostluktur. Hadi, şimdi biraz uyku vakti; rüyalarınızda o üzüm bağlarının mis kokulu rüzgarları sizi bulsun.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme