Bak evlat, kulak ver şimdi; sana anlatacağım hikaye, rüzgarın en sevdiği yer olan Ege’nin o masmavi sularında geçer. Zamanın tozlu sayfalarında ismi Makar olarak geçer ama o sadece bir kral değil, bir dönemin kaşifidir. Kimi ozanlar onun gökyüzü sakinlerinin en parlak yüzü olan Helios’un oğlu olduğunu söyler, kimileri ise şimşeklerin efendisi Zeus’un soyundan geldiğini fısıldar. Ama asıl hikaye, büyük sular durulup da dünya yeniden kendine geldiğinde başlar.
Makar, yanında cesur İonyalı yolcularla birlikte bir gemi dolusu umutla yola çıkmıştı. Uzak diyarlardan gelip bugün Midilli dediğimiz, o zamanlar ise sessiz birer inci gibi duran adalara ayak bastılar. Makar öyle boş duran bir adam değildi; gittiği her yeri bir yuvaya, her tenha sahili bir yerleşim yerine çevirdi. Derken, Lapithes’in oğlu Lesbos adaya çıkageldi. Kimi lider olsa “Burada sadece benim borum öter” der, kılıçlar kınından çıkardı. Ama Makar öyle yapmadı; o, bilge bir adamın nezaketiyle Lesbos’u karşıladı ve güçlerini birleştirdiler. Adaları beraber yönettiler, dostluğun taştan kalelerden daha sağlam olduğunu herkese gösterdiler.
Bu yaşlı gözler ne krallar gördü ama Makar’ın en büyük hazinesi toprakları ya da gemileri değildi; o, kızları Methymna ve Mytilene idi. İki güzel çiçek gibiydi ikisi de. Zamanı gelince Methymna, Lesbos ile hayatını birleştirdi. Bugün adanın o güzel şehirlerinden biri, ismini o zarif kızın hatırasından alır. Kız kardeşi Mytilene ise bir başka şehre, adanın gelecekteki başkentine adını verdi.
Yani anlayacağın evlat, bugün bastığın topraklarda, baktığın o şehirlerin isimlerinde sadece taş ve toprak yok; Makar’ın cesareti, Lesbos’un dostluğu ve iki genç kadının tarihe kazınan isimleri var. Hayat bazen kadehinden dökülen bir damla neşe gibidir; nereye düşerse orayı güzelleştirir. İşte Makar’ın yaptığı da tam olarak buydu. Şimdi, haydi bakalım, güneş batmadan biraz daha dolaş; belki denizin sesinde Makar’ın gemilerinin o uzaklardan gelen uğultusunu duyarsın.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Diz çöktüğümüz o krallar, hani şu altın tahtlarda oturanlar, aslında sadece kendi rüzgarlarını estirmek için dünyayı bir oyun bahçesine çeviren hırslı çocuklardan farksızdırlar. Bugün sana, tarih kitaplarının "uygarlaştırıcı lider" diye göklere çıkardığı Makar’dan bahsedeceğim. Ama kulağını iyice yaklaştır, çünkü gerçekler genellikle saray duvarlarının ardındaki tozlu koridorlarda gizlidir.
Makar denilen bu adam... Kimileri onu gökteki Helios’un, kimileri ise şimşeklerin efendisi Zeus’un soyundan geldiğini fısıldar. Neden mi? İnsanların, yönetenlere itaat etmesi için onların kanında kutsal bir kıvılcım olduğunu sanmaları gerekir de ondan. Bir zamanlar yeryüzünü yıkayan o büyük Tufan’dan sonra, Makar kendine bir paye biçti: İonyalı göçmenleri ardına takıp adalara "yerleşti." Bak güzel evladım, tarihçiler buna "yerleşmek" der ama o, toprağın asıl sahiplerini görmezden gelmekten başka bir şey değildi. O adalar boş muydu sanıyorsun? Sadece Makar’ın gözü o kadar hırslıydı ki, orada yaşayanların sesini duymak işine gelmedi.
Sonra o meşhur Lapithes’in oğlu Lesbos geldi. Krallar, birbirlerinin gücünü tanıdıkça daha da büyürler. Makar ve Lesbos, adalarda kendi küçük krallıklarını kurdular; birbirlerine topraklar bahşettiler, sınırları çizdiler. Peki, ya kızları? Methymna ve Mytilene... O koca krallar, kendi isimlerini tarihe kazımak için kızlarını birer diplomatik anahtar gibi kullandılar. Methymna, Lesbos ile evlendirildi; Mytilene ise şehrin temeline adını bıraktı. Onların isimleri bugün şehir tabelalarında yaşasa da, kendi hikayelerinde kendi kararlarını verebildiler mi, yoksa sadece birer miras aracı mıydılar?
Hülasa sevgili dostum, hayatta en büyük yanılgı, gücü elinde tutanların kurduğu düzenin "doğal" olduğunu sanmaktır. Makar bir kraldı, belki evinde oturup bilgece bir neşeyle hafif bir şarap yudumlamış olabilir; ama o şarabın kadehinde, kendi çıkarları uğruna sessizliğe gömülen binlerce insanın hüznü vardı. Bir gün kendi tahtının peşinden gidenlere rastlarsan, onlara şunu sor: "Peki, senin bu hırsın, kimin hikayesini sessizliğe gömüyor?"
Yıldızlar, kralların taçlarından daha parlaktır ve inan bana, toprağın altında kimin soylu, kimin göçmen olduğu asla konuşulmaz. Sadece huzur, sadece sessizlik kalır.