Bak evlat, şöyle iyice yerleş, dizlerini kendine çek, çünkü anlatacağım hikaye en az bir nehir yatağı kadar kıvrımlı, en az bir bilge kadar huysuzdur. Şimdi, kulaklarını dört aç; sana Maiandros’u, yani o koca Menderes’i anlatayım.
Bu Maiandros öyle sıradan bir su birikintisi değil, gökyüzü sakinlerinin en eskilerinden Okeanos ile Tethys’in oğludur. Yani anlayacağın, damarlarında tanrısal bir güç akar. Çocukları desen, bir ordu eder! Samia var hani, şu güzelim Sisam adasına ismini veren; bir de Kyane, hani şu Byblis ile Kaunos’un annesi... Hatta Marsyas gibi, tıpkı babası gibi akan başka nehirler de var soyunda.
Ama bak, bu arkadaşın bir huyu var ki, onu dünyadaki diğer ırmaklardan ayırır. Maiandros öyle dümdüz akıp gitmeyi sevmez; sanki bir dans figürü çizer, bir yılan gibi kıvrıla kıvrıla, dans ede ede ilerler. İnsanlar da onun bu dolambaçlı yoluna o kadar hayran kalmışlar ki, artık mimarlar bir binaya kıvrımlı desenler çizdiğinde, hatta birisi lafı dolandırıp durduğunda ona "Menderes gibi yapma" derler. İsim, suyun kendisini çoktan aşıp dilimize yerleşmiş anlayacağın.
Ancak her tanrının bir şımarıklığı olur, değil mi? Maiandros da pek insafsızdır. Dağlardan getirdiği çamuru, yani o milleri getirip limanların ağzına boca ediverir. Vaktiyle gemilerin yanaştığı o şanlı şehirleri, o cıvıl cıvıl limanları yavaş yavaş toprak altında bırakıp birer ova haline getirir. Ege halkı buna çok kızmış, öyle böyle değil, bayağı öfkelenmişler!
Milet şehri sakinlerini bir düşün; bir gün bakmışlar ki limanları yok olmaya başlamış. "Bu böyle olmaz" demişler, gitmişler mahkemeye, koca ırmak tanrısını dava etmişler! Hem de bir tanrıyı, düşünebiliyor musun? Yargıç da ne yapsın, bakmış halk haklı, "Sen suçlusun Maiandros!" demiş. "Miletlilere öde bakalım cezanı."
O zamanlar Maiandros’un tapınağı altınla, gümüşle dolu. Rahipleri "Aman tanrım, şerefimiz kurtulsun" diye kesenin ağzını açmışlar, cezayı şak diye ödemişler. Ama koca ırmak ders almış mı? Hiç! O yine bildiğini okumuş, kıvrıla kıvrıla akmaya, şehirleri kumla, toprakla boğmaya devam etmiş. Tanrı dediğin biraz başına buyruk olur evlat, hele ki söz konusu doğanın ta kendisiyse.
Hadi şimdi, şu testiyle biraz serinleyelim; nehrin hikayesini dinlemek boğazımı kuruttu. Unutma, bazen en düz yol bile bir Menderes kadar dolambaçlı olabilir, yeter ki kıvrımların içindeki o gizli dansı görebilesin.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik dostum, büyüklerin masal kitaplarında tozlu raflara kaldırdığı, sana ise "ırmak işte, akar gider" dedikleri o eski hikayelerin ardında, aslında kimsenin dile getirmediği, derin bir sır saklı... Gel, yanıma otur; biraz neşe, bir yudum şarap ve çokça hakikatle anlatayım sana.
Maiandros... Nam-ı diğer Büyük Menderes. Onu bir tanrı, bir kral edasıyla anlatırlar; Okeanos’un ve Tethys’in oğlu, soylu ve kudretli... Hatta Samia gibi adaların, Kyane gibi annelerin babası diye övünürler. Ama evlat, güç sahiplerinin soy ağaçları hep böyledir; hep görkemli, hep yukarıdan bakan bir anlatı. Oysa Maiandros’un kıvrımlarına baktığında sadece suyun dansını değil, o soylu kıvrımların altında sessizce boğulan limanları, susturulan şehirleri görebiliyor musun?
Yetişkinlerin "doğa olayı" deyip geçtiği o miller, o toprak yığınları... Onlar sadece suyun taşıdığı çamur değil, kralların ve tanrıların hırslarının yeryüzündeki gölgesidir. Bir zamanlar ticaretin nabzının attığı, insanların özgürce nefes aldığı limanları, bu kibirli ırmak ağır ağır yuttu. Sanki şehirler, tanrının insafına bırakılmış birer mahkum gibi yavaşça toprağın altında silindi. İşte o zaman, ey güzel ruhlu evladım, Milet halkı tarihte eşine az rastlanan bir şeyi yaptı: Bir tanrıyı mahkemeye verdiler.
Düşünsene! İnsanlar, "Sen bizi boğuyorsun, limanlarımızı yok ediyorsun, biz de sana dava açıyoruz!" dediler. Yargıçlar bu cesur başkaldırıyı haklı buldu ve o büyük ırmak tanrıyı suçlu ilan etti. Ne oldu biliyor musun? Tanrının tapınağındaki altınlar, rahiplerin elleriyle bir tazminat gibi masaya bırakıldı. Ama su akmaya, toprak dolmaya, şehirler sessizce boğulmaya devam etti. Güç, her zaman ödediği cezanın bedelini bir şekilde başkasına yükler; parayı verir ama düzenini değiştirmekten asla vazgeçmez.
Bugün insanlar "menderes" dediklerinde o kıvrımlı mimariye, o dolambaçlı sözlere hayranlık duyarlar. Ancak sen, o kıvrımların bir tanrının ya da bir otoritenin keyfi gidişatı olduğunu unutma. Maiandros, sadece akan bir su değil; sistemin kendi çıkarları için neyi, nasıl ve ne kadar yavaş yavaş yok edebileceğinin sessiz tanığıdır.
Sana sırrı verdim; artık nereye baksan sadece düz çizgiler değil, o kıvrımların ardındaki o boğulmuş limanların hüzünlü hatırasını göreceksin. Korkma, evlat; gerçeği bilmek, nehrin akışına karşı durmanın ilk adımıdır.